11 Kasım 2011 Cuma

Bir oku sen. Çok eğleneceğiz.

Buraya ne yazarsam yazayım dinlediğim şarkının etkisi var, ilk olarak bunu söylemeliyim.
ve de.
Selam.

Sonunu göremediğimiz, gidişatını bilmediğiniz o koca boşluğa hızlıca koşmayı neye benzetebiliriz?
aşık olmak?
kötü arkadaşlar?
alışkanlıklar?
greyfurt. ha!?

Ne zaman aşık olsak -olsakderkenblogdaşlarımdanbahsediyorum- sonu hüsran oluyor. güvenmek yok, yok güvenmek, güvenmek olamaz, olamaz güvenmek gibi modlara giriyoruz. Hangi arkadaşımıza güvensek bize kazık atıyor güvenir miyim lan senin gibi dosta ben bir daha gibi söylemecelere başlıyoruz. Sonu nereye gidiyor bu koşunun? Sonunu kestiremiyorduk ya. Söyleyeyim. Alışkanlıklara.
Değiştiriyoruz o abur cubur genellemelerimizi.

burada müzik değişti , duygusal olamayacağım.

Ben nereye gidersem gideyim beni hiç yalnız bırakmayan şey nedir biliyor musunuz?
flash diskim.
böyle yazınca da kötü oldu.
İçinde bir sürü ben var.
Her türlü ben.
Bir de ben'in arkadaşları var.
Onlar da her türlü.
Seviyorum ben bir de onları.
eski sevgilimin de fotoğrafları var. nasıl geldiler oraya bilmiyorum ama benim bir suçum yok.
seviyorum derken, eski sevgilimi değil, ben'in arkadaşlarını seviyorum.
http://fizy.com/#s/151dl2 konu eski sevgili olunca aklınıza bu şarkı gelmesin ama ben şu an bunu dinliyorum yani. ihi.

Her erkek öküz olamaz. 
Siz erkekler!
Size sesleniyorum.
Eğer bir kız size öküz diyorsa, şartlar uygunsa o kızı kaçırmayın derim. 
Çünkü bir kız sadece hoşlandığı çocuğa der o kelimeyi.
ne garip, arım balım peteğim. iç benliğim şu anda dağda bayırda Heidi gibi koşuyor, durdurabilene aşk olsun. Aşk olsun ama yani. Evet aşk olabilir.
evvet beeğ!
Özgürlüğün getirdiği boşluk var üzerimde. Her şeyi yapabilir ama bir o kadar da yapamazmışım gibi geliyor. Mesela...şey... 
Mesela.
vallahi bilmiyorum kendimi çok hazırlıksız yakaladım.

Neyse.
Ben aşık olursam bilirsin. Ben seversem bilirsin. Eğer biliyorsan da bilmiyor gibi yapabilirsin. Çünkü hayatımda istediğim en son şey (buaralar) yeni başlayacak olan ilişki.
Adını güvensizlik koyabilirsiniz.
ama
Ben adını zaman koydum.
Bir de
öptüm.

kendime not: bol bol su iç, telefonunu şarja tak, az durum güncelle, tivitlerini umursama. bir de lövöbada 50dakikadan az durmaya çalış. üşüteceksin meaazaallah.
sana not      : beni sevebilirsin, iyi anlaşırız. Ben seni güldürürüm.
marslıya not: neredesin sevgilim, seni beklerken ağaç oldum.
fotoğrafa not:ya kimseyi öpmediysek haaaaccı!
bay...


9 Kasım 2011 Çarşamba


bazen tanıyamazsın.
kapılarını öyle kapatır ki tanımak için adım bile atamazsın.

bazen tanımak istemezsin.
tanıtmak için öyle çabalar ki tanınmaz hale gelir.

bazen tanımazsın.
öyle ya. hiçbir çekici hali kalmamıştır. belki de hiç yoktur.
umurunda bile değildir.

bazen tanırsın.
ne olduğunu anlar, gözündeki değerini tekrar gözden geçirirsin.

bazen tanınmazsın.
karşındakinin çıkarları o gün için seninkilerle uyuşmamıştır.

bazen tanınamazsın.
kendini insanlardan öyle çekersin ki kimse sana ulaşamaz.

Keşke tanınamaz hale gelse bugün bütün duygular. Ve beraberinde insanlar.


6 Kasım 2011 Pazar

2kelime




















http://fizy.com/#s/3wjwck


Ne kadar ucuz bir cümleymişsin sen böyle.
Herkesin ağzındasın.
Çocuğun, ukalanın, seni bilmeyenin...yalancının.
Biliyor musun? İki günlük ilişkiler de bile iki yüz defa söyleniyorsun.
Harcanıyorsun.
günümüzdeharcanıyorsun.
Seni duymak istemiyorum artık.
Biri seni bana söylediğinde tiksiniyorum biliyor musun?

Kızma bana.
Çok kullanıldın sen.
Senin yüzünden kaç kez yanıldım ben.
Önüne gelen senden bahsediyor...yanlış mıyım.

Ne olur.

Seni seviyorum demeyin bana.
Lütfen.
O cümleyle gelmeyin bana.
Çünkü artık bağışıklık edindim o iki kelimeyi.
Sevmiyorum.
oikikelimeyi.

5 Kasım 2011 Cumartesi

onsek'izmiş



http://fizy.com/#s/20rov6
Eğer
ben 85 yaşında olsaydım
birçok duyguyla dolmuş, çoğu şeyi yaşamış olurdum. Bir sürü kırgınlıklarım, gerçekleşmemiş hayallerim, sevdiklerim, sevemediklerim olurdu..Torunlarım olurdu belki. Yüzümün kırışıklığının saklayamadığı gülücüklerim olurdu. Belli belirsiz çillerim olur hatta bembeyaz saçlarım olurdu.
ben 65 yaşında olsaydım
kaygılarım olurdu. Kendim için değil, sevdiklerim için kaygılanırdım. Yaptığım hatalarla onların da karşılaşacaklarını düşünüp ah ederdim.
yaşım 60 da olsa 50 de olsa aynı altmışbeş yaşımdaki gibi düşünürdüm.
30larımda olsaydım.
Kimsenin yıkamayacağı duvarlarım olurdu. Gerçeklerim olurdu kendime göre. Yanlışlarım da olurdu tabii kimilerine göre. 30 demek çok şey demek olurdu. Önümdeki koca geleceğin ilk sağlam temellerini atıyor olurdum. Ürkek olmazdım mesela. Güvenmezdim de öyle herkese. Her gülen yüzü de sevmezdim yine.
Öyle her isteyen hayatıma girip çıkamazdı. Hayallerini hayallerimle kıyaslayamazdı. İzin vermezdim.
...
...
...
Maalesef.
Gerçek şu ki.
Ne 85 ne 65 ne de 30umdayım.
Ben dolu dolu onsekiz'imdeyim.
Çok hayallerim var daha. Tanımam gereken çok fazla insan var.
Bir sürü şey var.

Öğrenmem gereken davranışlar var.
Gülerken içi acıyan insanları, ağlarken içi gülen insanları önceden kestirmem lazım. bunekadarmümkün?


Sevmemem gereken insanlar.
Sevmem gereken insanlar.
var...
sevmeyibileninsanlaraihtiyacımvareğerbütünmeselesevmekse..


Bir şeyler öğreniyorum ben.
Biriyle.
Biri olmadan.
İyi ya da kötü.
Bir şeyler öğrendim ben.

görebiliyorum ben.
gerçekten.


29 Ekim 2011 Cumartesi

ben sade içebilirim kahvemi



Merhaba çok sayın okuyucular.
Mesela çok farklı şeyler olmuyor. Farklı insanlar gelip gidiyor ama aynı şeylerle geliyorlar sonra aynı bir öncekiler gibi gidiyorlar.İnsanlar,durumlar,arabalar,aşklar...hisler..
Mesela merak etmiyorum.
Mesela koklamak istemiyorum.
Mesela yemek istemiyorum.
Mesela şerbet bile çekici gelmiyor.
Mesela.
Mesela içmek istiyorum. taze sıkılmış portakal suyu olsa iyi gelebilirdi.
Bu arada.
Bayramlarda küsler barışırmış.
Ben en son bayram mesajımı geçen bayram atmıştım. Barışmıştık.
Sırayla oluyorsa bu işler..

Bu arada penti reklamlarından öğk gelir oldu. Neden acaba?

Bir şey sorabilir miyim?
Eğer hiç görmediğiniz bir insan olsaydı.
Mesela babanız...
Siz doğmadan önce bir trafik kazasında ölmüş olsaydı.
ya da.
Anneniz. Sizi daha hiç tanımak istemeden bırakmış olsaydı.
Mesela.
Mesela yani.
Hiç tanımadığınız insanı nasıl rüyanızda görürdünüz?
Rüyanızda gördüğünüz kişinin gerçekten o hiç görmediğiniz insan olma ihtimali ne olabilir?
size soruyorum.
ben de bilmiyorum.
bilen varsa söylesin yani.

18 Ekim 2011 Salı

herkes yapabilir, evinizde uygulamaya başlayabilirsiniz






http://fizy.com/#s/2b7lwp

Yalnız olduğunu mu düşünüyorsun mesela, neden böyle düşünüyorsun?
Seni terk mi etti.
Seni terk mi ettiler.
Eğer ortada bir terk ediş varsa emin olabilirsin yalnız olmadığına.

Sebebi ne bu halinin? Üzüyorsun bak kendini.
Neden yapıyorsun ki bunu daha güzel eğlenebilmek varken neden kapatıyorsun kendini insanlara. Hiç denedin mi kendini tamamen açmayı? Bir kez olsun kendine dürüst olabildin mi?
Ben böyle istiyorum arkadaş, böyle olsun istiyorum diyebildin mi, dedikten sonrada birazcık cesur davranabildin mi?

Beni sevmelerine ihtiyacım yok ki en ufak güzel sözlerine kanayım. Ben sevebiliyorum ya; insanları, bu şehri (bile), müziği ya da öküzleri. Dahası mı var? Sevebiliyorum sonuçta. Bir şekilde bunu başarabiliyorum ve önemli olan da bu değil mi zaten.
Söylesene.
Ne ihtiyacım var beni sevdiklerini yapmacık bir şekilde söyleyenlere?

Ben gülerek uyanabildiysem bugün, sen de uyanabilirsin gülerek.
Zor şey değil be gülmek.
Cidden bak.
İstediği kadar kırıştırsın yüzünü. Ne olmuş yani gülmekten yüzün kırışmışsa?
Ne olmuş yani sen gülerken onlar senin için kötü düşünmüşse, seni itici bulduysa?
Sonuçta herkesin herkesle ilgili bir lafı olduğu bir dünyada yaşamıyor muyuz.

Sevebiliyorum.
Gülebiliyorum.
İnsanların iki güzel lafına inandıklarımdan vazgeçmiyorum.
Bir şey de kaybetmiyorum.
Ne yani siz yapamaz mısınız bunu?
Bence başlayabilirsiniz bir yerlerden....bugünden....
Ben de size eşlik edebiliyorum.

Evet.
Bence bunu yapabiliriz.
:) :)

bu karışık bir yazı okuma bence

Mesela görmek istemeyiz bazen gözümüzün içine soksalar da. Neden böyle girdim konuya bilmiyorum ama alakası yok söyleyeceklerimle.
Bazen öyle bir şey olur hani deriz ya 'yokartık'. Aynen öyle yani 'yokartık'
Dünya küçük derlerdi de inanmazdım.
Şimdi çok saçmalamadım biliyorum ama bir bilseniz ah bir bilseniz.....

zort diye geçiyorum burayı.
İstanbul karanlıktı bugün birkaç saat ve soğuktu benim her şeyi sıcak hissetmeme karşılık. İnsanlar da öyle zaten. Öyle zaten derken sıcak değil yani bildiğin soğuk. Herkes işine geldiği şekilde davranıyor birbirine bu şehirde, çıkarı yoksa gülmüyor bile. Böyle insanlar nefes bile almasa keşke.


Ben özledim diyebilseydim biraz cesaret edip; o kadar kişiye söylemem gerekecekti ki bunu. Korktum ben de söylemedim zaten. Özlendiklerini bilmedikleri için özlemiyorlar belki de.
ilk defa bu kadar karışık ve saçma yazıyorum.
Bazen üzülüyorum; keşkelerimin içinde olduğu için. Sonra da olması gereken buydu; ben yapamazdım o yaptı diyorum.Teselli de etmiyorum kendimi. Hatta açıkçası mutlu bile sayılırım. Çünkü hatalı değildim gidişinde. O mutluydu gittiğinde ben de mutluyum şimdilerde. Hatta aklıma bile gelmiyor, bu boş gecelerin dışında. Olması gereken de buydu değil mi?
rahatsız oluyor musun sana sesleniyorum diye? YİNE.


Üniversite denen şey çok güzel biliyor musun?
Yeni insanlar güzel.
Umutlar bile güzel.
Kendimi şimdilerde 50lerde hissetmiyorum mesela. Düşün ne kadar karamsar yapmışsın beni.
Ya da düşünme.
Ben de düşünmüyorum ne de olsa artık.
Kimsin?
Umrumda bile değilsin.

Ayrıca söylemeden de edemeyeceğim.
Artık nötrleştim sayende ilişkilere.
Teşekkür ederim.

Hava da yeni bir aşk kokusu falan da yok.Değiştin deme. O şey çok zor ve bu saçma şehirde kimse aşık olmayı bilmiyor. İnsanlar duygularını başka yerlerinde yaşıyor ve sonrada yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar. Öyle işte.
Senden kalan tek şey düzensiz uykularım. Belki yazarsın diye beklerken, içine ettiğim düzenim. düzen?


Şöyle oluyor ki; senin yapamadığını, cesaret edemediğini illa biri yapacak,edecek. cek cek cek. Ne zaman bilmiyorum ama ben seveceğim. Hem de çok. O da her kimse artık. O da beni sevecek. Belki içimdeki çocuğu da sever, senin aksine ? Öptüm canım.

11 Ekim 2011 Salı

Yalancı çizgi film karakteri.

Ne için kendimizi küçük düşürürüz ki?
Etrafımızda bir sürü bizi seven insan varken neden biri sevmeyi beceremedi diye hayata küseriz?
Küsmüyorum artık.
İnsanlar önüne bakmayı bilmeli. Ben de öyle yapıyorum.
Mesela yarın arkadaşlarımla buluşup güzel bir gün geçiriyorum.
Gözümde büyüttüğüm kadar olmadığını biliyorum.Sevilmeyi de hak etmiyorsun.
Neyse.
Umurumda da değilsin artık.
He nefrette etmiyorum. Hatta tek güzel kelimene bile bakarım. Çocuğum sonuçta.
Bir kez daha neyse.
Herkes reddedilir.
Ben istedim.
Sen reddettin. Sana kızmıyorum. Herkes herkesle olmak zorunda değildir.
Tıpkı sen gibi. ben gibi. biz gibi.

8 Ekim 2011 Cumartesi

O farkında değilken onu öyle sevmişim ki , ben farkında bile olmadan o beni hiç sevmemiş.


Neydi bu?
İnsanların hayatlarından çıkış tarzın bu muydu senin?

Demek ki diğerlerine de böyle yapıyordun. Bitirmek istediğin bir neden olmadığı için aniden bu sondu diyordun..Belki de kendimi farklı hissettiğim için üzülmüştüm bu kadar, çünkü senin gözünde ben diğerleriyle aynıydım. Hatta çocuktum..

Kıskandım. Çünkü sevdim.
Sonra sevdiğim için mi kıskandığım için mi bilmiyorum ama çocuk oldum. Gereksiz triplerim oldu mesela benim.
Mesela rol yapıyor oldum. Garip. Neden hiç tanımadığım bir insana rol yapacaktım ki? Ya da onu gerçekten sevmiş olmam neden rol olması gerekiyordu ki?

Gerçekten bir neden mi yoktu yoksa ben mi bir yerlerde hata yapmıştım?
Evetse.
Neredeydi hata?
Saatlerce düşünüyorum ama yinede bulamıyorum nedenini. Biliyorum artık düşünmeden yapamam.
O kadar açık bırakarak kapattın ki kapılarını...
Ne gelebilirim arkandan ne de sorabilirim tekrardan.
Çok şey de değildi.
Benim gibi sevmeni de istememiştim ki senden. Hakkım da yoktu ki. Farkım da yoktu tabi.

Koskoca belkim var sana karşı. Hiç olmayacak belkim var. Seninle dolu belkim..
Biraz net olsaydın keşke..
Keşke biraz değerli olduğumu hissettirseydin.

En çok canımı da ne yakıyor biliyor musun?
Aklına gelmemem için o kadar kalabalık ki etrafın. Bu çok korkunç. Ve düşündükçe daha da korkunçlaşıyor.
Çok mu safım ?
Değiştiğimi söylerken değiştiğinin farkında mıydın?

Sadece özledim. 


İmkansız olman o kadar üzüyor ki beni. 
Bir daha duyamamak sesini. 
Görmemeye bile razıydım.


Ben senin için hiçbir şeydim ama sen benim için çok şeydin.

Neyse.
Ya ortada koca bir yanlış anlaşılma var ya da bu da senin gidiş tarzın..
Üzgünüm. Haddimi aştım seni severek..





bugün

Yazmak için oturmadım bilgisayarın başına ilk defa. Onun gibi.
Onun için oturdum şimdi bu yazının karşısına.
Belki yazdıklarımın arasında en samimi yazım olacak bu. Çünkü şu an bunların etkisini yaşıyorum ve seneler sonra ilk defa biri sayesinde kendimi o 'aşk' denen illete kapatıyorum.
Çünkü.
Bitiyor.
Yeni ortamdayım. Benle ilgilenen insanlar, sohbetimi seven hatta ben gülerken bana eşlik edip gülmeyi seven insanlar var. Hiçbiri dikkatimi çekmiyor, dikkatimi çekmeleri gerekirken.
Eski ben olsaydım. Hoşuma giderdi.
Şimdi hoşuma gitmiyor, çünkü aklımda birkaç aydır tek insan vardı. Hiç tanımadığım hatta hiç tanıyacağımı düşünmediğim insan.
Belki benimle öylesine konuşan, belki benimle konuşurken başka birisini düşünen..
Salak gibiyim.
gibi miyim?
öyleyim.
En büyük keşke-mi kaybettim. Daha kazanamadan kaybettim.
Hemde tek istediğim şeyin kısa bir neden'in cevabını vermesini beklerken.
Çok şey olamaz değil mi; sebebi söylemek?
Çokta zor olamaz değil mi?
İlk defa bir yazıyı yazarken ağlıyorum. İlk defa cümlelerin bir önemi yok benim için.
İlk defa gözüm telefonumdayken, ellerim bu kelimeleri yazıyor.
Nasıl güvenebilirim insanlara?
Neden güveniriz insanlara?
Ya da neden bağlanırız bağlanmamamız gerekirken o insanlara?

Bunların cevaplarını bilmiyorum.
Bazen cevaplar çok basittir ama biz sorulara takılmışızdır.
Bazen insanlar kaçmak ister. Nedeni olmaz. Ve o 'biranda' olur . sebep söylemezler ve sana 'hiçbirşeymişsin' gibi hissettirip hayatından çıkıp giderler.
Artık ona ulaşabileceğim hiçbir şey yok elimde.
Ne bir telefon numarası.. Ne bir sosyal paylaşım sitesi..

Salı günü... Onunla sözleştiğimiz yerde... Tek başıma... Sanki o yanımdaymış gibi kahve içmeye giderim.
Belki değmediğini orada kendi kendime itiraf ederim.
Belki tesadüfen bir şeyler olur.
Olamaz mı?
keşke küfür edebilme gibi bir kabiliyetim olsaydı.
evet bir 'sebebin' dışında ihtiyacım olan tek şey küfür edebilmek bugün.
her şeye küfür.
belki kendime belki hayata.
belki bu akşama.
belki bütün sorulara.
ama ona değil.
neyse.

5 Ekim 2011 Çarşamba

keşke sen elemeyi bilseydin.
sevilen durumundan çıkıp sevmeyi öğrenebilseydin.
keşke kendimi yeterli görseydim.
ne bileyim.
belki de düşünmemeyi seçebilseydim.
uzak durmayı öğrenebilseydim. 
kendini hatırlatmasaydın.
keşke.
bir daha keşke.
ve keşke.
sana karşı tek bir keşkem bile olmasaydı keşke.
ya da öyle bir şey.

30 Eylül 2011 Cuma

heves

Biraz uyu istersen dinlen sen , heves.
Çok umutlandın. Çok yoruldun.
Uyu sen biraz, heves.

Yanlış yerlerde yanlış insanlarda ortaya çıktın.
Gitmelisin ondan.
Ona bir daha gelmemelisin, heves.

Uyu biraz sen.
Uyutmasınlar seni.
Onlardan önce sen uyu biraz, heves.


29 Eylül 2011 Perşembe

sanmaktan korkmak


Aslında ilk defa dinlediğin şarkı gibi aşık olmak.
Hiçbir şey bilmiyorsun o şarkıya dair, sadece hoşuna gidiyor.
Hoşuna gittikçe sürekli dinlemeye başlıyorsun.
Bir yerden sonra artık bağımlılık haline geliyor...geliyor...geliyor...
ve
sıkılıyorsun
Farklı notalara yöneliyorsun. Belki de o şarkıdan sonra tarzın değişiyor.
Her gün farklı ritimlerde huzur buluyorsun.
bulduğunu sanıyorsun
O bağımlılıktan sonra bütün o farklılar senin hoşuna gidiyor.
Sonra bir gün.
Bir yerde o şarkı çalıyor. Hani şu bağımlılık yaptığını düşündüğün, sıkıldığın şarkı.
İçindeki koca boşluğun ne olduğunu,
neden bu kadar sürüklendiğini anlıyorsun.
Belki üzülüyorsun, belki gerçekten üzülüyorsun.
Sonra kendini yine zamana bırakıyorsun.
Çünkü biliyorsun ki bir daha o şarkı sana aynı duyguları hissettiremez ve asla ilk zamanlardaki gibi keşfedilmemiş gelemez. buruk boşluğun doldurulamaz.
*****
Aşık olmakta böyle bir şey işte. İlk zamanlar o kadar güzel geliyor ki; o kadar tarif edilemez duygu yoğunluğu ki o aşk, sana dünyanın bütün 'en'leriymişsin gibi hissettiriyor. Ve sen onun kıymetini bilmeyip sıkıldığını sanıyorsun. Hatta öyle ki farklı insanların duygularına ortak ediyorsun kendini.Sanıyorsun diyorum. Çünkü tekrar onunla; aşkınla; tesadüfen karşılaştığında için cız etmemeli.
*****

26 Eylül 2011 Pazartesi

saçmasapanyazılarbunlar.istetk.

Mesela yeni arkadaşlarım var benim İstanbul'da.
Yeni odam.
Yeni yatağım.
Yürüdüğüm farklı yollar.
Her gün değişen farklı yüzler.
Yeni umutlar.
Hatta
Git gide büyüyen umutlar onlar.

İsteklerim de var. İstekler olmadan olur mu.
Olmaaaaaz.

Burnu büyük insanların benden uzak olmasını istiyorum.
İstanbul'un benden büyük olduğunu biliyorum ama...ona yenik düşmek de istemiyorum.
Onu hem tanımak hemde tanımamak istiyorum.
Neden?
Korku olabilir,tedirginlik olabilir hatta belki de her şeyden öte hayal kırıklığı olsun istemiyorum.
bak yine konu ona geldi. gelmese şaşarım zaten. dimi dimi.


gidiyorum ben ya.
mucik.




22 Eylül 2011 Perşembe

eksik ama tamamlanmayacak yazı


Düşünsene bugün aslında her şeyin sonuymuş gibi.
Ne yapardın.
Ne hissederdin.
Korkar mıydın yoksa sendeki kuru bir endişenin ötesine geçemez miydi?

Bugün benim için son olsaydı.
Babama onu çok sevdiğimi söylerdim. Annemi çok özleyeceğimi.
Dolapta kalan o bütün tatlıları da yerdim . Hemde kalorisini hesaplamadan. Neyse.

Beni ciddiye almasını istediğim insanların karşısına geçip ne kadar ciddi olduğumu belli ederdim. Hemde ilk defa bunu utanmadan yapardım.

Ve korkardım.

Mesela ben denize bakarken de korkarım. Çünkü onun sonu yok, nereye gittiğini bilmiyorum. Karşıdan, aynı anda, benim olduğum tarafa ne düşünceler içerisinde kimin baktığını bilmek isterdim.

Eğer bi son olsaydı. O da bugün olsaydı.
Senden çok korktuğumu da söylerdim.

Herkesin farklı sonları var, aynı yaşanmışlıklarında. Her biri farklı şekilde bitmesini isterken aynıları yaşıyor.


18 Eylül 2011 Pazar

gibi görünsem , gibi bilsen



Bazen sen her şeyi çok açık bir şekilde ifade edersin, bazen karşındaki seninle çok açık bir şekilde dalga geçer.
Gülmesine gerek kalmaz, alakasız bir söz atar ortaya, cevap bile veremezsin. Kalırsın açıldıklarınla, yaşanamamışlıklarınla.
Bir gün geçer.
Düşünmeye devam edersin. Ya demeseydim, diye. Demeseydin de. Peki ya dedirtmeseydi.


Söz vermeniz gerekmeseydi ilişkiniz ne kadar uzun sürerdi?
Ya da ortada bir ilişki var mıydı.
Tabii ki yoktu.
Sadece beklentiler ve bekleyen vardı. Heh bir de beklenilen.
boktan üçlüsü.


Tam da bu devrede optimist düşünceler mi devreye girmesi gerekiyor; ileriye bak,düşünme,bir çaresi bulunur.. ya da asıl bomba kelime 'zaman'....


Neyse arkadaş.
http://fizy.com/tr#s/202xpe







16 Eylül 2011 Cuma

Karışıklığın içinden kurtarabildiğim cümlelerim. Karışıklık etkisinden kurtulamamış cümlelerim



http://fizy.com/tr#s/191v47
Ben hiç sevmemeliyim. 
Ne bileyim.. çiçeği, bir insanı belki de bir öküzü, odunu. sevmemeliyim yani.
Aslında.


Ben çok sevdim. Çoktan kastım milyonlarca sevmedim.
Çok kişiyi de sevmedim. Öyle çok yakışıklıları da sevmedim. Kriterlerim de olmadı. Hep 'sarışınlarısevmem' dedim ama sarışın olmasın diye uğraşmadım.
İki kere sevdim. ikikereyle sınırlı kalacak sandım. Çünkü yorulmuştum.
İlgiden yorulmamıştım. Her gidenin arkasından yeni bir karar almaktan yorulmuştum.
Sonra.


Öyle birini tanıdım ki. tanıdım mı? Ne ilgisi vardı, ne kendisi. O var mıydı bilmiyordum bile. Uzaktan gelen bir sesten ibaretti. Oldukça karışık değil mi. 
O bir şey yapmadı. 
Ben de bir şey yapmadım zaten.


o kadar. bir şey olmadı yani. 
Şimdi yine bir karar aldım. Tek korkum bu.


Senin herkesle olmanı tek bir kişiye ait olmana tercih ederdim.

15 Eylül 2011 Perşembe

kimin için ne için büyümek



http://fizy.com/tr#s/1ajc1m
Büyüdün artık sen diyorlar.
Benden yapabilmemi, başarmamı, göstermemi, sevmemi... istiyorlar.
Ben iyisini yaptıkça daha iyisini yapmamı bekliyorlar.
Sevdiysem daha çok istiyorlar.

Beni kırabilmek için ellerinde daha çok neden olmasını ister gibi. Sanki belli ediyorlar; bir gün gidebileceklerini.

Ne kadar saygı gösterirsem göstereyim yetmiyor. Saygımın yanında sevgimi de istiyorlar; benim için 'önemli' olduklarını düşünmek istiyorlar.

Büyümek istemiyorum ki ben.
Zaten hiç istemiyorum ki büyümek ben.
Kolay değil ki büyümek zaten.
Yetmeyecek ki zaten benim büyümem.

Eğer hiçbir zaman yeterli olmayacaksa yaptıklarım, neden büyüyeyim ki ben ?


Ben sevdikçe beni üzüp benden uzaklaşacaklarsa ; ben saygı gösterdikçe bana saygıları azalacaksa ; ben başardıkça kaybetmeye daha çok yaklaşacaksam neden büyüyeyim ki ben?

14 Eylül 2011 Çarşamba

sorular vardı cevapları çok şıktı


http://fizy.com/tr#s/1ai0q9

Hep cevap bekliyoruz.
Soruyoruz, merak ediyoruz, tahminde bulunuyoruz.
Cevap bekliyoruz.


Aşık oluyoruz, hoşlanıyoruz, nefret ediyoruz, hayal kuruyoruz.
Cevap bekliyoruz.
Hep cevap bekliyoruz.


İşin bir de garip tarafı var Kİ o da ; cevap verilmediğinde iki yoldan birini seçiyoruz.
Ya cevap için üsteliyoruz ya da kendimizi bütün cevaplara kapatıyoruz.
Belki normal olan budur. Belki ben yanılıyorumdur bilmiyorum.


Mesela ben de cevaplara kendimi kapatmayı seçtim. Çünkü fark ettim ki uzun zamandır hiçbir cevap beni mutlu etmiyor ve aksine sürekli hayal kırıklığıyla karşılaşıyorum. Ya ben kendi dünyamda fazla abartıp farkında olmadan kapılıyorum ya da ... bilmiyorum.


Artık hislerin saklı kalması gereken bir sanallıkta yaşıyoruz ve bende bu kervana katılıyorum. Çünkü artık biliyorum ki 'bazen hayaller güzeldir ve hüsranla sonuçlanmaması için öyle de kalmalıdır'


11 Eylül 2011 Pazar

paylaşılabilenimsi





Birbirlerini kaybettikleri için üzülen insanlar var.
Özeniyorum onlara.
Çünkü ben ne zaman birini kaybetsem ya o üzülmedi ya da ne zaman biri beni kaybetse ben üzülmedim.
Öyle bir şey işte.
Ortak duyguları özledim.





1 Eylül 2011 Perşembe

Farklılıktan değil bendeki.


Çok farklı olduğumdan değil ama hep farklı olanı sevdim ben. Mesela onu sevdim.
Nasıldı bilmiyorum. Sadece bana anlattıklarını biliyordum. Anlatmak istediklerini, bilmemi istediklerini biliyordum. Belki o da herkes gibiydi,görünüşte. Pek ilgilenmedim. Herkes gibi değildi mesela sesi, cümleyi kuruşları. Benim gibi kendisini anlatmayı sevmiyordu. Gerek duymuyordu. Belki sıradan şeyler paylaşıyordu benimle. Ama yine de güzelleştiriyordu sıradanları. Ben seveyim diye de yapmıyordu. Hatta kimse sevsin diye yapmıyordu. Hala yapmıyor. O böyleydi işte.

Çok farklı olduğumdan değil ama hep farklı olanı sevdim ben. Mesela onu sevdim.
En zoruydu hatta. Farklılıktan öte zorluğu vardı onun. Herkesin değildi. Benim bile değildi. Hiç kimsenin değildi o. Zorlamıyordu. Akışına bırakıyordu. Hiç kimsenin gözüne girmek için konuşmuyordu. Bilemem aslında. Belki tüm amacı buydu. Belki kendisine herkesi hayran bırakmaktı. İstediği hiç kimse değilmiş gibi herkesi istermiş gibi bir şeydi. Bilemezsin. Belki şu an kaç kişi benim gibi düşünüyor. Kaç kişi böyle saçmalıyor. İstediği bu olabilirdi. Yine de böyle düşünmek istemedim. Onun hayat tarzı bu işte dedim. Dedim de.. kendi kendime dedim.

Çok farklı olduğumdan değil ama hep farklı olanı sevdim ben. 
Mesela onu sevdim.
Mesela beni sevsin istedim. aştan bahsetmiyorum ben. sadece sevgiden bahsediyorum.
Mesela kendisini herkese açmasın istedim.

İstedim istemesine de..
Kendi kendime istedim işte..

Sevdim öyle.
Çünkü sen gerçek değildin.
Gerçekler de benimle değildi.
Öyle işte.


Biraz biz gibi



Affet diye gelirler de affetmemizi neden beklerler.
Pişman olduklarından mı.
Hayır.
Alıştıklarından.
Evet.
Tıpkı her seferinde yaptığımız, alıştırdığımız gibi.




29 Ağustos 2011 Pazartesi

Şerbetli Günler


Kızıyorum özrü olmadan şu 12 ayın sadece 1 ayını islamın şartlarından birini yerine getirmeyenlere.
Sigara içenlere mesela.
Adam sigara içmek için orucunu tutmuyor. Ne oldu işte. Biz de zorlandık ama sonuçta bitti değil mi ?
bu arada ablam aradı. kendisi yan odada olur. canı sıkılmış ne yapıyorsun diyor. canım. bunu da belirtmek istedim. neyse.
Sonra bir de içenler var. Alkolden bahsediyorum. Çok iyi bir halt oluyor siz onu içince. Önemli bir insan oluyorsunuz. Gerçekten bak. Böyle alkolle devam ederseniz bir gün şirinleri pardon cenneti pardon cehennemi görebilirsiniz.
Neyse kimsenin sevap/günah defteri ilan etmedim kendimi. Paylaşayım dedim.

Yarın belki de en mutlu olacağım birkaç günün içine giriyoruz.
HER YER ŞERBET ARKADAŞ.
Onları yerken mutlu oluyorum. Belki de onları mutlu olmak için yiyorum? 
Yok artık!
Cidden kimse benim kadar değişemez tatlı yediğinde.
Bende resmen tatlı yedikten önce ve tatlı yedikten sonra diye iki durum oluşuyor.
Yüzüm asıksa. İnceleyin yani. Bir anda 32 dişe yol alıp gidiyorum.
Beni gülerken daha çok seviyorlar. Öyle vslla. Yakışır gülmek.
Bu arada en önemlisi.
BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN. 
İyi şeyler yapmaya devam edin... mesela... sevin herkesi.. deneyin bi.
Oluyor. 
Gerçekten.



27 Ağustos 2011 Cumartesi

beni aşkla aldatma,gerçeklere kapatma...


http://fizy.com/#s/3e3b5q

Bekleyince olmayan şeyler var.
Aşk gibi.
Tesadüfen olması gerekiyor diye düşünüyorum artık. 
İnsan isteyince sevebiliyor. Yani sevgi tamamen saygıyla olabilecek bir şey. Dün hiç sevmediğim, muhabbetinden hiç haz almadığım bir insanı bile sevebileceğimi anladım. Yeter ki istesin insan. Önce biraz saygı duymayı denedim; söylediklerine, düşüncelerine. Sonra neden sevmeyeyim dedim. Onun için ölüp bitmediğim kesin ama yine de düşmanım olması anlamsızmış.
Sevgi kazanması kolay, kaybetmesi güç olan bir duygu.
Aşk ise
Hep gelmiyor , hep bulmuyor. Bizi sürekli mutlu etmiyor. Üzüyor, hırpalıyor, yapmam dediklerimizi yaptırıyor. Hatta gözümüzü bile kör edebiliyor.
Görmenin kolay olduğu şeyleri göremeyecek kadar kör edebiliyor.
Bağımlı hale getirip seni herkesten her şeyden soyutlayabiliyor.
yapıyor,ediyor

Bunların dışında;
Seni merkezine birini daha almaya davet ediyor. Ben yerine biz geliyor.
Özlüyorsun.
Sonra ne oluyor.
Her şeyin mükemmel olduğu o an.. Her şey bitiyor.
Kapatıyorsun kapılarını herkese.
Herkeste onu arıyorsun.
falan filan.


Şimdi senin şehrini özler oldum, bir ay sonra oradayım. Arkadaşlarımlayım belki de tesadüfi bir aşkımlayım. Sen yokken. Ben olmanı isterken..


26 Ağustos 2011 Cuma

Bitmeyen şeyler






















Herkesin inanmak istediği bir hayatı var.
Hepsi ayrı ayrı isteklere dayalı, farklı heyecanlarla dolu.
Bazılarının çok uğraşması gerekiyor bazılarınınsa uğraşmak gibi bir çabası yok.

Herkesin inanmak istediği bir karakteri var.
Sağlam kurup, emin adımlarla ilerlemek istediği bir tarzı.
Bazıları onunla övünür durur, bazıları onu korumaktan kendisini unutur, bazılarıysa ona sahip bile olamaz.

Herkesin sahip olmak istediği hedefi var.
Bazen kendimizden bile ödün verdiğimiz hedefler.
Bazen hiçbir zaman yapmam dediğimiz şeyler.
Bunun sonu yoktur. Çünkü hedefler hiçbir zaman bitmez ve bir önceki hedef bir sonrakinin habercisidir.

Herkes hayal kurar.
Hayallerinin gerçekleşmesi için kendisini kandırır.
Bazen o kadar çok hayal kurarız ki gerçek hayatla yüz yüze geldiğimizde her şey bize ağır gelir.
Çünkü hiçbir zaman gerçeklik hayaller kadar sevindirici ve hafif olamaz.

25 Ağustos 2011 Perşembe

Aşk denen şeyi insanlara yakıştırıyorlar.

Gördüklerimin arasında en güzel olanıydı.
Daha önce kimse onun gibisini görmemiştir. Eminim.
YANİ böyle bağlandıkça bağlanıyordun.
Kopmak istesen de 'bir daha' diyordun.
Garip işte. İnsanın kendisine hakim olamaması gibi bir şeydi.
Benim için en güzel ilkti.
Çok sevdim ben ya.
Yeniliklere nasıl açık olmaz insan' diye düşündürmüştü bana.
Sonrasındaysa..
naptım ben yaaa' tepkisini verdirmişti.
Olsun.
Bir daha olsun.
Bir daha yerim.

Çok soyut



Merhaba kendisini nedensiz yere neden arayışına vermiş insanlar. Neden arıyoruz ama neden ? Bazen düşünecek bir şey bulamadığımızdan bazen çok fazla şey düşündüğümüzden.
Mesela kimi zaman kendimi hiç merak edilmeyen bir hediye paketiymiş gibi hissederim. Size de öyle olur mu? Her şey, her yer, herkes olması gerektiği gibidir. Mutlu yüzler, umut dolu bakışlar, heyecanlı bekleyişler...Hepsi sizden bağımsız, hepsi bir arada. Hepsi birbiriyle uyum içinde. Paket ise öylece bekleyişte. Bir süre sonra önemli olacak ama o süreyi beklemesi gerekecek. Bunun bilincinde..
Kimi zamansa henüz son cümlesi gelmemiş yazı gibi hissederim kendimi. O kadar 'tam noktasında' salınırım ki bütün hayatımı mantıkla ilerletmeye yemin etmiş gibi... Sanki bekleyince her şey doğru olacakmış gibi...
Evet ne beklemenin ne de beklememenin bir ortası yok..
Keşke olsaydı.

23 Ağustos 2011 Salı

Bak gördünüz mü 18 oldum.


Bugün benim doğum günüm. Kara, kıllı, bıcır bir şeydim işte tam 18 sene önce bugün. Nasıldı sesim bilmiyorum ama tahmin edebiliyorum nasıl ağladığımı. Tam 18 yıl önce bugün çok zor bir doğum olmuş ve evet ben gelmişim. Ceee-ee . Bana İrem'i yakıştıran bir tanecik abimmiş. Belki de en çok kıskandığım, sevdiğim, karşısındayken bir söylediğini iki yapmadığım erkek. He korkudan falan da değil. Bu galiba biraz abican aşkından geliyor olsa gerek. Ablamlarsa ben doğduğumda Ahmet amcanın 'papucunuz dama atıldı' demesi üzerine beni unutup ciddi bir şekilde damda papuç aramışlar 18 yıl önce bugün. Annem kıskanmış vermemiş beni kimsenin kucağına. Eh tekne kazıntısıyım ne de olsa. Biraz da şımartmışlar beni.
Bu sefer doğum günüme kırmızı, Lady GaGa ve karaokeyle girdim. Onun heyecanı var üzerimde.
Şimdi insanlar arıyor, mesajlar atıyor, feyste yazıyorlar falan. Bazılarını deli gibi seviyorum bazılarınıysa senede bir kez görüyorum. Hem yakın. Hem uzak. Her biri canım,tatlım,hayatım diyor. Bazıları samimi bazılarıysa tam anlamıyla yav-şak. Olsun ama seviyorum hepsini. Canlarom benim.


Diyorlar ki; 18 yaşının getirdiği özgürlükler kadar da sorumlulukları varmış. Biz de ne yaparız. Yerine getiririz yani; sorumlulukları. Tabi ki özgürlüklerini de yaşarız; yakışır bir şekilde. Valla ne yalan söyleyeyim ben çok sevdim bu yaşı. Bu yaşın getirdiği deliliği ve olgunluğu. Bir de arkadaşlarımı çok seviyorum. Onun sesini de çok seviyorum.



19 Ağustos 2011 Cuma

Kelime Tekrarlamaca hayatlanınca

Gereksiz insanlar gerekli olmadıklarında ortaya gereksiz nedenlerden dolayı çıktıkları için gereksiz olayları gündeme getirir gereksiz bir şekilde ortamı gerer sonra da çokta gerekliymiş gibi bunun üzerine bir de gülerler.
*****
Gelmemesi beklenen insanlar gelen herkesi şaşırtarak gelirler gelmeleri beklenmeyen ortamlara. Hiçte rahatsız olmazlar gelmemeleri gerektiğinde gelip , gelenleri şaşırtmış olmaktan. Geldiğinde ise geldiklerini belli etmek için ' ben geldim' dercesine hareket edip, gelmenin diplerini yaşarlar. Ah o gelmemesi gerekip gelenler.
*****
Mesaj atmamış olman gerekirken mesaj atarsın mesaj atmaman gereken insana. Sen beklesen de mesaja geri dönmez, bir mesajı sana çok gören hayvan. Düşünürsün, arkadaşlarına mesaj atarsın, acaba başkalarıyla mı mesajlaşıyor diye düşünürsün mesajına geri dönülmesini beklerken. Mesaj atmanın hata olduğunu sana gelen bir mesaj da anlarsın soğuk olan o mesajı gördüğünde : KİMSİN der mesajda mesaj atmaman gereken ama bir defa da olsa mesaj atmış bulunduğun kişi.
*****
Gülmelerine takmış olan gülmeyen hatta gülmek bile yakışmayan gülümsemekten haberdar olmayan insanlar genelde takılırlar senin güldüklerine, gülümseme şekline. Sen ne yaparsın. Tekrar gülersin, gülmenin altında neden arayıp gülmeyi beceremeyen insanlara. Gülmekte neden amaç ararlar diye düşünürken anlarsın ki gülünce sen kendin olursun gülmekten de öteye geçip ruhunu gülerken yakalayan insanlara göre.
*****
Baksan da göremezsin bazen göstermek istemedikten sonra o. Bakabildiğini hatta bazen bakabileceğini düşünürsün ama sadece düşünmekle kalırsın. Hatta bazen düşüncelerinin içinden geçen düşlerini hiçe sayarsın düşündüğün insan senin yanında değilken. Öyle işte bazen ne kadar düşünürsen düşündüğünle kalırsın düştüğünde. Düşüp bakabildiğinde.




18 Ağustos 2011 Perşembe

Esintiyle

Herkesin hayatında bir kez de olsa tanıması gereken insan olur ya?
- Artık onu tanıdığımı biliyorum.
Herkesin hayatında bir kez de olsa yaşaması gereken bir duygu var ya?
- Artık onu yaşadığımı biliyorum.
Sadece bunlar değil tabi. Kimseninki gibi de olmadı benim fiilerim. Sessiz sedasız oldu. Bir anda oldu. Öyle yıllar da sürmedi. Sadece birkaç gün içinde oldu bunlar.
Artık ne mi olacak?
Ne olması gerekiyor? Yine siz söyleyin bana. Ya da bir dakika. Söylemeye ne hacet. Siz yapın yapacağınızı. Nasıl olsa öyle olması daha normal değil mi? Nasıl olsa siz hep kolayları seçerdiniz? Evet öyle yapardınız değil mi? Sonra arkasına bakmaz, giderdiniz.
Gidiniz.
Hiç olmadığı kadar gidin benden.
İnsanın her gün büyümesi böyle oluyor demek ki. Her gün yeni bir insan tanıyıp, her gün onu yaşayıp, farklı yönlerden büyüyorsunuz. Onlardaki açıklıktan siz kendi eksiğinizi kapatıyorsunuz. Sizin düşünceleriniz nasıl hiçe sayılmışsa siz de bunu yapmanın hata olduğunu görüyorsunuz.
Daha ne kadar büyümek gerekir üzülmemek için. Emin adımlara sahip olmak için. Her akışına bırakalım dediğimizde illa bir rüzgar çıkar ilişkilerimizde.
Derin, yıkıcı bir rüzgar. Götüren; geri getirmeyen.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Son zaaftı

Düşününce..
O gözümüzde büyüttüğümüz insanların bile zaafı var. Acısı var. Yarası var.
Biz onlara imrenirken kim bilir onlar da bir başkasına farklı nedenlerden dolayı aynı şeyleri hissediyorlardır.
Mesela ben en çok soğukkanlı insanlara imrenirim. 
Hiç öyle olmadım ; çabuk parlayıp birden söndüm.
Bu yüzden, dayanamayıp yumuşadığımı bildikleri için çok kırıldım. 
Bir insana tek şans ver, o şansını iyi kullansın' derler ya. 
Düşününce...
Umarım bende öyle olurum bu günden sonra..
Son zaafımdan sonra..



İNDİRİMLR

Eğer moraliniz bozuksa,kilo verdiyseniz ya da tam tersi kilo aldıysanız, sevgilinizden ayrılıp ailenizle tartıştığınızda...Ve bunlar gibi bir sürü nedenlerden dolayı kendimizde değişiklikler aradığımızda bir şeyler yaparız..Evet alışveriş yaparız.. Böylece hem ruhumuzu hemde bedenimizi tatmin etmiş oluruz. Size tanıtabileceğim bir site var ve oldukça da dikkat çekici
 indirimleri size gösterip, imkan sunuyor. 


Fırsat takip sitesi indirimlr.com'u tanımayanlar buraya! Grup Satın Alma Sitelerinin ve Özel Alışveriş Kulüplerinin GünlükKampanyaları tek bir noktada.


Şehrinizdeki çılgın indirmleri ve hayatı kaçırmayın. Şehrinizdeki tüm sosyal aktivitelerden en az %50 indirimlerle yararlanın. Artık parayı düşünmeyin, sadece hayatın tadını çıkarın!

Özel Alışveriş Sitelerinin ve Fırsat Sitelerinin tüm kampanyalarını tek bir yerden takip edin.
Artık tek tek bütün alışveriş ve fırsat sitelerini dolaşmanıza gerek yok, en iyi fırsatlar ve kampanyalar hepsi bir yerde:  www.indirimlr.com


Tatil fırsatları, restaurant, eğlence, aktivite, eğitim fırsatları, sağlık ve güzellik fırsatları, sevdiğiniz markaların mesela Bershka, Koton, Mavi Jeans veya Reebok gibi indirimli ürün satışları ve daha neler neler...hepsinden %90'a varan indirmlerle faydalanın. Sizde en yeni trendleri kaçırmayın...




14 Ağustos 2011 Pazar

Grini de aldın gittin.

Her şey hazırdı. Bütün renklerimizi almıştım elimin altına.
Sarı, pembe, kırmızı, mavi, gri...En güzel yeşil bizimdi. En güzel morlarımızı kuşatmıştım etrafımıza.
Hava ne sıcak ne de yağmurluydu. Çünkü böylesi daha iyi olurdu bizim için.
Bir tek sen eksiktin.
Bir gelip, bir gidiyordun...
Sonra tamamen gittin. Griyi de aldın götürdün.
Bense kırmızılarımla kalmıştım; utandıklarımla. Belki biraz beyaz bıraksaydın arkandan, bir umut. Belki bir sarı ışık yaksaydın giderken ben hazırda beklerdim dönmeni.
Her siyahla mavinin buluştuğu o sabahın ilk saatlerine kadar o telefon sesini beklemezdim.

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Umutsuzsan

Umutsuzsan...
Her şeyi yapabilirsin. Yeni bir sayfa açabilir, silebilir ya da unutabilirsin. Kendi teselli etmeye çalışırsın ve yanında seni teselli edecek birçok arkadaş, dost bulabilirsin. Yeniden sevmeyi düşünebilir sonra da her gidenin sende bıraktığı açıklarda kaybolup vazgeçebilirsin. Birçok seçeneğin olur.
Kendini seni en çok mutlu eden...... ya da seni oradan en çok uzaklaştırabilen şeye odaklanabilirsin. Benim gibi yazabilirsin. Kendini herkese, kalbini ona dahil herkese kapatıp sadece dinler ve yazarsın.
Umutsuzsan...
Bir zamanlar umutlu olup denemeyi bıraktığın şeyden sana kalan son kırıntıları toplayıp çöpe atmak istemeyebilirsin. Belki bir mesaj, belki de en son konuşmanın süresini gösteren bir işlem kaydı kadar. Evet bu kadar saçmalayabilirsin.
Umutsuzsan...
Zamana bırakırsın kendini.
Umutsuzsan...
Büyüdüğünün farkında olursun.
Bilirsin ki...Artık seni bu konuda üzebilecek bir şey kalmamıştır artık..
Bu...
Umudunu kazanmaya başlıyorsun anlamına gelir.

11 Ağustos 2011 Perşembe

Ki insan


İlk defa sevmez insan. İnsan hep sever ki ; ona yakın davrananı , tadı hoşuna giden yemeği, burnuna gelen güzel kokuyu. İlk defa güvenmek ister insan. Belki en yakınına, belki ailesine belki de hiç tanımadığı bir insana.


Boşa hayal kurmaz insan. Hep olmasını istediklerini ya da olabilecek şeyleri düşünür. Sonra da birileri karşısına geçer ve bunların hepsinin hayal olduğunu söyler ona. Birilerini ayakta tutan en önemli şeyin hayal olduğunu görmezden gelerek.


Bilerek aşık olmaz ki insan. Eğer isteyerek yapıyor olsaydık bunu, yani bir ayarı ölçüsü olsaydı belki de kimilerimiz bu kadar üzülmez, umutsuz olmazdı yeni bir insana karşı. 


Boşuna korkmaz ki insan. Hep kötü bir deneyimi olmuştur. Belki de hep kötü deneyimi olanlar onun hayatında olmuştur. Eh insanız. Ön yargılarımız olmuştur. Belki bizi hiç sevmeyecek birinden etkilenmişizdir belki derinliğini bilmeden attığımız o küçük adımda boğulmuş hatta belki de göremeyecek kadar kör olmuşuzdur gerçekleri.


Nedensiz kandırmaz ki insan kendisini. Bilseydi her şeyden önce inandırması gerekenin kendisi olduğunu yapar mıydı bu kandırma işini, bulaşır mıydı ona. Neden kandırır insan kendisini. O kadar mı umutsuzdur. O kadar mı yalnız, yıpranmış hisseder kendisini.







10 Ağustos 2011 Çarşamba

Sorular yine cevapsız sorular

Aslında ben biliyorum. Anlıyorum.. Hatta anlamam için belli de ediyor kendisini insanlar.
Ben buyum diyorlar. Diyorlar demesine de ben yine de hayatımın güzel yerlerine koyuyorum onları.
Nedir bunun adı. İyimserlik mi. Aptallık mı.
Kaç kere görmeli insan kendi değerini ? Kaç kere değer verilmediğini görmeli ? Kaç defa olursa anlar insan ?!



9 Ağustos 2011 Salı

Aslında pek bir şey değilim

Ben siyasetten anlamam
Bir tane köşe yazarı okurum
AŞK ve onun yaptırabileceklerinden korkarım
Duygusal filmleri sevmem
Geğiririm.
Kışı elimde selpaklarla yaşar, kapatırım.
Renkli gözlerim yok.
Boyumun çok uzun olduğu söylenemez.
Et sevmem.
Süt içerim.
Alkole aşık bir insan da değilim.
Çok kolay etkilenirim.
Bazen hiçbir şeyi anlamam.
Kulaklarım çok iyi duymaz.
Gülmeyi severim.
Bazen de ağlarım.
İstanbul'a aşık değilim
Kaşlarımı daha geçen sene aldırmaya başladım.
Sinirliysem çekilmez olurum.
Duşa girdim mi çıkmak bilmem.
3ayın neredeyse yarısını asosyal bir şekilde geçiririm.
Sevmediğim insanlara bile katlandığım olmuştur.
Türkçe şarkı çok az dinlerim.
Sesim kötü ama şarkı söylemeyi severim.
Tatlıdan uzak duramam.
Aşık olursam çok kıskanırım.
Yılışık erkeklerden soğurum.
Annemi babamdan daha çok severim.
Belki de hala giymediğim elbiselerim vardır.
Bazen korkarım.
Benden daha akıllı insanlarla takılmayı severim.
Boş konuşanlara tahammülüm yoktur.
Yalanın beyazı yoktur.
Enginarı yemeden sevmeyenlere kıl olurum.
Dans etmeyi bilmem.
Ama dans etmeyi çok severim.
Her sene kilo alırım.
Sonra veririm.
Beni tanımayan insanların aslında beni daha iyi anladıklarını savunurum.
Kendimi ifade edebilirim.
Kendimi savunmaya gerek duymam, bu kaçmak olmaz, sevmiyorum öyle muhabbetlere girmeyi.
Yürümeyi severim.
Çok su içerim.
Kahvaltıdan önce VE sonra dişlerimi fırçalarım.
Yine de sarılar.
Kendimi severim ama dile getirmem.
Kin tutamam. Bir kişi dışında.
Düz yürüyemem.
Dinlemekten sıkılmam. Karşımdaki boş olmadıktan sonra.
Kırmızı severim.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Aynılıklar içinden bir gün daha

Aslına bakılırsa günler hep aynı geçiyor. 
Aynı şeyleri düşünüyoruz, arabalar hep aynı yöne doğru gidiyor, karıncalar hep sabit hizada yürüyor, her gün bir köşe yazısı çıkıyor, radyolarda her gün aynı kanalda aynı saatte bir kadın aynı ses tonuyla 'Günaydın' diyor.
Rutin işlerin arasında hep farklı duygular yaşıyoruz.
Aynı düşüncelere her gün farklı yaklaşıyoruz, bazen umutlu bazen karamsar. Aynı yöne doğru giden arabaların içindekiler hep farklı. Her biri farklı yere gidiyor. Belki yanlarından ezeli düşmanları belki eski aşkları geçiyor ama kimse bunu bilmiyor. Bazen siz onu düşünürken o da sizi düşünüyordur. Belki siz ona karşı iyi şeyler düşünürken o sizin ona yaptığınız hatayı hatırlayıp sizden bir adım daha geri gidiyordur.
Çok düşünüyor, az faaliyete geçiyoruz. Neden böyle yapıyoruz ?
Her gün aynı şeylere farklı şekilde yaklaşmak yerine ; farklı şeylere tek benliğimiz üzerinden neden yaklaşamıyoruz ?

Etkiler gösterir kendisini.

Onlar çok geride kaldı derken biz mi değişiyoruz yoksa koşullar mı ?
Kaç kere kullandım bu sözü bilmiyorum. Bazen gerçekten de arkamda bıraktım bazense bırakamadım. Hatta bazen o beni bırakmadı. Bilmiyorum belki de bırakamadı.

Bunu zamana bırakalım derken ne düşünüyorduk halledilebileceğini mi ?
Çoğu kez zamana bırakmayı denedim. Bazen evet oldu. Ama geçici bir şekilde. Genelde ben zamana bırakmayı tercih ederdim. Herkes zamanımda bırakılması gereken, üstü kapanması gereken'lerdeki yerini alır, tozlu raflara kaldırılırdı. Ama kimse bana zamana bırakmamı söylemezdi. İzin vermezdim. Oysa şimdi bana 'zamana bırak , olur' denmesini kendim istedim. Belki de zorla dedirttim. Sıktım.

Bu kez son denildiğinde kaç defa son oldu ?
Hatırlayamadığım kadar sondu. Son olacaktı. Kaptırmayacaktım kendimi hiçbir şeye, hiç kimseye.
İnan deniyorum. İhtimalleri düşünüyorum. Şuan üç günlüklerinden biriyle konuştuğunu düşünüyorum.
Oluyor mu. Geçiyor mu.
Onu da bilmiyorum.

7 Ağustos 2011 Pazar

Neşeli post

Cause is me, you, you, me, me, you all niiiiiiiiiight derken yakalandım anneme. Klasiktir. Yani bu değildir. Yani klasik olan benim deli gibi şarkı söylüyor olmamdır.
Bastırılmış duyguları olan yok mu yani. Öyle mi diyorsunuz siz. Ya da bir saniye... galiba umuyorsunuz.
What's your nameee what's your number i'm glad i came . Can you take my order* diye devam ederken yine geldi annem. Kirli çamaşırları topluyormuş. Baktım. Güldü. Aldı. Gitti.
Hava bozacak gibi sevmediğim kara bulutlar yaklaşıyor. Gerçi , gidiyor da olabilirler. Bana artık hep güneşli hava. Bir sonuca ulaşamadım ama söyledim rahatladım. 
Masum olduğumuzu düşünüyoruz kendi gözlüklerimizden bakınca . Peki ya öyle miyiz. Öyle misin ?


Hey don't you cut me out ! diye bağırdım. Güldüm. 
Bu aralar daha fazla macera filmleri izliyorum. Hayatımın maceralarla olmamasına duyduğum üzüntü yüzünden olabilir. Bir nevi eksiliği de kapatıyor olabilirim. Bir şeyler yapmalı. Bir şeylere ortak olmalı. Bazı şeyler paylaşınca güzel. Paylaşamayınca anlamsız. 


'dinlerken yazalım yazarken yaşayalım'

A N C A

Birileri bir şey desin. Yüksek sesle söylesin.
K O R K U Y O R U M desin.
Anca o zaman aşarız onları, engelleri. Engellendiklerimizi.
Birileri gülmeyi denesin.
Tıpkı benim gibi, H A H A H A ! Anca o zaman gerçekçi olmayı öğreniriz.
Birileri bana bir açıklama yapsın.
Bunlar B Ö Y L E B Ö Y L E desin. Anca o zaman vazgeçerim düşünmekten. Beni durdurmalı.
Birileri yüksek sesle şarkı söylemeyi öğrensin.
L A L A L A L A ! Anca o zaman etrafımızdakilerin farkına varırız.
Birileri artık online olsun.
A Ç K A P A AÇ. Anca o zaman listeye 5dakikada bir bakmayı bırakırım.
Birileri benim için değişsin.
Ancası yok.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Kendini kandırışların bir yere kadar.. Bir şeye kadar..

Rüzgar kimler için esiyor bu şehirde ..
Umutları olanlar için mi ? Hiç sanmıyorum. Eğer öyle olsaydı...bugün havada güzel bir rüzgar var insanın içini ferahlatan. Fakat benim umutlarım tek bir şeye baksa bile sönüyor.
Güneş bugün neden bu kadar huzur veriyor..
Rüzgarın alıp götürdüğü umutlarımızı dindirmek için mi ? Kesinlikle. Öyle umuyorum. Umutsuzken bile..

İhtimalsizleştirebildiklerimizden olmasaydın keşke.

Ne isteriz biz. Ya da neler isteriz deseydim belkide daha iyi olurdu .
Çoğu zaman bize en zor geleni. Bazen de olma ihtimalinin sıfır olduğu şeyleri. Bize o kadar çekici gelir ki. Kendimizi tamamen onun etkisine bırakırız. Her yerde onu görürüz. Her şeyi ona bağlarız. Kendimizi ona göre ayarlarız. Hatta o yokken mutsuz olacağımıza kendimizi inandırırız.
Aslında biliriz ki hiçbir şey vazgeçilmez değildir. hiç kimse. Bunu arkamızda bıraktıklarımızla görürüz zaten. Ama yine de insan kendisine sebepler arar. Zor olanı. Amaç nedir bilmiyorum. Belki kendimizi yokluğa alıştırmak belki de boşlukta olmak.
eğer doğru bu olsaydı gerçekleşme ihtimali sıfır olmazdı diye düşünmem gerekiyor.
Düşünüyorum bende. 

5 Ağustos 2011 Cuma

Genelde bunları severim, yaparım, isterim.

Tatlı yemek, şerbetle doldurulmuş bir havuzun içinde yaşamak
Missy Higgins dinlemek, dinletmek
Yazmak.
Yazılmak da isterdim aslında. Ama kimse beni yazmak istemedi.
İlgilendiğim insanın benimle ilgilenmesi. Ama sadece benimle.
Deli gibi dans etmek, dans ederken yere düşmek.
İngilizce karaoke yapmak.
Telefonumu 'aman yeaaağ diyerekten köşelere fırlatmak.
Oje sürmek. Ama her gün farklı.
Biri resmimi çekse hiç fena olmaz
Takip etmek.
Vur kaç yapmak
Birinin bir gün geleceğine inanmak
Kitap okumak.
Film izlemek. Ama aşk olmasın. Macera olsun. Dövüşler de iyidir.
Saatlerce insanları izlememek. Açıkçası sıkılırım. önceden bunu severdim ama şimdi vakit kaybı gibi geliyor.
Duvarımdaki yazıları okuyarak hayallere dalmak.
Ed Westwick hayranı olmak ayrıcalıktır diye düşünüyorum. katılıyorum. inanıyorum.
İnsanların hala kötülük peşinde olmasının gösterdiği ucuzluğa şahit olmak. Görmek. Belki de bildiğimi yüzlerine vurmak.
Feysbık demek. Hoşuma gidiyor.
New York
apple
Gökkuşağındaki bütün renkler.
senbeno'daki ayrımı yapmak.

    4 Ağustos 2011 Perşembe

    Kimler başarmış






    Kimin ne yaptığı önemli değil ki bu aralar.
    Sanki elimde olmadan kendimi bir şeylere kaptırıyorum.
    Sonra deniyorum, kurtarmak için.
    Belki de kurtarılmak için.

    1 Ağustos 2011 Pazartesi

    Gelip gidenler var

    Bir esinti gelirmiş uzaklardan insanın inadına. Bazen her şeyi silip atar bazense hafızalara kazırmış. Bazıları onu çok severmiş bazılarıysa ondan hızla kaçarmış. Bana hiç gelmiyor esinti bu ara. Neyin içindeyim? Geliyor da göremeyip hissedemiyor muyum .
    Bir ses gelirmiş uzaklardan insanın anısına. İlk önce insana tanıdık gelir sonra yabancılaşırmış. Kimileri onu sevse de genelde pek sevilmezmiş. Çünkü korkunçmuş. Çünkü insanlar birbirine iyi şeyler söylemek yerine kötü şeyleri söylemeyi tercih eder olmuş.
    Bir dost gelirmiş uzaklardan insanın acısına. Kim olduğunu göremesen de hissedermişsin onun yanında olduğunu. Bazen aranız soğuk olsa da bilirmişsin o aslında hep senin iyiliğini düşünürmüş.
    aslında farkında değiliz ama biz insanlara o kadar şey oluyor ki bazen anılarımızı bile unutmak istiyor. Onu ya da o şeyi bize hatırlatan her şeyi hafızamızdan silip en yakınımızdakini yargılayabiliyoruz. Hemde nedenini bilmediğimiz şeylerden dolayı. Bazen çok düşünürsek hata yaparız. Önemli olan istediğimiz şeyi aklımıza geldiğinde uygulamaktır , sonucunu düşünmeden. Çünkü düşünürsek eminim ki kendi yorumlarımızı katarak seçenekler oluşturuyoruz kendimize ve bu hesapta olmayan birçok şeyi karşımıza çıkarıyor.