karma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2015 Çarşamba

eğitim dediğin?


Günaydın! (20:26)

Yeni bir gün, elbette değil.
Dünya yeterince adil mi, hiç sanmıyorum.
Gaddar olabilir öyleyse şu dünya, öyleyse muazzam!

İnsanoğlu doğduğu günden bu yana eğitilmeye muhtaç, eğitilmeye aç bir şekilde yaşıyor! Sürekli büyüyen elleri, boyu, cüzdanı ve dairesindeki oda sayısı varken, küçülen insanlığıyla her geçen gün övünmeye devam ediyor, özellikle ve itina ile! Lütfen, bahsettiğim insanlığı okuduğunuz kitapların kalınlığıyla ya da öz bilmişinize eklediğiniz -miş deneyimleriyle ölçmeye kalkışmayınız.*

*Bu gerçek bir ölçüm olmayacaktır.

Ali'nin ata baktığı günden, türev/integral kardeşlerin kılıçları ile elimizde çöp, dilimizde bahane olduğu güne kadar... Adını sınav koyduğumuz ve resmen ve resmen ve hatta resmen (bu kelime çöpleri halay çekiyor burada, kusurlarına bakmayınız, idare etmesini biliniz!) hayatımızın hangi yöne gideceğini belirleyen şu #loLYS zamazingolarını da atlattıktan sonra kader çizildiği yerden devam ediyor.

Nasıl mı devam ediyor? Eğer bu yazı, epik bir metin olsaydı büyük ihtimalle bunu en iyi şekilde anlatabilecek cümleler şöyle olurdu: Sadece bakmasını söylediğimiz Ali, atına atlar. Eline bir kılıç alır ve rakiplerinin tam beynine o kılıcı isabetler, şaha kalkar, düşene bir tekme daha atar, kolaylaştırmak varken, anlayışlı olabilmek varken; bunların aksini yapmaya devam eder.

Empati kurabilme gibi bir özelliğe daha küçük yaşta sahip olabilecekken, onun yerine eğitilmeyi seçmesine rağmen. Ali'nin kitabında empati yoktur, ta ki birinin onunla empati kurmasını bekleyene kadar. Umarım, günün birinde hiçbiriniz Ali ile empati kurmazsınız.

Neyse ki bu epik bir metin değil.

Günaydın diyeli ne kadar oldu? Üniversiteye kapak atmıştık en son değil mi? Eğitilmeyi tercih eden herkes gibi evet, ben de üniversiteye kapak atmıştım. Artık özgür bir bireydim, öz güvenimi çok öncelerden kazanmıştım... eğitildiğim birkaç sene önce, evet hatırlıyorum; öz güvenimi çok öncelerden kazanmıştım!

Özgür olduğum kadar bilinçli bir bireydim. (eğitimliydim) Saygıdeğer akademisyenlerden ders alacaktım. (ki öyle de oldu, her biri eğitim yıllarının keskin kılıçlarından darbe almamış, alsa da üstesinden gelebilmiş insanlardı, eğitimlilerdi işte)

Gelin görün ki üniversitede geçen şu azımsanamayacak kadar çok, abartılamayacak kadar az olan yıllarımda; bir-iki-üç bilemedin dört hoca dışında hiçbirinin yanına gidip de kendimi anlatmaya cesaret edemedim.

Eee, nerede bu öz güven?
Eğer bu epik bir metin olsaydı..... neyse ki değil!

Şöyle oluyor, derse 5 dakika geç girdiğin için yaşıtlarının içerisinde rencide ediliyorsun. Tuvalete gitmezsen (halbuki bunun eğitimini de çocukluk yıllarında aldın!) öleceğini düşündüğün için dersten 5 dakika erken çıkmak zorunda kalıyorsun, bütün arkadaşlarının içinde tekrardan rencide ediliyorsun. Kurumsal şirketin CEO'su ile aynı asansörde muhabbet edebiliyorsun ama devletin (bizim ya, bizim işte, halkın! içtenlikle halkın) eğitimcisiyle bahçede iki muhabbet edemiyorsun; okul dışında hiçbir şey konuşamıyorsun. Çünkü hayatın zorluklarını bir tek onlar çekti ve inan senin sosyal hayatınla (gelecekteki işin, hayallerin, okuldan sonra yapmak, yürümek, koşmak istediğin kariyer hakkında mesela) ilgilenecek vakitleri yok.

Madem yüz yüze konuşacak vakitleri yok ya da tersleneceğimden eminim zaten, diyorsun... O zaman e-posta adreslerine bir mesaj bırakayım diyorsun. Birkaç gün sonra alınan cevaplar samimi ya da baştan savma olsa da... Hayatı müthiş bir şekilde yoğun geçmesine rağmen, sinirlenip, aksi cevaplar atmaya her zaman vakti olan eğitimciden, aynı günün gecesinde, yine seni rencide edecek bir mesaj alıyorsun....

Günler geçiyor, bütler bitiyor, tezini alıyorsun. Aylarca işe gidip (hah, bu arada okul döneminde yaptığın hiçbir staj, hiçbir iş, çoğu eğitimcinin problemi değildir, her zaman ve daima) mesai saatin bittikten sonra saatlerce üzerinde uğraştığın ve neredeyse sosyal hayatının sıfıra inmesine sebep olmasına rağmen EVLAT GİBİ! severek yazdığın tezini bol bol bilirkişiler tarafından yazılmış metinlerle alıntılayıp yazıyorsun, yaptığın tüm alıntıları her yerde belirtiyorsun. Bayramın ilk günü için özenle hazırladığın evlat gibi! Buna rağmen bilgi hırsızlığı ile suçlanıyorsun. Misafirliğe gittiğin evde önüne gelen tatlıdan almanın seni hırsız yaptığını düşünsene, heh işte onun gibi! Neyse olan sana oluyor, okulun uzuyor, çoğu eğitimci tarafından önemsenmeyen stajlarına devam ediyorsun, çalıştığın yerdeki mükemmel kaliteli insanlarla sohbet ediyorsun ama bir eğitimci tarafından reddediliyorsun! Bir kızın, erkeklerden hoşlanan bir erkek tarafından reddedilmesi gibi.

Üstelik bunun sen daha iyilerine layıksın'lık kısmı da etrafındaki bütün arkadaşlarının da tezlerini tıpkı senin gibi hazırlayıp, tıpkı sende olmadığı gibi tezlerinin kabul edilmesi [y i n e] gibi.

Öyleyse, bundan 10 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?

Muhtemelen ilk kitabım çıkmış, elimde kalem, bir şeyler karalıyor ya da çiziyor olurum. Empati kurabilen, eğitimin korkunç canavarının pençesinden kurtulmuş, bazılarının aksine eğitimin insanları birbirinden ayıran bir fark değil de, insanları bir araya getiren bir kurabiye canavarı olduğunu kabul eden insanlarla birlikte olurum.

Not 1: Bu, bir isyan yazısı değildir. İçerisinde hakaret yoktur, anlayamama olgusu boldur. Sonuç değil çözüm bekleyen sorularla yazılmıştır.

Hatırlatma: Eğer bu yazı, epik bir metin olsaydı içinde bolca şiddet olurdu fakat, epik bir yazı değildir.

Not 2: Adil bir dünyada yaşadığımızı düşünen herkesin, her gün, hayatın ne kadar gaddarca ve adaletsizce ip atladığını görmelerini dilerim..

Yazının şerbeti: Çok saygıdeğer eğitimcilerimizi elbette seviyorum, fakat başarısızlığa zorlanmanın, bu sevgiye dâhil olduğunu kabul edemiyorum, ülkenin en iyi okullarının birinde okuyan hiçbir öğrencinin başarısız olduğunu kabul etmiyor ve reddediyorum.

Yazının tencere dibine yapışan kısmını da alıntı ile bitirmek isterim, alıntımı belirterek elbette, çünkü her zaman öyle yaparım.

"Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz" Buhari sahih, ilim b,11,cihad 164

İyi geceler! (08:26)

3 Temmuz 2014 Perşembe

karma karma pisi pisi


dik otur.
ellerini birbirine çak. 
şapşap!
şimdi hazırlan, seninle biraz buralardan ayrılıp tanımak istediklerimize gideceğiz.

Sanırım geldik. Fakat onu tanımıyorum. Büyük ihtimalle senin tanımak istediğin biri. 

Nasıl görünüyor oradan bakınca? Güzel mi diyorsun? 
Ya evet güzel ama gerçekten sadece öyle mi bakıyorsun. Güzel mi gülüyor? Haha, evet bence de güzel gülüyor. Ama bu kadarı senin için yeterli mi? Anlamadım? Bir saniye, neresi? Tırnakları mı? Evet bakımlı da ne olmuş ki? Ya sahiden sen beni çok yanlış anlamışsın...

Bugün kitap okuyordum
-her-
zamanki gibi. Sonra dışarıdan bakıp yargıladığım insanlar ya da beğendiğim insanlar geldi aklıma. Hiçbiri hakkında hiçbir fikre sahip değilken onlar hakkında nasıl da her şeyi biliyordum! Sonra çok yakın bir arkadaşımla yakın olmadan önce, tam birbirimize ısındığımız dönemlerde dışarıdan göründüğüm gibi biri olmadığımı söylemişti bana. Fazla havalıymışım! Çok rahat görünüyormuşum falan. 

En azından sadece -mışım. 

gerçi emin olduğum bir şey varsa, bir tanıma duygusu varsa...var aslında!

Mesela ben! okuduğum her yazarı tanıyorum. Evet, akşam yemeklerinde ne yediklerini bilmiyorum ama en azından nasıl düşündüklerini biliyorum. Ki zaten bir insanı doğru tanımak için onun hareketlerine değil düşüncelerine ihtiyaç duyarsın. He, amacın sadece tanımaksa, öylesine tanımaksa, zaten bunu her türlü başarabilirsin. Bu yüzdendir ki tanımak istediğim biri olduğunda ilk adımı o atmış atmamış pek fark etmiyor. Onun hakkında sürekli yüceltici şeyler -doğruluğunu bilmeden- düşünüp gözümde tanrılaştırmaktansa, en azından nasıl düşündüğünü öğrenirim, bunun için de -mesela- ilk mesajı o atsın diye düşünmem. Zaten karmaya inanan birinin böyle şeylere takılması çok saçma olmaz mıydı? Ben de bir zamanlar ilk mesaj atan birilerini reddettiysem birilerinin de beni reddetmeye hakkı neden olmasın? Bamyalı karnı-sı-yarık karma.

Yazının şerbeti: Büyük ihtimalle ben mesajı yine uzatarak verdim, sonuna kadar gelip yarıda bırakan varsa, çok üzülürüm.