arkadaşlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arkadaşlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2015 Pazar

Kendi sınırlarımı zorluyorum!

Büyük insanların hayat hikayelerini okurken, ilk zaferlerini kendilerine karşı kazandıklarını görmüşümdür, hepsinde de öz disiplin başta geliyordu. - Harry Truman

Hayatımda uzun zamandır boşluklar olduğunun farkında olduğunu biliyorum. Bakıyorsun, hatta bazen inceliyorsun. Öyle uzaktan uzaktan, her şeyin başını yazdığın gibi ve hatta sonunu da sen yazdığın için, hayatımı nasıl idam ettirdiğimi merak ediyorsun.

Tıpkı benim gibi... Aramızdaki tek fark ise sonumu sadece sen biliyorsun.

Sürekli kararlar alan biriyim. Hatta öyle kararlarım vardır ki ne zaman birine 'Bir karar aldım artık!' desem, karşımdaki daha önce de almış olduğum kararı bana söyler. Böyle k e l i m e l e r teker teker suratıma çarpar, sonra da gider onun yüzünde hafif bir gülümseme oluşturur, tıpkı 'yine aynı hikaye....' der gibi.

Haksız da değil aslında, çünkü yine alışılmış aynı hikaye.

Peki boşluklar nasıl doldurulur? (inanın, sizin nasıl doldurduğunuz zerre kadar umurumda değil, istediğiniz gibi anlık zevklerinizden keyif alabilirsiniz.)

Tekrar sorayım o zaman...derinliği doğduğun günden beri içini aşındırarak artan o boşluğu nasıl doldurabilirsin?

Hayatında neyi başardın? İyi bir okulu kazanmak, belki dereceyle bitirmek, belki de mükemmel arkadaş ilişkileri kurmak? olabilir.

Açıkçası ben bunlarında hiçbirinde iyi değildim. Çok saftım, kandırıldım. Çok temiz kalpliydim, hemen inandım. Çok sevdim, aldatıldım. Çok istedim, hevesimi kırdılar...gibi. Mİ?

Değil. En azından benim için öyle değil. Hatayı bugüne kadar hep başkalarında aradım, kendimde aradığım zamanlarda en yakınlarıma sordum 'sizce bende bir hata var mı' dedim, yok dediler. Belki de yoktu, en azından sorduğum konuda gerçekten de haksız olan ben değildim.

İşin gerçeği, aldığım bütün kararları başaramamış olmamı bugüne kadar iradesizliğime yorardım. Yorgundum, uyudum. Gerçekten uğraşsam bile başarmam o kadar imkansız ki....Canım istemiyor...Bazen de canım deli gibi istedi. Yedim. İçtim. Sonra dedim, sonra başlarım kararlarımı uygulamaya. İradesiz biri değilim ben! Ben iradesiz miyim gerçekten!!

Çözüm: Basit! Disiplin. 22 yaşındayım ve daha önce hiç disiplinle yakından alakam olmadı. İlkokulda örnek  öğrenciydim ama kendi içimde disiplinsizin tekiydim. Lisede hiç disiplin kuruluna gitmedim ama disiplinsizlik suçu sayılabilecek birkaç hareketim oldu. Seviliyordum, önemsemediler. Üniversitede? İnanın o kadar disiplinsiz bir ders çalışma hayatım oldu ki okul nasıl bitiyor(?) anlamış bile değilim. İlişkilere gelince. Sanırım orada da istediğiniz -disiplin söz konusu olan harekete- dair en ufak bir kırıntı dahi veremem size. İstemediğim şeyleri sırf yanımdakiler mutlu olacak diye keyif alıyor gibi yaptım. Yorulup, yapmayı bıraktığımda ise onları mutlu edememeye başladım. Bazılarıyla arkadaşlığımız bitti bazılarıyla da öyle selam kaldı aramızda. Pek vefalı biri olduğum da söylenemez, bazen arayıp sormam ama zaten bunları da hiç beklemem. Çünkü bu şekilde sınıflandırma yapan bir yaradılışım yok, sanırım bazı duygulardan da yoksunum. Ne diyorlar? Aleksitimi.  Soranlara dillendire dillendire anlattığım büyük aşkımda da hep istenilene uydum. Nerede görüşmek istediyse, hiçbir arkadaşımla görüşmek istemese de, saat kaçta buluşup ayrılabiliriz, bunların hepsini bana hazmettirse de, kaçta arayıp kaçta aramayacağımı bilmem gerekse bile dillendirerek anlattığım hikaye. Neyse, sonunda yine yorulup bitirmek istediğimde de bendim kötü, çünkü ona kendimi sevdirmiştim, öylece bırakmam normal değildi. Öylece...Maalesef akıllı telefonlarımızın hiçbirinde '...bunu seçersem, böyle olur...şunu seçersem de şöyle olur...' uygulaması yok. Deneyimliyoruz, en büyük deney konusu biz oluyoruz, adına yaşamak diyoruz. Hatta bazen abartıp, ne yaşadım be, diyoruz.

Dediğim gibi hayatımın hiçbir döneminde disiplinli biri olmadım. Çok sınırlarım oldu, beni; benim dışımdakilerden koruyacak. Fakat hiçbir zaman kendimi kendimden koruyabilecek bir sınırım olmadı; disiplin gibi.

Ne duygularımı ne de davranışlarımı...hiçbirini disipline edemedim. Tıpkı bunlardan doğacak kararlarımın disiplinli olmadığı gibi.

Çok sevdiğim birinden bu küçük eskiz defterini aldım. İçinde tam 46 sayfa var, öz disipline sahip olmak isteyen biri için, bu 46 sayfa, 46 gün demektir. Adına ajanda, istek listesi, takip listesi diyebilirsiniz. Ben kendi sınırlarımı zorluyorum demek istiyorum. Eğer inanmak başarmanın yarısıyla, umarım 46 gün sonra bu defterin her bir sayfasını sizinle paylaşabilirim. 


Bence yeterince sıkıldık, bitirelim.

25 Haziran 2014 Çarşamba

Tatil 1



Daha önce ben, ben daha önce hiç, hiç ben daha önceden böyle rahat hissetmedim. 

Evden çıktım, kendimi başrolü Ryan Gosling ya da Ben Affleck ile paylaştığım bir filmin sabah sahnesinde buldum sanki. Boyum normalin aksine 1yetmiş falandı işte, salopedimi giymiş, sokaktaki insanlara gülümseyerek geçiyordum, bu arada güneş, ışıklarını bir tek bana gönderiyordu ki parlayan bir tek bendim, en en en en olan bendim. 

Alkışlar, alkışlar....Teşekkürler...

Hiç adetim değildir fakat gidip çiçek aldım. İsimlerini bilmiyorum çünkü bilen bilir ki ben ne çiçekten anlarım ne de onlara karşı bir hayranlığım vardır.

En sevdiğim vazomu nihayet kullanabilirdim! İncecik camı var ablaları, abileri! Bir görseniz! Enfes.

Masamın üzerindeki her şeyi boşalttım, gereksiz ders kitapları, s a ç m a s a p a n ders notları falan. Bilirsiniz işte. Bir insanın masasının üstünde çatal neden olur ki demeyin? Çünkü olur, oluyor yani. 

Vazomun içine ilk önce mor çiçeği ama uzun saplı, sonra beyaz çiçeği ama uzun saplı....bir ondan...bir bundan... Sırayla yerleştirdim her birini. Sonra vazoyu sol tarafıma, masanın üzerine koydum. Uzun zamandır ~lisedenberi~ görmediğim bir arkadaşım geldi ve hoş olmasını umut ettiğim bir sohbete başladık. Uzun zamandır görüşmediğin biriyle ne paylaşabilirsin ki? Çok şey? gibi geliyor dimi? 

Ben tam tersini düşünüyorum. İnsanlar yaşadıkları her saniye bir şeyler öğreniyorlar, yaşıyorlar ve değişiyorlar. Kaç sene öncede bıraktığın birinin huyunun suyunun değişmediğini ve eski arkadaşın olduğunu nereden çıkarıyorsunuz ki? 

Ve...

Bir şeyler anlattı...gülümsedim...bir şeyler anlattım....gülümsedi. 
Konudan konuya. Lise1'den 2ye. Üçten 4'e. Müdürden tutun da hademesine kadar. Yani ne konuşabilirdik ki başka? Belli ki ikimiz de istemedik şu sıralar neler yaşadığımızı anlatmak. Arada kaynayan yılları konuşmanın da bir anlamı yoktu zaten.

Biliyorum çok ayıp ama içimden sürekli kalkıp gitse bir an önce keşke diye düşündüm. Çünkü gerçekten anlattığı şeyler ilgimi çekmiyordu ve konuştuğumuz şeyler sadece lisede olanlardı. Paylaştığımız olaylarda zaten bir zamanlar yaşamış olduğumuz olaylardı.

Okulu bıraktığını söyledi. Bu yaz evlenecekmiş. Düğününe beklermiş.

inş cnm ya dedim...dedim ama içimden dedim.

Yine de kimsenin hiçbir konuda bir fikre sahip olmaması durumunu kabul etmek istemiyorum. Herkesin uzman olduğu bir konu vardır ya, olmalı! Tamam, seninle anlaşamayabilirim, konuşacak hiçbir şeyimiz olmayabilir, hatta tek bir düşüncemiz bile ortak olmayabilir ve sen konuşurken kendimi 38.kattan atmak istiyor olabilirim. Ama bu senin hiçbir konuda bir fikre sahip olmadığın anlamına gelmez. 

Sonuç olarak. Onunla iyi anlaşmak zorunda değildim.  Onunla görüşmek zorunda ya da eski günleri yad etmek zorunda da değildim. Ve bu benim ondan fazla olduğum ya da onun benden eksik olduğu anlamına da gelmiyordu. Sadece insan olduğumuz ve her birimizin dikkatini çeken konuların farklı olduğu anlamına geliyordu.

Ertesi gün çiçeklerin kokusu gitmişti. Ben de çöpe attım. Çiçek gerçekten benim sevebileceğim şeyler arasında değildi ve ben Ryan Gosling'i de Ben Affleck'i de ancak rüyamda görebilirdim.

Hepsi bu.
İyi tatiller!


28 Ağustos 2013 Çarşamba

benim için?

http://www.youtube.com/watch?v=WJTXDCh2YiA
Tam olarak olay yerindeyim.
Bütün klavye. Bütün harflerin üzerinde boyalar kurumuş. Görmeniz lazım. O kadar güzel oldu ki. Bilerek ellerimi resme boyadım, pastelli parmaklarımı da klavyeye doladım. Bazı insanların derdini anlatma şekli de bu işte.
Anne türlüsü, bana takım çantası, sevgili rehberi gibi. Her biri birbirinden farklı harfler, bir araya geldiklerindeyse bambaşka anlamlar.
Bu sosyal medya gerçekten de erkeklerin güzel kız kaldırdığı, kızlarınsa kaldırmak için bahanesi olduğu bir kuyuya dönüştü. Ortalamanın çok az bile üzerindeysen, erkeksen bıyığın varsa, kızsan
güzel burnun varsa her türlü potansiyel alıcın oluyor be gülüm.
Sizi de iyi bilirim ama kendimi anlatsam daha iyi. 
Neredeyse tam olarak iki sene önce, ben de faydalandım buranın mükemmel bir tıkla kalbinizde kampanyasından. Ona yazılar yazdım, yazılar aldım, pembe inekciklerim başımın üzerinde dolandı; sütünü burnumdan getirdi falan filan. Neyse. Bunu anlatacak değilim size. 11'in yaz arşivine bakarsanız, bulursunuz bi'çok şey... Ama şunu söyleyeyim ki ben nadir iyi adamlardan birine denk gelmiştim.
Yine devam ediyorlar tabi.
abi kızın burnu güzelse olur...
abi ince beli varsa olur...
renkli gözlüyse olur.
Kısık ateşte 30 dakika kavrulmuş, olur mu? Ben de öyle düşünmüştüm zaten.
Benim de her app'ta profilim var. Bir umut işte. Umut demişken, tanıştırayım. Kendileri hem en iyi hem de en kötü arkadaşım olurlar. Beni hayallere götürür, içine atar, hayal kırıklıklarıyla da çıkarır dışarı. Kuyudan, derin şerbet kazanından... Yine her gün aynı umutlara tutunmaktan vazgeçmem. Günün sonunda olmayacağını anlasam bile.
Her sabah uyandığımda instamessage'tan bildirimler okuyorum.
meraba irem:))))9
slm:)
merhaba:)
Hatta
devlet bu güzellikten vergi alıyor mu ehe ehe ehe
gibi saçma salak şeyler okuyorum. Hoşuma gitmiyor mu? Hayır. Evet. Bazen. Kısmen. Komik işte be olum.
Bazen normalleri de denk geliyor, tabi benim bir şey kaldırma amacım yok, diyorum, ben görüşmem şimdiden söyleyeyim de, diyorlar neyse bir konuşalım da belki fikrin değişir, haha diyorum, olur diyorum, tamam diyorum.
Gerçekten ciddi misiniz beyler? 
Bu kadar mı tükendi listeniz? Hiç tanımadığınız birine buralardan yazacak kadar?
En son arkadaşımdan azar yedim 'iremmm konuş işte iyi çocuk, yakışıklı da..'
buraya küfür gelecek.
kestik.
Olay yerine geri dönelim.
Baştan sona bütün harfler neon oldu, belki biraz olmaması gerektiği gibi oldu ama olsun.. Belki A harfi siyah değil de gri F harfi mor değil de pembe Z harfi sarı değil de yeşil olmalıydı ama spontane gelişmesini seviyorum. Planlarının dışına çıkamayan birinin böyle saçma güzel şeylerle carpe diem'e katılması çok büyük bir şeydir, bilen bilir. 
İşte bu yüzden her karaladığınız insanın iyi yanı var. Her gülen insanın derin bir acısı var. Çok derinlerde. Belki kendisinin bile bilmediği, daha görmesinin zamanı gelmediği kadar derinlerinde. Bugün parasını vücudundan kazanan da kırmızı rujunu sürüyor, ilk buluşmasına giden kız da. Cenazede giydiği siyah takımını, mezuniyetinde de giyiniyor bıyıklı. Güneş iyi için de doğuyor kötü için de. Bana da geceler uzun, sana da. Her ne kadar aynı düşüncelere sahip olmasak bile aynı gecenin karanlığının altındayız. Ben bu gece klavyemi renklere boyadım, seni de her renginle kabul edebileceğimi kendime itiraf ettim. En derinlerime. Kendimden nefret ettiğim kısmıma da en sevdiğim parçama da. 
Sen de yapabilir misin?
benim için?