29 Şubat 2012 Çarşamba

Kahvesi türk falı


Bugün bir türk kahvesi içti dünya. Falına baktım. Telvenin fazlalığından mıdır yoksa insanların kalabalıklığından mı nedir bilmiyorum ama içi kabarmış.
Dalgalar, rüzgarlar, gelgitler... Hayal kırıklıkları, tutkular, kopamayışlar...
Yolları var birbirini seven aşıkların. Önlerinde koca bir yol var, beraber yürümeyi her şeyden çok istedikleri uzun bir yol. Sonunu bilmeseler de istiyorlar.
Denemeyi, görmeyi, yaşamayı. Yemeyi, içmeyi, gezmeyi.
Gözyaşı var.
Yolun sonunda mı dökülüyor bu yaşlar yoksa yola başlamadan önce döktükleri yaşlar mı gözlerinden akanlar? Herhalde en kötüsü başında da sonunda da yaş dökenler olsa gerek.
Fazla gürültü var etrafta.
İnsanlar konuşuyor, ağlıyor, hakaret ediyor, bağırıyor, tartışıyor. Ama aynı zamanda da seviyor, gülüyor, bağlanıyorlar.
Zaten her şeyin mükemmel olduğu ne bir dünya ne bir ilişki ne de dostluk olabilir. Yani kimse içtiği kahvesi zararsız olsun diye sırf su içmez.
Dünya için düşünürsek, mükemmel bir dünya yani, ne kadar gelişmiş olabilirdi ki? Hangi ilişki zorluğu tatmadan ileriye sağlam temeller atabilir ya da sürekli birbirine 'aynen' diyen insanlar ne kadar birbirine bir şeyler katar da ilişkilerine 'dostluk' adını verebilir?
Tam olarak anlamını bilmediğimiz şeyleri ne kadar savunabiliriz?
Görünce heyecanlanmadığın, elini tuttuğunda bırakmak istediğin birine ne kadar katlanabilirsin. Ben bir dakika katlanmam. Çok sevdiğin birinden ne kadar uzakta durabilirsin? Kaybetmeyi göze alamadığın insanı neden üzersin ya da ilişkinde heyecan olsun diye neden farklılık istersin ki? Farklılıklar, değişiklikler kahveye sonradan atılan şeker gibidir, hep bir eğretilik. Kahvenin tadını değiştirmez, suda erir gider. Ya fazla gelir ya da tekrar ihtiyacın olur.
Kahvesini şekerli içen biri ne kadar tek düze yaşamaya devam edebilir?
Kahvesini şekersiz içen biri ne kadar insanların zayıflıklarına tahammül edebilir?
Ne yazık ki hiçbir şey fincanda görüldüğü kadar değil. Ne yazık ki hiçbir şey görmek istediğimiz gibi de değil.

22 Şubat 2012 Çarşamba

bir eski bir yeni


Bir gün ikinci el bir kitap alırım. Sonra sayfaları çevirdikçe başka biriyle ya da birden fazla insanla o kitabı aynı anda okuduğumu fark ederim.
Elli sekizinci sayfada kahve lekesi görürüm. Hafif buruşmuş bir sayfa. Çok da severim. Sekseninci sayfasında bir not bulurum. Birkaç yıl daha silinmeyecek bir yazı belki de, bilmiyorum. O nottan sonra hayatım değişir. Belki sevgilimi öyle nedensiz bir şekilde bırakırım, istifa ederim işimden, hiç bilmediğim bir şehre tanımadığım insanların içine giderim. Yaşamayı denerim. Yüzümdeki herkese verdiğim tebessümü keserim.
Sanki olması gereken her şeyi tamamlamışım gibi kitaba kaldığım yerden devam ederim. Aslında değişen bir şey yoktur. Yani yine birileri vardır aynı anda benimle o kitabı okuyan ama benim etrafımdaki birileri eksiktir.
Büyük ihtimalle bırakırım kitabı. Okumayı.
Müzik dinlerim. Bir şarkı çalar, eski demeyi beceremediğim sevgilim gelir aklıma. Ağlarım. Yüksek sesle hemde. Belki günlerce odamdan çıkmam. Kimseyle konuşmam. Konuşacak kimsem de yoktur zaten o yeni şehirde.
...
Yine vazgeçtim ikinci el kitap almaktan, alışkanlıklarımdan uzaklaşmaktan.
*vazgeçtimyazanyerikorktumdiyeokuyacaksın.
Bunun yerine tek başıma kitabımı okumaya devam ediyorum. Kimsenin anısı olmasın istiyorum. Beni etkileyecek hiçbir not, söz görmek istemiyorum. Kendimi tanıyorum her şeyden önce ben her şeyden etkilenen bir insanım. Beni çok kolay üzebilirsin mesela. Tabii çok kolay mutlu da edebilirsin. Bu şehirden de gitmek istemiyorum. Sevgilimi bırakacak bir neden ya da ona eski dememi gerektirecek hiçbir not bulmak istemiyorum.
...
Bu yüzden kimsenin geçmişi olmasın istiyorum hayatımda ve geleceğimde. Ne yarım kalmış bir aşk ne de bitmemiş bir hikaye.

18 Şubat 2012 Cumartesi

bir şeyler hiçbir şeyleri dengeliyor


Yaşamımızdan küçük şeyleri sorun haline getirip, kendimize hediye paketi halinde sunup küçücük bedenlerimizi yoruyoruz. Düşünmeden duramıyoruz. Sanki dünyayı biz kurtaracakmış gibi saçma sapan hareketlerimiz var. Çok küçük detayları bile günlerce düşündüğümü hatırlıyorum ben. Abartmıyorum. Onu düşündüğümü fark edip uyandığım sabahlar, onu düşünmemeyi deneyerek uyumaya çalıştığım geceleri biliyorum. Gerçi hala öyle. 

Sanki dünyadaki bütün tatlıları toplatmışlar da bir daha asla yiyemeyeceğim. Hatta en son tatlıdan uzak durmaya çalıştığımı hatırlayınca kendime kızacakmışım gibigibigibi.

Bazen diğerlerini kendimizden daha çok düşündüğümüzü söyleriz bir diğerlerine ama bir türlü kabul etmeyiz aslında kendimizi herkesten fazla düşündüğümüzü. Her şeyin dengesi olduğunu düşünüyorum ben. Yani dünyada ne kadar iyi insan varsa bir o kadarda kötü insanlar var. Birini ne kadar seversek o kadar bizden uzaklaşıyor. Ben ne kadar aç gözlülük yapıp kendimi patlayana kadar doyurursam, bir başkası -yeri fark etmez. belki yan komşum belki de benden kilometrelerce uzakta biri- benim aksime açlıktan ölüyor. Benim onu sevdiğim kadar, beni bir başkası seviyor. Ya da benim onu sevdiğim kadar o da bir başkasını seviyor, bu da olabilir. Her şey olabilir. 
Yorulduğumu hissettiğim anlar oluyor. Üşendiğim zamanlar oluyor. Bıktığım, usandığım günler oluyor. Hepsi hayatımdan birilerini götürüp yerine bir başkasını getiriyor. Bu da bir denge. Şimdi hayatımdan kim isteyerek gitse, yerine bir o kadar isteyip gelecek insan olacak.
Her şey dönüşümlü.
Her şey karşılıklı.
Ne yazık ki hepsi de sabır gerektiriyor.

Kendi kuruntularım, takıntılarım, aşklarım, hayal kırıklıklarım.... Hepsine karşılık gelen sevinçlerim, mutluluklarım ve tabii aşklarım da var.
Bugün ne olursa olsun. Neye kızarsam kızayım, içimden 10a kadar sayıp bekledim. Çünkü biliyorum vücudum ne kadar bir anda kasılsa da, hemen gevşeyecekti. bkz.dengelerdenbahsettim 

15 Şubat 2012 Çarşamba

bir kez daha sevgilim dedim


Bugün bir arkadaşım sevgilisiyle etiketlemiş kendisini. İsminin sonuna da 'm' getirmiş, sahiplenmiş onu. Kötü oldum. Ben de seninle herhangi bir yerlerde olabilirdim. Sen de beni sahiplenebilirdin. Olmadı işte. Olmayacak. Neden böyle olmak zorunda? Neden seni hala seviyorum? Özlüyorum bir de. Hiçbir derdim yokmuş gibi bir de seni özlüyorum.
Senin bildiğini ben de biliyorum. Bunu bilecek kadar tanıdım seni.Aynı zamanda sevdim. Hiç kimsenin senin gibi olmayacağını biliyorum. Kimse senin gibi elimi tutmayacak. Belki de kimse sebepsiz sevmeyecek. Belki o gün çok güzel giyindiğim için benden etkilenecek, belki derslerimde iyiyim diye, belki arkadaşının arkadaşıyım diye, belki onu güldürebiliyorum diye. Hepsinin bir sebebi olacak. Benimse hiçbiriyle ilgilenmem için bir sebep olmaz. Olamaz. Çünkü hepsinde bir sıradanlık. Belki ben seni gözümde büyütüyorum diye düşünmeyi o kadar çok isterdim ki.
Neredesin?
Ne yapıyorsun?
Beni düşünüyor musun?
Sevgilin oldu mu, benden sonra kiminle görüştün? Daha çok yeni, görüşme kimseyle. Biliyorum çok yoğunsun sen ama o yoğunlukta diğerlerine vakit ayırabiliyor musun? Ya da ben varken yapamadığın şeyleri yapmaya başladın mı? Galiba başlamışsın. Merak ediyorum ki bilirsin seninle ilgili her şeyi merak ederim ben, tekrar alışkanlıklarını da yapmaya başladın mı? Galiba buna da başlamışsın.
şimdi ben de senin eski sevgilinim. sorun yaptığım şeyleri teknik olarak şimdi üstüme alınmam gerekiyor ama bunu yapacak cesareti bile kendimde bulamıyorum. 
İsmimi senin ağzından duymayı da özledim. Kimse senin gibi öylesine irem demiyor bana. İstedikleri yere gitmek için, beraber takılmak için, bir şeyler içmek için, sevgilisi olmam için irem diyorlar.
Yine uyuyamıyorum.
Sürekli düşünüyorum. Beraber geçirdiğimiz son günü hatırlıyorum sürekli. Bazen silik silik hatırladığımı fark edip ağlıyorum, kendime kızıyorum. Bunu da mı unutur insan, diye. Onu da beceremiyorum. Yani kendime kızmayı. Sen bile daha güzel kızıyordun bana...
Aklım çok karışık. Sensiz çok mutsuzum. Öğrenmem gereken tek şey bu. Sensizken mutlu olmak. Bunu da yapabilir miyim, öyle mi dersin? Seni de istemiyorum ama. Gelmeyeceğini biliyorum ama zaten gelmeni de istemiyorum. Dediğin gibi; yürütemiyoruz biz. Olmuyor yani.
Neyse.
İnanmayacaksın ama iştahım da kesildi. Kaç gündür tatlı yemiyorum.. Durum o kadar vahim yani.
Zeki insanlarla tanışmak istemiyorum. Hepsinde senden bir şeyler bulurum diye korkuyorum. Bazı filmleri hiç izlemiyorum bile. Bana o da böyle söylerdi ya da biz de böyleydik dememek için.
Bildiğin şeylerden...kitap okuyorum. Ama bu sıralar delirmiş gibi abarttım bunu. Gözlerim çok yanıyor ve kaşınıyor. Bu yüzden olabilir.
Bana attığın üçkısamesaj hala telefonumda. Bir şey istediğim yok. Okuyorsan sakın dön gibi algılama bu yazıyı. Zaten yine boktan yazıp, seni sıkmış bile olabilirim. Sadece bil. Hiçbir şey kolay değil. Düz yolda yürümek, sebepsiz gülmek, mutlu uyanmak, düşünmeden uyuyabilmek...hiçbiri kolay değil. Sadece saçma bir sebepten ağlayabilmeyi, dalıp gitmeyi kolay yapabiliyorum gittiğinden beri. Sana iyi geceler demiyorum, dediğinden beri. Bu iyi bir şey değil ama dimi?
Öyle görmezsem unuturum da diyemiyorum herkes gibi. Ben seni görmeden sevmiştim.  Zaten herkes gibi de sevmemiştim. Böyle bir adam olmasaydın inan çok kolay unuturdum.
Hak ver bana. Çok zor, biliyorsun.
Ama inan bana. Bir tek kötü söz söylemiyorum senin hakkında kimseye. Hatta inanmayacaksın ama anlatmıyorum bile kimseye seni uzun uzun.
Bir yazı yazmıştın. Ojelerini sürerken hatırla beni diye bitirmiştin yazıyı. Keşke sadece ojelerimi sürerken hatırlayabilsem seni, bilirsin işte daha kolay olabilirdi.
Beni unutmak zor olmayacaktır senin için. O yüzden arada bir hatırlasan da mutlu olurum ben. Zaten küçük mutluluklarım vardır benim. Sen de onlardan birisin işte. Sadece etkin büyük.
Şimdi sen çayını içmeye devam et sevgilim. Yazı yaz. Onlarla konuş. Yani seni ne mutlu ediyorsa onları yapmaya devam et. Ben de biraz daha seni özlemeye devam edeyim.
Bırak uğraşmayı, sen denemedin bile.
Ben de kendimi kişisel gelişim kitaplarına verdim, işe yarıyorlarmış.
Sen gibi olmazmış ama faydası varmış. Öyle diyorlar.
bir de ben yazılarımı herkesin senin aksine...üstüne alınman için yazıyorum.
Sen de telefon bekliyor musun benim gibi? Unut gitsin, bekleme. Ben de senden beklemeyeyim.
Biliyorsun, yürütemiyoruz.  Şu kelimeden de nefret ettim iyice.

14 Şubat 2012 Salı

mutlu noeller



İçinde bir nebze olsun ekşilik barındırmayan meyveleri sevmem. Arada bir limon yerim. tuzsuz. Sabahları greyfurt suyu içmeye bayılırım, sayısını bilmediğim kadar portakal yerim. Erken kalktıysam mutlaka kahvaltımı yaparım, geç kalktıysam da ara öğünle başlarım. Bugün de bunları yaptığım sıradan günlerden biri işte. Geç kalktım. Eğer arkadaşım arayıp uyandırmasaydı şu an hala uyuyor bile olabilirdim.

Sevgililer Günü, her yılın 14 Şubat günü birçok ülkede kutlanan özel gündür. Kökeni, Roma Katolik Kilisesi'nin inanışına dayanan bu gün, Valentine ismindeki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bazı toplumlarda "Aziz Valentin Günü" (İngilizce: St. Valentine's Day) olarak bilinir. Valentine kelimesi, Batı medeniyetlerinde hoşlanılan kişi veya sevgili anlamlarında da kullanılır.
Günümüzde, bazı toplumlarda sevgililerin birbirine hediyeler aldığı, kartlar gönderdiği özel bir gün olarak devam etmektedir. Tahminlere göre 14 Şubat günü, tüm dünyada 1 milyar civarında kart gönderilmektedir. Bunun yanı sıra hediye alımlarından kaynaklı piyasada satışlar artmaktadır.

bkz.vikipedi


Sevgililer Günü'nün her yıl 14Şubat'ta kutlandığına kalben ve manen inanmıyorum. Şöyle oluyor ki eğer böyle bir gün varsa benim için bir kere oldu o da 21Temmuz. Zaten bu gün önemliyse, bir kere olması da mantıklı. Tıpkı bende olduğu gibi. Kökeni bizimle bağlı olmayan bir inanışa bağlı olduğuna göre zaten inanmamız çok da mantıklı olmazdı dimi? 
Her ne kadar inanmasam da ki hala inanmıyorum bunu okuyorsan herhalde sürprizine verdiğim karşılığı düşünüp atma diyebilirsin neyse ne diyordum? Heh. Her ne kadar inanmasam da 12cm olan sarı topukların üzerinde aralıksız yarım saat dans edebilmeyi başarmışken (düşmedim bile) çalmaya başlayan şarkıyla salona gelen koca çikolatanın beni çok çok çok çok çok mutlu ettiğini saklayacak değilim. Galiba fazlasıyla mutlu oldum. Usis derdi yüzünden düşünüp üzülmem gereken şeyi bile düşünmedim hatta üzülmedim. Şimdi geriye bir dersim kaldı ve kendimi üzülmem gereken konuya yoğunlaştıracakken tekrar beni mutlu etmeyi başaran arkadaşlarım olduğunu söylemeden edemem.


şimdi gelelim sana.
inan uzun uzun üzülemiyorum bile. böyle düşünmemiştim. böyle olacağını düşünmediğim bir şey değildi 'bitmesi' yani biterim, ölürüm sanmıştım ama ne mutlu sana ki olmadı öyle bir şey. belki sendeki rahatlıktan dolayı böyle de olmuş olabilirim. senin için rahattı, böyle istemiştin. Neden ben huzursuz olmalıydım? ben de istemeliydim ki artık ilk defa da olsa aynı şeyleri istiyoruz. Düşünmeme kararı aldım, galiba başardım. sadece alıştığım bir durumdu. aslında çok şanslısın. şu kısacık paragrafta bile kendimde anlatılacak sen bırakmamışsın. bu yüzden şanslısın. 


Bugün neler mi yapabilirsiniz. Bilmiyorum önünüze bir google açıp, alın elinize nutellanızı kaşıklayıp durun. Arada bir fizy'e geçin. Yeni insanlarla da tanışabilirsiniz. Bugün illa ki birileri bir hata yapıp birisine aşık olacaktır ki o kişi siz de olabilirsiniz. Ya da sevgilin varsa ve bugün senin için çok önemliyse onunla buluşup mıçmıç hareketlerde bulunup, bir sonraki günün de aslında bugün gibi bir gün olduğunu unutup saçmalayabilirsin. Belki bana kızabilirsin. Belki kendini haklı görüyor olabilirsin. Belki de sen de benim gibi önemsememeye başlamış bile olabilirsin. Çok yorgunum ve midemde henüz yeni yeni erimeye başlayan çikolatalar var. Bir de henüz seçemediğim türkçeII dersim.








12 Şubat 2012 Pazar

uyuyabilirdim ama olmaz, çünkü bu da planlıydı

Bazen susarken çok şey söylüyorum.
Kavga ediyorum. Bağırıyorum.
Kendi kendime konuşuyorum.
seninle. Onunla konuşuyorum. Bazen sizi bile konuşturuyorum.
Küsüyorum.
Duymuyorsunuz. Bazen 'evet' deseniz de unutuyorsunuz. En kötüsü de unuttuğunuzu bile fark etmiyorsunuz.
Sonra çok şey söylediğim zamanların çoğunda da susuyorum. Konuşuyorum ama öylesine. -muş gibi yapıyorum. Dinliyormuş, hak veriyormuş gibi...
Kelimeler de anlamlarından uzaklaştı iyice. Aslında iyi de değilim, ne kadar nasılsın dediğinizde iyiyim desem de. Belki iyiyimdir ama fark edemiyorumdur, bu da olabilir.
Sanki künefemin üstüne süt dökmüşler gibi. 



Bir de isteksizlik diye bir kelimeyi aldım kısıtlı konuşmalarıma. Ne zaman bir kelimeyi tam anlamıyla kullanacak olsam, aslında istemediğimi fark ediyorum. Bazen sadece alıştığımı düşünüyorum; yemeye, sevmeye, hissetmeye, söylemeye, kabul etmeye...
Kabul etmek istemediğim bir şeyi sırf karşımdakinin planları bozulmasın, üzülmesin diye kabul etmekten de sıkıldım. Bunu kabul etmemi bekleyenlerden de sıkıldım.

Gece yeterince uzun olacak ama bu bu kadar kısa olmak zorunda mıydı? 2dakika 21saniye boyunca neler yapabilirsin bilmiyorum ama dinlersen seversin.




9 Şubat 2012 Perşembe

Bir bahanem var o güne dair


Artık ne anlattım bilmiyorum. Ne duymak istedin, işte bunun hakkında da hiçbir fikrim yok.
Sadece bir şarkı vardı. Onu hatırlıyorum. Biraz saçmaydı. Yani gün için saçmaydı. Hayır, biraz değil epey saçmaydı. Bahanemi çürütecek tek gerçek o duygusuz şarkı olabilir.


Ayaküstü yapılan şeyler denildiğinde aklınıza neler geliyor?
#ayaküstüyemekyeme
#ayaküstüvuruş
#ayaküstüöpmek
#ayaküstüyerler
#ayaküstüuğramak
...
#ayaküstüsevmek

Ne zaman farklı ortamlara girsek, yeni insanlarla tanışsak, dansta partnerin olduğunda, sıkıcı esprisine sen güldün diye, sınıfa aynı anda girdin diye, son çikolataya beraber uzandığınızda, sinemada koltuklarınız yan yana geldiyse, en yakın arkadaşının sevgilisinin sevgilisiyle tanıştın diye bir ilişkiye başlamak zorunda mısın?
Ayaküstü sevmek zorunda değiliz birbirimizi. Böyle yapacaksak bugünden hiç tanışmamış iki insan olabiliriz.
Kolay olan şey bu zaten. Bugünlerde herkes bunu yapıyor. Kolayı seçiyor. Koşullara bakıyor, baktı uygun hemen "bir ilişkisi var!"
İlk günden el ele tutuşmalar, ikincide öpüşmeler, ayaküstü koklaşmalar, sonra sevişmeler falan filan. Sorsanız, en doğru olanı onlar yapıyor. Birbirleriyle her dakikalarını, en mahrem yerlerini paylaşıyorlar. Sorsanız, bu devirde aşk böyle yürüyor. Çünkü bunlar birbirine 'aşığız' diyorlar.
Ne zaman ayaküstü yemek yesem ya ana öğüne tıkanır, onu yiyemem ya da bütün günü ara öğünlerle geçiştiririm. Ne zaman bir yere şöyle geçerken uğrasam sıkılırım. gibi gibi.

Bir sebebi var.
Kimseyi öylesine sevemeyecek halde. Herkesi gülerken mutlu eden beni biraz sıktınız bu aralar. Kendisini soyutluyor atıştırmalık ilişkilerden.

Bir dakika.
Mümkünse yarın, yarından sonra, sonradan da sonra...
Bir dakika.
Bu yazıyı yazdıktan hemen sonra, benden gereksiz ilgi, sıcaklık, mesaj, arama gibi şeyler beklemeyin. Bir de az konuşun. Kafam şişti.

Çikolata gününüz bol çikolatalı olmuştur umarım.




4 Şubat 2012 Cumartesi


Erkekler bir şeyler paylaşabildikleri kızlara
 ilk önce arkadaşım sonra da aşkım
 demek
 istedikleri için kızların
 sevgililerini en yakın arkadaşları gibi
 görmek istemelerini anlayamıyorlar.

merhaba cumartesi


Daha dün geceden başladı bizim 'yarıın napsaaak acabaağ?' demelerimiz. Geceden planları yaptık.
kahvaltıya sapancaya gidelim
bowlinge gideriz 
dışarı çıkıp 5dk da bütün çarşıyı gezip eve döneriz 
adaya gider alışveriş yaparız
film izleriz
tatlı yaparız. yok lan uğraşmayalım.
Sonra sabah oldu.
Kahvaltımızı evimizde yaptık.
Bowlinge gidemedik çünkü çok üşendik.
Çarşıya çıkmak ölüm gibi geldi zaten.
Alışveriş ise regl öncesinde hiç mantıklı değildi.
Vizyonda cumartesiyi katledecek bir sürü film var ve buna değmezdi.
Tatlı mı? Geçen pazartesi ve diğer geçen pazartesilerde olduğu gibi diyete başlamıştık.
Sonuç olarak hala evdeyim. Gün resmen bitti. İffet'in bu akşamki bölümü merakla beklenmeye başlandı bile.
Anneme kerevizi ben yaparım demiştim ama tahmin etmeniz çok zor olmayacak ki onu da yapmadım. Bu yazıdan sonra birkaç saatliğine Jacop'la buluşmaya gideceğim. Umarım ondan da sıkılmam. Heh bir de tumblr'a üye oldum. tehlikenin farkında mısınız?

2 Şubat 2012 Perşembe

Güzel bir gün ölmek için


Zaman geçtikçe daha umursamaz oluyorum.
Zaman geri kaldıkça arkamda kırgın bıraktıklarımı tekrar hayatıma alıyorum.
           alamadıklarımı özlüyorum.
Zaman benimle dalga geçtikçe ona gülümsüyorum.
Zaman beni yanına çektikçe biraz daha özlüyorum, bizi.
Zaman bizimle beraber mi?
            benimle beraber değil. Seninle birlikte ama görüyorum. 
Zamanla alıştık dimi?
            bir tek anlaşamadık.


Suç yok, suçlu yok
Hayat böyle anladım
Aşk yok, artık yok
Ama zamanla alıştım
Senle ben hep böyle kalacagız
Gitgide eriyip yok olacağız
Yavaş yavaş



Böylesi çok güzel. 
Böylesi daha sakin.
Böylesi daha biz.
gibi. keşke her seferinde böyle olmasa.

31 Ocak 2012 Salı

diğeri kilo alıp vermekten oluşan çatlaktı kanka


Her kırgınlıktan bir anı seç kendine.
Her anından bir kırgınlık bul kendine.
Sonra zamanı kendine al. Merkezine git her şeyin, kendinle beraber.
Bütün çatlakları doldur. Biliyorsun hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ama yinede doldur sen. Üzerinden geçenler, çatlaklara basıp tekrar aynı yerden acıtmasın canını. Daha fazla acıtır belki, sen önlemini al. Kimse bilmesin zaaflarını. En azından doldur ki hepsine güçlüymüş gibi görün. Olmadığını sen bil ama kimse bilmesin.
Eski sevgiline dönme mesela. Ona ikinci bir ilişkide yeniden sevgilim deme. Hele senden sonra başkasına sevgilim dediyse hiç düşünme bile. Senin onda aradıklarını, o başkasında aradıysa yüzüne bile bakma. Bunlar seni yıpratır. -mış yani. öyle söylemiştiler bana. 
özlediğin zaman SANA Yaptıkları gelsin AKLINA mesela.
özlediğini SÖYLEDİĞİ zaman 'SİZE' yaptıkları GELSİN aklına mesela.
Bu çok işe yarıyormuş. bana öyle söylemiştiler. Eski sevgilini gördüğünde hala içinde bir şeyler oluyorsa iyi ya da kötü yeni birisini hayatına dahil etmeyi de isteme. Sonradan dank ediyormuş. söylemiştiler bana öyle.
Sonra hayatına aldığın kişiyle her şeyini de paylaşma ilk günlerden. Kimin ne zaman gideceği, aslında sendeyken bile hiçbir zaman hayatına dahil olmadığı belli olmaz. Seninle hayatını paylaştığını söyleyip, paylaştıklarına hayatım deyip kandırmasın seni yani. Belki de en önemlisi hayatına üçüncü bir kişi gibi bakabilmelisin. Tarafsız olmak ne kadar zor olsa da denemelisin.
Her ilişkinin bir öncesi ve sonrası olduğunu kabul etmek gerekiyor. Benim ilişkimin de bir öncesi ve sonrası var tabi. Senin sevgilinin de. Önemli olan diğerleriyle birlikte bunu yürütebilmek.
Sonuç olarak hayatta başımıza gelebilecek olan 2 çatlaktan biri olan bu bahsettiğimize dikkat etmek gerekiyor. Demek ki ben üstüne basılmaması gereken bir açığı, yaramı göz ardı etmişim bugüne kadar. Şimdi dönsem, onu onarsam da pek bir anlam ifade etmez. Çünkü geri dönemeyecek kadar ilerledim. Ve üstüne basıp geçen durumlar da kapatmayacak kadar ilerledi derine.
Benim için bunu dinleyebilirsin şimdi.

27 Ocak 2012 Cuma

En kro şarkılar bile sevgilin söylerken çok iyi gelebilir


Orada sen varsın burada ben varım. Birbirinden özenle ayrılmış, en uç köşelerde yaşamayı seçmişiz. Sanki birlikte olmayı hak etmediğimizi düşünüyor olaylar.
Ne kadar da saçma.
Birbirinden uzak yaşamayı seçmiş iki insan.
Ne kadar da seçilmiş bir durum.
Geçen her dakika saçma. Ayrı geçen her dakika, araya giren fazlalık insanlar... Sebepsiz olan durumlar... Hepsi saçma.
Zaman geçmeli. Zaman durmadan akmalı, her zaman yaptığı gibi. Bazı şeyleri dindirmeli. Bazı şeyleri unutturmalı. Ya da hiçbir zaman unutturmamalı.
Bugün sana tam sekiz kere aptal dedim. Çok özür dilerim.
Herkesin bir rengi olmalı. Benim rengim pembe ve kırmızı olsun mesela. Çünkü en çok o iki rengi seviyorum. Aslında her rengi seviyorum ama o ikisi benim enim. Onunla her mutlu olduğum dakika pembe sayesinde. Aslında kırmızı olmalı bu durumlarda dimi? Ama değil. Pembe daha yumuşak. Pembe olsun istiyorum. Kırmızı ise saçmaladığım dakikalarda benimle. Şu an olabilir mesela. Mesela şu an tam anlamıyla saçmalıyorum ve kırmızıyım. Yapabileceğim bir şey var. Ama yapmıyorum.
Şu an sadece seni arayıp, çok seviyorum demek istiyorum. Ama bunu da yapmıyorum tabi. Çünkü hala kırmızıyım. Kızıyorum. Kızarıyorum belki de bilmiyorum. Uyuyorsun ya. O yüzden aşkım. Şimdi rüyanda benimle olduğun için. Bir de şey. Ben rüyalarında beni görme ihtimalinin yükselebileceği umudunu sevdim aşkım. İçimdeki kroyu uzun zamandır duymuyordun.
Bugün kendimi etrafımdaki insanlarından birine benzetmeye çalıştım. Tip olarak değil. Koca göbeğim ve hava yastığı popomla tipimin benzemesi çok zor. Sadece yaşanılanları. Benzemez ama denedim işte. Olmadı. Hep kendimi 'ama'larla ayırıp durdum. Ama ben öyle değildim, ama ben daha az sevmiyordum, ama ben fazla özlemiştim, ama ben evine gitmiyordum, ama ben ileriyi düşünüyordum, ama ben abimi daha fazla seviyordum....gibi....
En yakınlarımı seçemiyorum bu aralar. Yine herkese güvenir, ikinci dakikada her şeyimi anlatır oldum. Oysa bu bana çok zarar vermişti. Yapmıyordum uzun zamandır. Yine yapmaya başladım. huyluhuyundanvazgeçmezmişyaişteböylebirşeydırırırıişyeböylebirşey.
İnsanları hiçbir zaman tam olarak tanıdığımı söylemedim. Hep bir 'belki'm oldu karşımdakilere. Ve yine öyle. Çünkü tam olarak tanıdığımı düşündüğüm anlarda hep bir şey oldu. Bir şey oldu ve devamında hayal kırıklığı. Canımın acıması. Tedirginlik. Bir şey oldu ve her şey değişmeye başladı. Benim konuşma baloncuklarım, iyimser düşüncelerim....hepsi değişti. İşte bununla beraber kimseye güvenememe sendromu başladı. Bazen yeri geldi kendime bile güvenemedim. Hatta güvenmek istemedim.
YAKLAŞIK BİRKAÇ AYDIR KENDİMDE SADECE TEK BİR DUYGUYA GÜVENİYORUM. HİÇBİR ZAMAN HİSSEDEMEDİĞİM BİR DUYGU.
Kimse karşısındaki için vazgeçilmez değildir diyordum herkese. Şimdi benim de vazgeçemediğim biri var. Şimdi benim vazgeçmek istemediğim biri var. Zaman hızlı geçsin istiyorum ya, benim inadıma zaman sadece onunlayken hızlı geçiyor. O yokken sanki elimden tatlımı alıyor gibi acı çektiriyor. Bir de pis pis sırıtıyor yüzüme salak şey! Daha kaç gün oldu. Sanki yıllardır görmemişim gibi.
Bazen. Yani çok özlediğim zamanlarda. Yani aslında hep özlüyorum ama bazen daha çok özlüyorum. Neyse ne diyordum. Çok özlediğim zamanlarda, onu yeni bulduğum için mi diye düşünüp duruyorum. Önceden olsa,  ondan öncesindeki gibi olsaydım ya da az önce bahsettiğim çok güvendiğim duygu olmasa, zamanla özlemem hatta bazı şeyler eksilir bile diyebilirdim. YANLIŞ Hatta imkansız. Ne yapıyor bilmiyorum ama imkansız.


22 Ocak 2012 Pazar

ukala gülümsemesi götürmüş onu heyecana












İstemeden oldu dedi.
Sadece dinledim.

Ona bütün gün evde olacağını söyledi, konuşurken hiç takılmadı kelimeleri birbirine. Hepsi sırasıyla dizildi, eksiksiz ve kusursuz. Evet kelime bu. Tam anlamıyla kusursuz bir şekilde. Bazen espriler de yaptı.
Çok sıkılacağım, seni özleyeceğim gibi gibi gibi. 
Sonra yaptıkları da birbirini izledi tabi. Üstünü giyindi, en sevdiği parfümünü sıktı. Yüzüne ukalaca bir gülümseme yerleştirdi. Böyle olur zaten. İnsan ne zaman kendisine güvense, birilerini ciddi anlamda kandırabildiğini ve hatta bunun hissedilmediğini anladığında yüzüne o sahte gülümsemeyi yerleştirir.
Sahte ama başarılı. Sonra söyleyeceği cümleleri seçti. Basit ama etkili.
Çok sıkıldım sensizken, seni çok özledim gibi gibi gibi.
Kapıdan çıkarken neredeyse uçacak gibi hissediyordu kendisini. Aslında yedek lastiği vardı ama bir yenisi ve daha heyecanlısı daha kötü olamazdı ya?
Buluşacakları yere gittiğinde heyecandan ölecekti. Öyle ki bana attığı mesajda hissedebiliyordum o anki ruh halini. Mal. Harfler birbirine girmişti. Artık bakmadan mı yazmıştı ne yapmıştı bilmiyorum ama içine girdiği durumun farkında değildi. Farkında olamayacak kadar sıkılmıştı ilişkisinden. Öyle söylüyordu. Sıkıldığına kendisini inandırmıştı.
O gün. Eski sevgilisiyle buluştuğunda, hiç susmadan konuşmuşlar. Birbirlerine eski günlerden bahsetmişler. Bazen gözlerinin içine bakmışlar uzun uzun, aralarında geçen kötü şeyleri düşündüklerindeyse; gözleri kaçmış birbirlerinden. Uzaklara, birbiriyle temas edemeyecek en uzak ama bir o kadar da yakın mesafeler aramış gözleri. Mesela kızın kırmızı çorabına takılmış gözleri. Eskiden dokunduğu saçlarını düşünmüş. Ne de güzeldi o zamanlar diye.
...
...
Günlerce tekrarlamış bunu. Fırsat bulduğu her an, zaten boş bir insandı ve her saati de boştu, sevgilisinin yanına gitmektense eski sevgilisiyle görüşmeyi tercih etti. Her buluşmasında da bana mesaj attı. Benim onu rahatlatacağımı, süslü cümlelerimle onu desteklememi mi bekliyordu bilmiyorum ama istediğini vermiyordum. Çünkü ilk görüşmelerinin dışında, yani diğer görüşmelerinde hiç konuşmamışlardı. İlişkileri daha çok tensel bağa dönmüştü. Özlüyorum diyordu ama sesini değil; dokunmasını. Gülüşünü değil; öpücüklerini. Eskiden paylaştıkları ŞEYLER dışında hiçbir iletişim yoktu aralarında. He unutmadan. Hala diğer kızla ilişkilerine devam ediyorlardı. Bitiremiyordu. Çünkü bitirirse konuşabileceği insan kalmayacaktı. Samimi olarak sevdiği, sevildiği biri kalmayacaktı. Ben dinlemiyordum çünkü dinlenmeyi hak edecek olaylar yaşamıyordu son birkaç ay. 3kalbi bir arada tutuyordu.
Eski sevgiliyse yine görüşmeye(yiyişmeye)gideceği günlerden biriydi.
O ve ukala gülümsemesi eve doğru yol almışlardı.

He evet artık barlarda ya da kafelerde takılmıyorlardı. Rahat değildi onlara göre. Evi tercih ediyorlardı, çünkü rahattı onlara göre.

İki gün önce beni aradı. Ağlıyordu. Benim ukala arkadaşım ilk defa ağlıyordu. Sevgilisi öğrenmiş. Ayrılmışlar. Ne bekliyordu? Dün görüştük. Neden bilmiyorum ama ikimiz, tek başımıza görüşmek istemedim. Ortak bir çift arkadaşımız vardı onları da çağırdım. Hep beraber oturuyorduk. Sonra aldı beni camın kenarına götürdü 'NEYAPARIMBENİREM' dedi. Ne yapabilirdi ki? İlişkileri o kadar güzeldi ki; o yeni heyecanlar uğruna batırmıştı her şeyi. Ve ben ne diyebilirdim ki ona. Dinlemiş miydi beni ukala gülümsemesi?


İstemeden oldu dedi.
Sadece dinledim.





21 Ocak 2012 Cumartesi

Sayılı gün çabuk geçer oğlom



Ben her güzel şeyin bir sonu olduğunu biliyorum.
4kardeş hep bir aradayken...herkesin farklı şehirlere dağılmasında, künefemin sonuna yaklaştığımda, onun yanından ayrıldığımda....hep güzel şeylerin sonuna geldiğimin farkındaydım.
Annemle babama bakıyorum mesela.
Babam evde olduğunda sürekli annemin etrafında olur. Mutfakta hep annemin yanındadır. Annem üzüldüğünde...Tansiyonu tavan yaptığında...Hatta annemi kızdırdığında bile yanındadır onun. Ne zaman anneme kızsa, tartışma sonunda 'anneniz haklıydı' der bize. Bugün mesela onları düşündüm. Nasıl evlendiklerini. Neleri aştıklarını.
O zor zamanlarda, eski zamanlarda....batıl insanların zihniyetinden nasıl da ilişkilerini kurtardıklarını düşündüm. Babamın anneme her bakışında nasıl adım attıklarını düşündüm.
Madem her güzel şeyin bir sonu var, bunu söylediklerine göre var bir şey, neden evlilikleri hala sürüyor?
Yani aralarındaki sevgi bitmediyse biten ne?
Aşk mı?
Aşk biter mi?
Her gün yüzünü, gülüşünü hatırlamak için gözlerini O'na kapatmak mı yoksa bir zamanlar 'araya mesafe girerse aşk biter' düşüncelerine katılan bir insanın düşüncelerinin 'şu sayılı sürü gün geçse de O'na sarılsam bir an önce' şeklinde değişmesi midir aşk?
Bazen susarken bile sevmek olabilir aşk.
Tek bir telefon sesine 32diş moduna geçmek.pardonbenim28dişimvar.
İkinci, 3üncü, dördüncü....görüşmede hala kalp atışlarının bir anda hızlanıp yavaşlaması olabilir. Onunla telefonda konuşabilmek için kurabiyeyi son anda ısırmaktan vazgeçmek de olabilir.
ya da bilmiyorum.
onu hatırlatan, hatırlattığında beni heyecanlandıran her şey aşk olabilir, sevgi olabilir.
Bu gece de çok seviyorum onu.
komik olduğu için, düşünebildiği için, konuşmasını bildiği için, benimle dalga geçtiği için, her an gidebilirsin ama' korkumu üzerimden attığı için...yaniherzamanbirkorkuvaramaböylebenimşizofrenikkorkularımgittienazından. 
Asla unutamam dediğim insan aylardır aklıma bile gelmiyor peki buna ne demeli?
Bana herkesin aksine bir geleceği hissettirdiği için seviyorum onu.
Her an düşünüyorum.
Her an özlüyorum.
Sanki hep onunlaymışım gibi hissediyorum bazen.
sanki onun sıcaklığı üzerimde olmayınca hep üşüyecekmişim gibi.
başa dönecek olursak; bir son olduğunu kabul edecek olursak.... her şeyin sonu biz olabiliriz. birlikte bir sonumuz olabilir bence, çünkü her şey birlikte sona doğru gitmemiz için uygun.
Sadece sevelim birbirimizi.
Sanki ben aylar öncesinden seni sevmeye hazırmışım gibi benimsedim seni. Şimdi baktığım her yerde sen varsın. pekibukötübirşeymi.






17 Ocak 2012 Salı

Bugünün içeriğinden koptu geldi



Bir şeylerden ne zaman vazgeçsem, birileri için o şey en önemli şey haline geliyor. Ne zaman birisi benim için çok önemli olsa o kişi bir başkası için 'gereksiz' olarak nitelendiriliyor. Künefe için ne zaman çok güzel desem, ay çok şerbetli nasıl yiyorsun tepkisi alıyorum. Birini ne zaman çok sevsem her şey çok sıradan geliyor insanlara. Sevgiyi basite indirgiyorlar. Künefeyi şerbetli diye dışlıyorlar.
Pembeyi de sevmiyorlar. Panjurdan bahsetmiyorum.Barbie'yle Ken'in arabasından da bahsetmiyorum. Elbiseden, atkıdan, kalemden, defterden, çilekli sütten bahsediyorum. Çok kızca lan diyor arkadaşım. Gerizekalı sen nesin, erkek mi? Yoksa 30 yaş bunalımında falan mısın?
Türkçe şarkı fazla bilmediğim için ne biçim Türk'sün muamelesi görüyorum alfabemizin harflerini yersiz ve sebepsiz kullanan 'sevqili aRKadaşım'dan.
Tuvalette yarım saatten fazla durduğum için vaktimin birçoğu boşuna geçmesin diye kitabımı, bilgisayarımı yanıma alıyorum diye oyalanıyor oluyorum olmasına ama bilmiyorlar ki düzeni bozulduğu an iki hafta gazını ben çekiyorum.
Gülerken kendimden geçiyormuşum bazen, çok mutsuz olduklarında onları güldürebiliyormuşum. Şebekmişim. Şükür lan. Sonunda iyi bir yere bağladılar.
Acele etmeseymişim bugün düşüp morartmazmışım bir yerlerimi. Haklılar. Ama bilmiyorlardı ki neden acele ettiğimi. Siz de bilmeyin zaten. Ama haklı sebeplerim vardı cidden.
yani
her şeyi
bilemezsiniz
zaten. bu biraz
şey...işte biraz imkansız
Beni böyle kabul edin.
Konuşurken birden ne söyleyeceğimi unutabilirim. Bazen çok kırmızı ve pembe sevebilirim. Bir anda dalıp gidebilirim. Sevgilinle aranın neden bozulduğunu yarın bana tekrar anlatmak zorunda kalabilirsin. Bazen seni sıkabilirim, hep onu anlatabilirim. Bazense hiçbir şey anlatmam, en yakın arkadaşım olduğunu düşünüyorsan haklı olarak isyan edip 'anlatsana biraz' diye sitem edebilirsin. Hayatından bir anda çıkıp gidebilirim. Bazen hiç gidemem. Paylaştığım tatlılardan rahatsız oluyorsan beni feysten silebilirsin, çünkü bu benim klasiğim. Hep olacak yani. Ama sen listemde hep olmak zorunda değilsin. Benim için bir şeyler ifade ediyorsun demek değil sana 'kanka' demem. Ağlarsan senin yanında olabilirim. Soru sormam, anlat demem. Tamam çok merak ederim ama sıkmam seni. Ama bazen de çok sıkabilirim.
Yarın Türkçe sınavım var. Konuyu kimse bilmiyor, müfredat diye bir şey yok. Sadece konuşuyoruz derste. İnsan merak etmez mi ne çıkar diye. Etmiyorum işte. O kadar da rahat oluyor insan ilk vizesi yüksek, sunumu da pohpohlayıcı bir not olunca.
neyse
son2.

15 Ocak 2012 Pazar

bonomolaştırdığım pazar

















http://fizy.com/#s/2b7jp7


Güneş vuruyor storların arasından. 
Hepsi beni davet ediyor pazar gününe, deniz kenarına.
Şu an direniyorum. Evet direniyorum.
Ama günü yatağın içinde gece etmek de istemiyorum. Pazar günlerinden nefret ettiğimi söylemiş miydim.
Biraz yürürüm, biraz düşünürüm. Belki hiç düşünmem.


Değişme hayat çok güzel
sen
bana deli deme deli değilim ben
hayat güzel değil mi buradayken
memnun musun seferinden
dünya bir başka değil mi aşıkken
sevdin mi sen
sevmek güzel 

****
Sevmek çok güzel seni sevmek çok güzel
seni sevmek çok güzel
senin olmak süper 



diyor Bonomocuğum.
Katılıyorum. Siz de dinler misiniz ben dinlerken, böyle tek başıma olmuyor da.


Bugün kırmızı olsun.
Dikkatimi çekecek her şey bugünde toplansın istiyorum ve artık bana aynı çocuğun cips anketimize katılır mısınız demesinden vazgeçmesini istiyorum. 
Çalışmıyorum derken neden beni kandırmaya çalışıyorsun güzelim ben bilmiyor muyum sanki senin çalışmamalarını.
Mavi ojem olsun bugün. Mavi gibi cıvıl cıvıl dışarısı.
Tokamı kaybettim.
Birileri geliyor bugün buraya. Keyfim kaçtı ama yapacak bir şey yok. Yok tabi kendimi toplu taşıma aracında yaşıyor gibi hissediyorum. Odanın içi İETT ler gibi. Bir sürü kafa var. Bir sürü tilki. Bir sürü yaşanmışlık var. Seveni de var sevilmeyi hak etmeyeni de. Aldatılanı da var her gece aldatanı da. Horlayanı da pis kokanı da var. İNECEK butonu da yok bu odanın. 10ay sözleşmesi var. Tıkır tıkır 775X10 canım. Pahalı parfümler ucuz vücutlar. Allık allık (alıkalık) suratlar. Bir bedende birkaç vuruş. Siyah elbiseler, kırmızı topuklu ayakkabılar.
Kokuyu hissettiniz mi? Koku hissedilir mi?


Sen de özledin mi beni? Ben çok özledim anne seni.


Ben sarhoş olsam, bu güneşten, seni sayıklasam duyar mısın, gelir misin. Ya da bir kez daha bana sevgilim der misin, belki bu son duyuşum olur. Belki birazdan çok önemli şeyler olur.
Bu saçmalamamın bir sebebi var elbet. Var tabi. 5beş05:05 te uyudum ben. Sabahtan beri bonomo dinliyorum ve bunu ilk kez yapmıyorum ben.
bana greyfurt sıkar mısınız.
Bugün pazar.
Bugün bilmem kaçıncı kez yine pazar.
Telefonumun hiç çalmadığı pazar.


sen seç. ne renk oje süreyim?
biraz yüksek sesle konuşur musun, müzikten duyamıyorum da.







5 Ocak 2012 Perşembe

fazlasıyla onlardan


Sağlıklı olsun da..
Şu sınav bir geçsin de..
Biraz birbirimize zaman tanıyalım da..
Bir pazartesi gelsin de..
olsun da gitsin de bitsin de sevsin de.
Sürekli bir şeylere bağlanıyoruz. Hatta durmuyoruz. Bir şeyleri de başka bir şeylere bağlıyoruz.
Kendimizi bir başkasına.
Başkasını koşullara.
Koşulları imkanlarımıza.
İmkanlarımızı ruh hallerimize.
falan.
Birini ne zaman çok seversen, daha az sevilmeye razı olacaksın.
Birinden ne kadar nefret edersen, daha fazla görmeye hazır olacaksın.
Nasıl diye düşünmeye başlayacaksan da içinden çıkamayacağını baştan kabul edeceksin, etmelisin.
Bazen duygular tamamen katlanılmaz olacak bazense her şeyin bir an önce başlaması için çok değişik heyecanlar hissedeceksin, bitmesi için demiyorum buraya dikkat etmelisin.
Mesela birinin elini tutabilmek gibi..
Onu öpebilmek gibi..
ya da hepsini geç.
Sadece düşünmek gibi..
Bitirmeyi düşünmeyeceksin daha başlarken.
Şuan hayatının tam anlamıyla boktan olduğunu düşünüyor olabilirsin. Hayatına birini alamayacak kadar korkak, birinin hayatına dahil olamayacak kadar yetersiz olabilirsin. Sevdiğini ona söyleyecek cesareti kendinde bulmuyor da olabilirsin. Belki de hiçbir zaman bulamayacaksın. Çünkü zaman sadece sende geçiyor olmayacak, karşındakinde de hızla ilerliyor olacak seninkinin aksine. Belki zaman çok hızlı akacak. Belki kendine güvenmeye başladığında, bu ne kadar mümkünse, her şeyi düzeltebileceğine kendini o kadar inandıracaksın ki onu bıraktığın yerde görmeyince, göremeyince kendine bir kez daha küfredeceksin! bir kez daha korkak olduğunu düşüneceksin.
Birlikte mutlu olacağına inandığın bir insandan nereye kadar kaçabilirsin ki. Ya da kendinden... düşünmekten..





1 Ocak 2012 Pazar

ho ho HÖ



Dünden ne farkı var bugünün diye merak ediyorum. Genel olarak tabi ki de hiçbir farkı yok. Ama yine de bir şeyler değişti. En azından rakamlar yer değiştirdi? Çift sayı geldi ki ben çift rakamları severim.
Çiftleri severim.
çift bizsek daha çok severim, neyse.
ikibinonbirin bitmiş olması o kadar güzel ki. İçine birkaç güzellik serpiştirilmiş berbat koca bir yıl.
İnsanların güler gibi yapıp söver gibi konuştukları yıl.


Bol yüzlü.
Bol kalorili.
Bol stresli.
Bol iniş çıkışlı, koskoca bir yıl.


Neler öğrendiğimi konuşalım biraz.
Öyle birkaç gün takıldığım insanlara 'iyi' dememeyi öğrendim. gibi gibi.
İntegrali öğrendim. Çok da sevdim.
Sınavların yüzümüzde çıkardığı sivilcelerin gelip geçici olduğunu gördüm, aynı zamanda sınavın birçok insanı değiştirdiğini.
2 yılın sadece alışkanlık olduğunu anladım. Koskoca 2 yılın boşuna geçtiğini, belki de bana birçok şeyi kaybettirdiğini fark ettim.
Baklavanın ayda sadece 3 dilim yenmesi gerektiğini duydum ki sonrasında yaşadığım travmayı düşünmek istemezsiniz.
Bazı şeylerin görmeden de olduğunu anladım ki bu çok korkunç. Yani duymak bile yetiyor çok güçlü duygular için.
İlk defa kovaladım mesela.
Bu yılsa yeni olduğu kadar güzel olmalı her şey.
Mesela önceliklerimi bilmeliyim.
Sabretmeyi öğrenmeli hatta yeri geldiğinde bittiğini kabul edip uğraşmamayı öğrenmeliyim.
daha az tatlı yemeliyim ki bu imkansız.
Yatarken ayaklarımı havaya,duvara uzatıp kitap okumaktan vazgeçmeliyim.
Dişlerimi fırçalarken konuşmamayı öğrenmeliyim. Oluşan görüntüden bazen ben bile korkuyorum.
Az şarkı, az kayıp. İnsanlar vöoysimden kaçıyor.
Siyaha bu yıl da devam etmeliyim, çünkü... Çünkü güzel yani.
Daha azına alışmış insanlardan daha fazlasını beklemenin hata olduğunu anlayıp, oturmalıyım popomun üstüne.
ota boka gülüp, her an beni kırabilirsiniz' ifademden kaçmalıyım. Kaçamasam da en azından bunu herkese göstermemeliyim.
meliyim.
malıyım.

Neyse.
Şimdi kahve içip, fal baktırmalıyım.
möcük.


daha az sevmek için uğraşırsam, deneyebilirsem... bence her şey daha güzel olabilir.



29 Aralık 2011 Perşembe

Kutlamayınız



Cumartesiyi pazara bağlayan gece yeni bir yıla başlıyoruz. Bu uğursuz yıl bitiyor ve güzel bir yıl olmasını umduğumuz bir yıla daha geçiyoruz.
Her yeni başlayan şeye dair umutları var biz insanların. Her yeni şeyde, yeni umutlar.
Yeni bir ilişkide, bir öncekinden daha iyi olsun istiyoruz.
Her pazartesi diyete başlıyoruz.
Her ‘yarın’ ders çalışıyorum diyoruz.
Her akşam düzenli olarak kitap okumaya başlıyoruz.
Her kötü şeyin sonunda daha çok akıllanıyoruz.
-yoruz, -yoruz, -yoruz.
Ve evet.
Yeni bir yıla da başlarken bir sürü umutlarımız oluyor.
Aşk gibi.
Arkadaşlık gibi.
Aile gibi.
Ben yeni bir yıldan bir şey istemiyorum. Yeni bir yıl demek benim gözümde sadece tarihin rakamlarının üzerinde oynaması o kadar. Hiçbir şey ifade etmiyor. Hatta her pazartesi benim için daha önemli. Diyetler işte, bilirsin.
Oda arkadaşlarımın hepsi yeni yıl için aylar öncesinden partiler ayarlıyor. Birileri yeni yılda artacak vergileri düşünürken belki de bir diğerleri ilk ilişkisine giriyor olacak o gece. Belki de o gece hayatlarının hatasını yapacaklar. Belki aşık olacaklar, içkilerin etkisiyle. Belki benim gibi annesi ve ablasıyla çam ağacının olmadığı salonlarında girip, gece yatmadan önce seneye görüşürüz esprisini yapıp uyuyacaklar.
Benim gözümde eğlenmek çok güzel bir şeydir. Dans etmeyi, sesimin berbatlığına rağmen bağıra çağıra şarkı söylemeye bayılırım. Banyodaki sesler benden sorulur. Hatta daha önce bunu sana söyledim mi bilmiyorum arkadaşım ama yurtta dans ederken öyle kendimden geçmişim ki karşı okulun perdeleri birden sinirli bir şekilde kapatıldı. Neyse ne diyorduk. Heh evet, eğlenceyi severim ama hayatımda hiçbir zaman –kesinkonuşmayısevmiyorumama- kutlamayacağım iki gün vardır; o da yeni yıl ve sevgililer günüdür. İkisi de saçma. Tamamen alkole, hediyeye, bol yapmacıklığa dayanan iki gün. Bir ocak, on dört şubat. Tamamen saçmalık.
İnsanlar bayramlarda iki adım hareket edip akrabalarının ellerini öpmekten aciz ama aylar öncesinden o gün ne giyineceklerini planlıyorlar.
İnsanlar sıradan günlerde birbirlerine birbirlerini sevdiklerini söylemekten aciz ama o saçma sapan günde herkes aşık oluyor.
Bu dediklerime katılmıyor olabilirsin ama ben böyle düşünüyorum. Buna inanıyorum. Yobaz bir insan değilim, dedim ya eğlenmeyi ya da aşık olmayı ben de seviyorum. Hatta itiraf edeyim aşıkken o kadar şapşal oluyorum ki o halimi bile çok seviyorum. Ama bu iki gün  tamamen yapmacık ve sahte geliyor bana. Biraz benim baktığım taraftan bakarsan anlayabilirsin. Çünkü biliyorsun seninle ortak acılarımız, sevinçlerimi var. İkimiz apayrı iki insan değiliz.
Bugün yaşıyorsun, iyi kötü nefes alıyorsun. Kalk elini yüzünü yıka. Dişlerini fırçala. Üzerine en yakışan elbiseni giyin. Saçını yap ya da yaptır.
İlk olarak annene git onu ne kadar sevdiğini söyle. Öp kocaman. Bir şey kaybetmezsin. Bunu yaparsan rahatladığını fark edeceksin. Sonra sevgilini ara, onu hiç kimseye değişmeyeceğini söyle. Sana sahip olduğu için kendisini bir kez daha şanslı hissetsin. Eğer sevmiyorsan, öylesine içindeysen ilişkinin hemen ayrıl. Çünkü onunla geçirdiğin her dakika bir şeyler kaybediyorsun aynı zamanda kaybettiriyorsun.
Kendini sev ilk önce.
Düşünmeyi sev.
İnsan düşündükçe büyür çünkü.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Özür dilerim



Özür dilerim.
Bugün dalgınlığıma geldi, seni düşünmeye başladım. Aslında seni düşünürken yanına kendimi getirmedim. Ben yoktum. Sadece sen vardın. Neden diye sorabilirsin ya da sormazsın (her zamanki gibi) fark etmez. Nedenini bilmiyorum. Nedeni belki de seninle benim, bizim, hiçbir zaman yan yana gelemeyecek olmamız olabilir. Gelmeyecek olmamız da diyebiliriz tabi.
Özür dilerim.
Bugün farkında olmadan seni anlatırken sevgilim dedim. Çok mutluydum. Seni yine benimmiş gibi anlatırken. Sonra yanımdakinin beni bozmadan, bana imalı bir şekilde baktığında anladım. Yanlış kelime kullanmıştım. Yanlış insan için yanlış kelime. Ne yapayım, çok benimsemişim seni.
Özür dilerim.
Bugün seni tam rahatsız edecektim ki kendimi zar zor durdurdum. 'Hadi dön' diye mesaj atıyordum, göndere basmadan vazgeçtim. Çünkü dönsen de değişen hiçbir şey olmayacaktı. Çok emin konuşuyorum dimi? Çünkü biliyorum. Çünkü bir kez gitmedin sen.
Özür dilerim.
Bu şarkıyı dinlerken seni bir bir silmeyi düşünüyorum; aklımdan, kalbimden. Çok istiyorum bunu. Gelmeyecek bir insanı, hiçbir zaman dönmeyecek bir insanı beklemek...sevmek... ne kadar zor bilmiyorsun sen. Belki yaşadın bunu. Benim dışımda biriyle. Herhangi biri işte. Belki ileride yaşayacaksın. Herhangi biriyle, benim dışımda biriyle işte.
Özür dilerim.
Bugün sen aklımdayken başka bir çocuğun bana kur yapmasına izin verdim. O konuşuyordu, ben gülüyordum. O bana bakıyordu, ben seni görmeyi deniyordum. Daha ilk günler diye mi seni arıyorum yoksa önüme gelen herkeste? Öyle mi dersin. Geçer mi dersin.

Özür dilerim.
Bu gece de seviyorum seni.
Özür dilerim.
Bugün daha çok özledim seni.

Özür dilerim; ben sadece daha fazla soru istemedim sana dair.

24 Aralık 2011 Cumartesi

bazen giderler ve kabul etmek zor da olsa; bu en iyisidir

                                                      http://fizy.com/#s/1dl8h4



İsteyen istediği şekilde duygularını tatmin edip gidebilir yazısı falan mı yazıyor benim alnımda.
bir dakika.
enayi falan da yazıyor olabilir.
Yaşadığınız en güzel ilişkilerin ya da hayatınızın aşkını nasıl bulduğunuzu çok merak ediyorum. Neler yapıyorsunuz aşık olduğunuz zaman, neler hissediyorsunuz. Hiç ilişkinizde kırıldığınız oldu mu. İlişki dediğiniz şey ne. Mutluluk tek bir kişiye bağlanmalı mıdır, her şeyin sonu olduğu bilindiği halde. Ya da bir ilişki bittiğinde yeni insanlara kendinizi nasıl açıyorsunuz. Aşk bazı insanlar için var mı, bazı insanlar aşık olamıyor mu. Kriterler belirtildiğinde bulunabiliyor mu ısmarlama aşk?
biraz sevsin.
yok baya sevsin.
hatta aşık olsun.
saklamanın ne anlamı var. bana aşık olduğunu her an hissedeyim.
Bir ısmarlama aşk arıyorum, ilgililerin dikkatine!.' falan diye duyuruyor musunuz yoksa sevgilinizden ayrıldığınızda.
ÇOK SORU SORDUM BİLİYORUM.
N E Y S E.
Çok güzel duygularım yok mesela artık benim. Herhalde gelecek sevgilimi şöyle seksen yıl izleyip tutarlımıdeğilmikarpuzgibikontrolediciğimonu sonra da ona sevgilim diyemeden buruşup gideceğim. Ya da tam tersi olacak. Artık hiçbir şekilde sevmeden bir ilişkiye adım atarım. Çünkü öyle yapıyorlar. Gerçekten. Ve çok da mutlular. arkadaşlarım yani.
Bazıinsanlarıanlamakişkencegibidiraradabirdurupdinlenmekistersinamakaçmasındankorkupduramazsındadinlemezsindeaynıbuyazıyıokumakgibiişkencedirbazıinsanlarıanlamakkigalibabençoksevdimamaölmedimyanihalanefesalıphalaazalsadagülebiliyorumgülmeyiseviyoruminsanlararağmenonarağmenonudaseviyordumzatenben.
Bazı şeyler bittiğinde üzülür insan.
Ben üzüldüm.
Geri dönüşü olmasın diye de dua eder ama bir yandan.
Çünkü üzülmeye devam etmek istemez.
İstemiyorum mesela.
ki geçiyor.
gerçekten.
Her gün biraz daha biteceksin benden.

Ve bazı insanları unutmak çok kolay olur. Çünkü kimseye benzemez. Kimse onları hatırlatmaz size. Kimse gibi olmamıştır ve siz onu kimse de aramayı düşünemezsiniz. Çünkü bilirsiniz ki kimse gibi değildir. Ve böylelerini unutmak başlarda ne kadar zor gibi gözükse de aslında zamanla kolaylaşır. Zaman insanı olgunlaştırır mı bilmiyorum ama bazı acıları hafifletir, unutulmazların hatırlanmasını zorlaştırır. Böyle durumlarda yapılabilecek en iyi şey susmaktır.

Ve ben de sende susuyorum.
İnanabilirsin bana.
Ne tutarsızlıklarım vardı sana ne de belirsizliklerim. Çünkü en başından beri aynıydı düşüncelerim.
Ama bu sabah.... Her şey değişti...
İyi bak kendine.

son bir şey daha. benden sonrakinde üçüncüde dördüncüde ya da fark etmez onuncuda da olabilir; iyi bak sevgiline. çünkü onlar da benim gibi olacak. benim gibi derken; seni seveceklerinden bahsediyorum sadece. çünkü hiçbiri benim gibi aptal olamaz. seniseviyorum. ve son kez; öptüm.



20 Aralık 2011 Salı

Telefonumdaki notları bilin istedim. Çünkü siliyorum canlar.


Okeye gidiyoruz haftaya cumartesi .D 
                      5 Temmuz 2010 17:03

Çok erik yedik laaaaaağn. 'Sıla Berrak
                      6 Temmuz 2010 23:49

Güzel bir günün ardından belirsiz bir gece.
                          9 Temmuz 2010 23:07
Twist'i unutma !
16 Haziran 2010 20:07
Bazen ne yaparsaaaaaan yap olmuyor bazeeen
                                29  Haziran 2010 23:55


İnce ince soğanı kes dört tane.Yumurta kır yine dört tane.Tuz, karabiber koy.
                                                                               13 Ağustos 2010 00:13
Hayat beni neden yoruyorsun!
26 Ağustos 2010 02:24

Hayat çok garip. Bir gün iyi olurken diğer gün tam tersi kötü olabiliyor. Bazen kararlar alıyorsun ya da hayat sana zorla aldırıyor orası meçhul. Bu kararlarda çok kesin düşünüyorsun. Ve öyle bir gün geliyor ki aldığın kararı tamamen unutuyorsun. O karar için verdiğin emeklerin hiçbir önemi kalmıyor. Senin için önemli olan o kararı unutmana neden olan şey oluyor. Sonunda da hiçleşiyorsun. Kararlarında duramayan koca bir hiç. Artık kendisini kendisine kanıtlamaya çalışan değil, kendisini tamamen dışarıdaki yabancılara kanıtlayan bir zavallı, aciz. Hoşgeldin. Yeni hayatına hoşgeldin..
                                    30 Ağustos 2010 20:40


Yazık çok yazık, tanıyorum sandığım insanlar çok yamuk.
                                                      2 Eylül 2010 00:20

Bazı şeyler gözümün içine sokularak yapılıyor. Ve bu hiç hoşuma gitmiyor. Neden ya neden!
                                                                                                            5 Eylül 2010 14:11


Yersin sonra yemedim dersin.
             6 Eylül 2010 22:27


En saf kadınlar bile rol yapmada ne kadar usta oluyorlar.
                                                      6 Eylül 2010 23:23


Saat 04:02 teyzemde kalıyoruz. Dilara hortladı. Beni de hortlattı. Sabahın köründe dersanem var. Teşekkürler Dilara teşekkürler kuzen.
                       16 Eylül 2010 04:03


Bazen birbirlerine yalanmak için şekilden şekle girenlere şahit oluyorum.
                                                                          17 Eylül 2010 19:32


Of!
20 Eylül 2010 23:37
İrem'le dersanedeyiz. O mesaj bekliyor içten içe. Bense sıra yüzünden ağrıyan popomla uğraşıyorum. Şimdi dışarı çıkıyoruz. Arslan hocayla camın kenarında muhabbet etmekteyiz. Şimdide çıktık akm'ye gidiyoruz. 'SılaBerrak
21 Eylül 2010 15:41


İremin hiç bitmeyen tuvaleti yine gelir ve beni nargileyle baş başa bırakır.
                                                                           21 Eylül 2010 16:32

Bütün mallar bir sınıfa mı toplanır? Koskoca bir sene ya!
                                                    23 Eylül 2010 14:00


Yine de düşünürsün, ipler her zaman senin elinde olmalı mı yoksa olmamalı mı diye. Yine de düşünürsün. Yorulmalı mı yorulmamalı mı diye.
                 27 Eylül 2010 19:50


Dün kurduğumuz imkansız hayallerden sonra şimdi dersanedeyiz. Seni sattım Emre'yle oturuyorum. Ooooooh. Arslan hoca çok komik tahtada şekilden şekle giriyor. Aslında buradan bakınca hepiniz çok komik gözüküyorsunuz. Soruları çözmek için şekilden şekle giriyorsunuz.d Konu da permütasyon. Bana dönüp kime mesaj attığımı soruyorsun, tabii ki de kimseye şapşal.d 'SılaBerrak
                                                                                       1 Ekim 2010 19:24


Üzülünce belli etmek mi gerekir illaki? Sadece paylaşırsan mı geçer o üzüntü? Ya da diyorum ki umursamamalı mısın bazen bazı şeyleri? Üzülmemek bununla ilgili bir şey. Çok ama çok karışık o şey.
                                                                                                                         1 Ekim 2010 20:58

Sen beklersin. Her zaman beklersin. Evet. Ama o bunu hiçbir zaman bilmez. Görmez. Belki de görmek istemez. Hatalar arar. Sende olan hataları... Sen de zaten bilmesini istemezsin ya. Hataların çok fazladır. Eskisi gibi olamayacak kadar fazla. Sen bağırsan da çağırsan da kimse seni duymaz. Takmaz! Çünkü dışına vuramazsın. Sadece yaşarsın kendi içinde.
                               3 Ekim 2010 12:09

Şuan en çok nerede mi olmak isterdim?  Kimsenin beni tanımadığı, ama beni çok iyi anlayabilen insanların içinde. Hemde konuşmak zorunda kalmadan. Sadece anlasalar. Dinlemeseler ama bilseler ya da görmeseler ama hissetseler.
4 Ekim 2010 21:55


  Bazen karşımda tıpkı benim gibi biri duruyor. Bazense karşımdaki hayatıma girmiş yeni, hiç tanımadığım biri.
7 Ekim 2010 22:19


Güven. Tam da mesela bu ya.
           19 Ekim 2010 23:23


Eveeeeet İrem'in ne güzel bir gündü diyeceği bir günümüz dahaaaa .d 'SılaBerrak
                                                                                        24 Ekim 2010 17:25


Notnotnotnotnot....not 'SılaBerrak
                   1 Kasım 2010 20:34


Siz ev işi yapın, ben hep uyuyayım yihuuu 'SılaBerrak
                                                1 Kasım 2010 22:44

Çok iyi yalancı olamazsın değil mi?
23 Kasım 2010 22:09

Sıla bok ye .d
27 Kasım 2010 10:21
Zaman diyorum çok çabuk geçse de şu içinde bulunduğum ikiyüzlülükten kurtulsam, yüzüme gülüp arkamdan ya da içlerinden saçma sapan şeyler düşünenlerden kurtulsam. Sadece sevdiklerim olsa, sevenlerim. Diğerleri hayatımda olmasa. Her şey ne kadar da güzel olurdu.
                                            27 Kasım 2010 20:18


Kendime her gün hatırlatıyorum; sabret!
                         29 Kasım 2010 22:41


Neye inanmalı; söylenenlere mi hissedilenlere mi?
                                      30 Kasım 2010 21:05


Çok tehlikelidir duygularını saklayabilen. Dahada tehlikelidir yüzüne gülüp arkandan söven.
                                                                                                      6 Aralık 2010 19:15


Sanki inadıma zaman yavaş yavaş ilerliyor. Sevdiklerim yanımda olsa belki bir ihtimal... Ama hepsi uzaktaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa.
              11 Aralık 2010 21:02


İpekyol! İnci! Unutma!
17 Aralık 2010 23:09


Aldatılıyorum insanlarca.
20 Aralık 2010 23:19


Aslında ben bu kadar dengesiz değildim. Havalar yaptı galiba beni böyle. Ya da bilmiyorum belki de insanlar... Tutarsızlıklar...
   25 Aralık 2010 13:43


Mutlu oluyorsa bırak kalsın öyle. Ama önemseme de. Kısacası ne hali varsa görsün.
                                                                                           26 Aralık 2010 13:02


Evet burası mal kaynıyor. Yaş ortalaması 10. Belki de 5 bile olabilir. Ortalamayı düşüren de Merve.
                                                                                                                   20 Ocak 2011 15:26


Aşık olmak o kadar da önemli değil, bence bütün mesela aşık kalabilmekte.
                                                                              22 Ocak 2011 17:23


Gördüğüm herkes tükürdüğünü yalıyoooooor, hayıııııırdırrrr?
                                                         22 Ocak 2011 17:23


i guesss....somethinglgksdşlgsdjşjljklş
                      29 Ocak 2011 22:47


Bugün güzel bir gün. Ama dostumu özledim..
                                10 Şubat 2011 20:29


Gözümden gelen yaş içine girdiğim bu karmaşık olaylardan dolayı mı? Bu garip duygulardan. Yoksa rımelim mi aktı?
17 Şubat 2011 22:34

Bazen insanın ağzı farklı söyler kalbi farklı. Bazen içimizdekileri bir türlü söyleyemeyiz ve bu yüzden her zaman yanlış anlaşılırız. Neden bilmem ama bu aralar hep bunu yaşıyorum. Yatıyorum kalkıyorum o. Beni yanlış anlıyor, duyduklarına inanma diyesim geliyor ama kalbimdekileri de söyleyemiyorum tabi.
                                                                                                            18 Şubat 2011 08:02


Hayatıma giren herkes benim kafamda kurduklarım kadardır. Onun hakkında yorum yapmam anlık girip çıkmasıyla da olabilir.
19 Şubat 2011 12:47


Tıpkı bugün o şarkıyı mırıldandığımda radyoda çalması gibi, seni her düşündüğümde de karşıma sen çıksan. Yine öylesine baksan. Ben yine üstüme alınsam. Bir bakıştan binlerce anlam çıkarsam.
                                                                                              19 Şubat 2011 17:24


Her seferinde aynı sendrom. Aynı mal, öküz kişiliğinde sendromunu yaşıyorum. Galiba her konuda büyüsem de o'nda büyümem. O kalacak. Aynı çocukluğumdaki gibi..
                                                       24 Şubat 2011 13:54


Öyleyse bu da benden sana iremcim. Burası sıkıcı hayat sıkıcı ama biliyor muyuz gideceğimiz yerin sıkıcı olmadığını? Hiçbir şey bilmiyoruz. Biz daha çok küçüğüz. Önümüzde belki yıllar var belki öyle bir şey olacak ki bir anda değişecek her şey. Belki kötü sandığımız insanlar o kadar da kötü değildir. Bazen hiç tanımadıkların sana çok yakındır ya da bazen en yakınındakiler en uzak..Hayat değişiyor. İnsanlar da duygular da tabi. Aksi halini düşünsene, mongol gibi yaşar gideriz. Kısaca iremcim haklısın buradan gitmeliyiz. ÖSYM binası çökmeyeceğine göre gitmekten başka bir çaremiz yok balım. Umarımka hayat bizi layık olduğumuz yerlere, yanımızda sevdiklerimizle sürükler... Mutluluk bize de çok yakışıyor.. 'DilaraYılmaz
25 Şubat 2011 22:56


Bazen doğru olanı yapmak için en çok istediklerimizden bile vazgeçeriz...hayallerimizden bile..'Salih
26 Şubat 2011 23:39


Yazmak istemiyorum şuan çok sıkılıyorum salihcanla coğrafya ve tarih çözmeye çalışıyoruz bunaldım ööğğğğ.. Söylemek istediğin bir şey var mı can? Sus tamam. 'DilaraYılmaz
27 Şubat 2011 01:43


Bazenle başlayan her cümle bahanedir genç.
27 Şubat 2011 10:10


Az zaman çooooook iş dostum çok iş. Geleceğe adım adım... Hayaller ya da hayal kırıklıkları... Bizim kaderimiz hangisi? Anlıyorum... 'DilaraYılmaz
28 Şubat 2011 22:22


Geri gel zaman geri gel. Seni iyi değerlendiremedim zaman affet beni. Kıymetini bilemedim. Belki çok geç ama olsun anladım sonunda. Bana kızma zaman evet haklısın tembelin tekiyin ben kozalak kafalıyım ama bir büyüklük yap da affet beni zaman, bana zaman tanı. Hem bütün suç bende mi ki?? Daha keyfine varmadan geçip gidiyorsun. Azzz bi dur ya! Valla bıktık artık ama ben oseseusum anlamıyorsun. Yapmam gereken bi sürü şey varrr! Anlaaaaa noluuuuur acı bana üzül vah de mıh de de işte bir şeyler. Zamaaaaaaan benim için biraz durur musun lütfeeen?
          2 Mart 2011 19:43


Ben her gün gördüğüm seni değil.... Ox'umu özledim.
                                                 4 Mart 2011 15:46
Ben kendime bile güvenemezken bana güven diyenler, ah siz..
27 Mart 2011 22:10


Muhallebi kusabiliiiiiiirim aaaaaay!
2 Nisan 2011 16:17


Sevgili mesajı 3 saatte silemeyen dokunmatiği şaşırmış telefonum merhaabaaaaa. Ben burada 3kilo yaptım sen hala ne yapıyorsun ya. Şimdi bir şey diyesim var ama dişlerimi fırçalamadım daha çok utanıyorum. Popo dondu burada hala silemedin bak ya! xoxo
3 Nisan 2011 10:11


Yine o akşamlardan biri, ara ara ses geliyor 'lokloklok.... Hüzün bastı bana anlıyor musun? Uzun zamandır ilk defa bu sıklıkla oluyor. Duygulanıyorum. Seni hep içimde tutmak istiyorum ama biliyorum ki sen benden uzakta olunca daha mutluyum. Aylavyumayşit. Bir de beni zorlamasan, bi anda çıksan. iki hafta beklemesen. Ah. ah..
8 Nisan 2011 21:16


Kimsenin kimseyi düşünmediği bir zamanda yaşıyoruz. Tıpkı birbirinden habersiz körler gibi. Varlıklarını hissediyoruz ama tepki veremiyoruz. Çünkü onların yaşayıp yaşamaması bizim onları varsaymamız için geçerli bir neden değil. Varlar ya da yoklar kimin umurunda? Kendilerini gösteremedikten sonra, kendileri görmek istemedikten sonra görünür olmaları ne fayda? İnsanlar birbirlerini kırıyor bu zamanlarda. Benim öğrendiğim şey bu.. Bencilleşiyoruz..
22 Nisan 2011 23:50


Bana kızı göster ne tür dost arası kaşar olduğunu söyleyeyim.
11 Mayıs 2011 15:21


Bugün cumartesi. Hepsinden farklı cumartesi. Kimsesiz, sessiz, bir o kadar da hırçın. Gölgelerden kaçan ürkek bir insanın üzerindeki yorgunluk gibi. Tıpkı ben gibi. Biz gibi. Olamayan biz gibi. Bugün sana bakarken düşündüm. Eski bizi. Çocukluğumuzu. Ne kadar da güzel, çocukçaymış. Şimdi birbirimizin yanında değiliz. Ben birine sevgilim derken belki de sen on kişiye birden kendini açıyorsun, her zamanki gibi. Değil mi? Gözlerin değişmiş. Bir başka bakıyorlar artık. Eski, kendisini henüz tanımamış saf insan gitmiş. Yerine akıllı olduğunu sanan ve her şeyin merkezine kendisini koyan birisi gelmiş. O gitmiş. Benim ilk aşkım gitmiş. Yoksa benden sonra öldürdün mü onu? Kim bilir. Evet. Artık biz diye bir şey yok. Olmayacak da. Olmasın da. İstemiyorum da istemiyorsun da. Ben nasıl sana baktığımda kötü şeyler hatırlıyorsam, sen de bana baktığında kötü şeyler anımsıyorsun.  Yazdıkça anlıyorum. İçimi  döktükçe hissediyorum. Cidden. Biz... Olamayan biz bitmişiz. Zor oldu ama sonunda bitti.
28 Mayıs 2011 14:26


Neydi bu insanların hayatından çıkış tarzın bu mudur senin??
8 Ekim 2011 09:58


Neden seviyorum seni. Neden aşık olduğumu söyleyemiyorum. Alt tarafı uzaklaşırsın benden. Ben neden korkuyorum benden uzaklaşmandan. Ne düşünüyorsun, beni nasıl görüyorsun ya da umurunda mıyım? Onu da bilmiyorum. Tek bildiğim kimse gibi değilsin. Kimse de senin gibi değil. Olmasın zaten. Keşke bunları ve daha fazlasını sana söyleyebilsem. Keşke bunları sana söylediğimde bana 'bende' diyebilsen. Keşke keşkelerimden senin üzerinden olmasaydı. Çocuğum değil mi? Bunları düşünmek çocukça. Seni düşünmek çok saçma. Değil mi? Aramızda hep mesafe olması bir sınır olması gerekiyor. Gerekiyor da neden? Böyle işte aramızdaki şey. Hep böyle kalır dimi?  Sen hiç sevmezsin beni dimi? Sevsen keşke. Ben seni çok sevmişim meğer.
19 Kasım 2011 00:30