29 Haziran 2011 Çarşamba

günübirlik


Ben en güzellerini gördüm.
Yaşadım.
Ama ne bir yalan söyledim.
Ne de bir şey sakladım.
Çok aptalım.

28 Haziran 2011 Salı

Zombiyim'z

Bazen bir bakış o kadar acıtır ki . Gidebildiğin kadar gidersin eskiye. Bazen hatırlayamadığın o bakış... o kadar sinirini bozar ki kendine, hafızana küfretmeye başlarsın. Görüp, görmemek. İsteyip elde edememek. Bunların hepsinin boş olduğunu anladım artık. İlla mutlu olmak için hayatınızda birilerinin olması gerekmiyor. Ya da mutsuzsanız illa geri adım atmanız gerekmiyor.
Şimdi tek istediğim bir şey var.
Biraz ciddilik. Biraz huzur.
Ve hiçbir şeyi unutturmayacak ama yinede bana ortak olacak biri..
Bir arkadaş..


26 Haziran 2011 Pazar

Adı huzur


Zamanında diye başlıyor artık cümleler. Ben söylemiyorum . Edilgenlik hepsine bulaşmış. Nereden bulaşmış. Bilmiyorum. Gördüğüm, duyduğum hiçbir şey artık beni sarsmıyor. Herhalde ikinci kez yaşanılanlar artık alışılmışlık getiriyor. Belki de beklenilenler beni heyecanlandırmıyor.
Tatil kelimesi huzur vericiyken henüz o tempoya girememiş olmam beni ne kadar düşündürse de yeni insanlar tanıma umudu bu düşüncelerimin kaybolmasını sağlıyor. 
Zor günler mi geçiyorum ? Belki evet belki hayır.
Bildiğim bir şey var ki artık hayatımı kimseyle- bir süre sonra gidecek olan- paylaşmak istemiyorum. Bazen bocalıyorum. Anlatmak istiyorum. Konuşmak istiyorum. Sonra boş'ver diyorum. Yine boş'ver.
Sessizlik... Güven veriyor artık bana. 
Kimseye güvenmediğim kadar güveniyorum.. Kime mi ?
Kimseye aslında.
Garip olan. Aslında bazı şeylere sinir olmam gerekirken ya da ne bileyim kıskançlık duygularımın ortaya çıkması gerekirken ben hiçbir tepki vermiyorum. Nötrleştim. Nötrleştik.
İlk defa bu konuda hayırlısı bu deyip kapattım. 


23 Haziran 2011 Perşembe

Biterse Bölüm 1..


Kimler özler geçmişi. Kimler üzülür bugünler için. Açıkçası bilmiyorum. Zaten pek bir şeyde anlamam bu konulardan. Bazen kendimi özlemeye kitlediğim için özlerim bazense aslında sevdiğimi bilsem de nefret ettiririm kendimi ondan. Evet böyle güçlerim var.. Kendimi kontrol etmeyi yıllar önce öğrendim ben. Yaptığım hatayı hızla kapatmayı ve unutmayı. Yapılan hatadan uzaklaşmayı.
Şimdi kafam o kadar sakin ki.. Etrafta dolaşan birçok soru işareti olsa da üstünü kapatıp geçiyorum geçmişin. Silmiyorum. Sadece öyle bırakıyorum. Arkama dönmüyorum işte.
Şuana kadar arkama dönüp baktım da ne oldu ? Çok mutlu mu oldum. He evet bir şeyler süresince mutlu oldum ama sonuç olarak elime sadece hakaretler topladım. Şimdi ben nasıl olur da her şeyi bir kenara bırakıp beni bekleyene giderim ? Nasıl olur da her şeyi unuturum. Unutturulur mu bu ?
Sadece bir kaç gün sonra artık benim için yeni bir sayfa açılacak. Kendimin açacağı bir sayfa bu. Tek başıma. Bu yazı o kadar iyi değerlendireceğim ki herkes şaşıracak. O belki de dikkatimi çekmek için yine bir şeyler yapmaya çalışacak bense dikkatimi çektiğini hiçbir zaman belli etmeyeceğim.
Evet anlatmak istediğim bir aşk daha böyle bitti. Bitti ama hiç güzel bitmedi.
Üzülür müyüm.
Özler miyim.
Peki ya geri döner miyim.
Ben artık karar aldım. 
Ne olursa olsun artık geriye dönmek yok.. Bendekiler.. Güzel hatıralar... Güzel insanla..
benden çok soğumuş. kıyamam.önümüze bakalım.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Bu aşk böyle bit....r?

İlk defa senle olan şeylerden sözümü tuttum..
İlk defa sen bana verdiğin bir sözü tutamadın...
Evet acıtıyor hemde çok.. Karışık.. Çok karışık bir durum..
Ama geçecek mi ? Atlatacak mıyım.

Tabi ki de evet..

8 Haziran 2011 Çarşamba

Aşk nedir ne yapar ?


  Uzun soluklu olmalı aşklar. Öyle hızlı yürümelere, fazla merdivenlere yenilmemeli. Azalmamalı temposu. Her zaman daha ilk günkü gibi sağlam, heyecanlı ve yeni olmalı. Eğer yorulursa zedelenir duygu, duyguyu taşıyan çift..Aşık...
  Tertemiz olmalı yeni başlangıçlar. Dünler bugünlere yansımamalı. Eğer temiz bir ilişkiye başlamaya cesaret edebiliyorsan bütün çirkinlikleri ortaya koymalısın bugünden. Kaybedeceğini düşünsen bile.
  Bazen uğruna öleceğin düşünceleri üstüne kilit basıp kaldırabilmektir tozlu raflara, aşk. Çocukça dediğin şeyleri gün geçtikçe yapmaya başlamaktır. Her gün yeni bir umut yeni bir hayal kırıklığıdır aşk. 
  Aşk demek güçlü olmak demektir.
  Aşık olmak demek başka bir şıkkın olmaması demektir.Ben değil biz olacaksın demektir.
  Kızdığında öfkene yenilip kötü sözler söylesen de sonradan yapmam dediklerini bir bir yapmak demektir..Ah o aşk...
  O aşk... 
Sana kıskançlığı öğretir. Sevdiğini bir başkasından kıskanmayı öğretir. Ne kadar düşeceğini bilsen de o tökezlemeye razı olmayı öğretir. Bir nevi ilk önce düşürür sonra düşmemeyi öğretir.
  Yanıldığın insanlarla seveceğin , aşık olacağın insana gidersin sen. Hep o ilk sandıklarınla gidersin aslında ilkine...

6 Haziran 2011 Pazartesi

Mim Aldııııııım

Sevgili blogdaşım Esin Elif ( http://queenesoes.blogspot.com/ ) tarafından mimlenmiş bulunmaktayım :). 
Çok teşekkür ederim beni mimlediğin için. :)  Mimleri severim hatta çok çok severim yani cidden harbi severim ama sınav telaşı derken fazla mimlerime cevap veremiyordum.. Neyse bir kerede uzatmayayım.


Mimimizin konusu: Güne başlamak istediğin şarkı nedir? Tek bir tane ama her gün çalsa bıkmayacağım dediğin şarkı?

Aslında sevdiğim şarkıların çoğundan sıkılmam çünkü öyle abartmam dinlerken. Yani bir şarkı 7/24 dinlemeyi sevmiyorum. Ama galiba bu sıralar değişiyorum ve hormonlarım da doğal olarak bununla tepkimeye girip beni yanıltıyor :) Mesela her sabah olmasa da her dersten sonra hatta onu bırak uzun süredir şarkı dinlemek istediğimde  hemen açtığım tek şarkı var o da : Missy Higgins - Where i stood :)
Aklıma gelmişken şimdi açıp dinleyeyim baaari :)

Mimlediklerim :
Deep
Dilara Aksoy
belle-bacio

süprüntümsü

Bir çığlıktı belki de konuştukları. İçinde sessiz, patlamaya hazır bir çığlık. Öyle herkesin anlayabileceği türden değil. Karmakarışık. Çok şey dolu, gereksiz hiçbir şey içermeyen. Sadece bir çığlık. Uykusuz olduğumuzda aslında bilincimizin gayette yerinde olduğu gibi bir şey bu. Sebepsizken sebep olmak gibi.
Uçurumlar öreriz mesela. Kendimiz için, kendi mutsuzluğumuz için. Sahi insan kendi kendisini mutsuz eder değil mi ? Yoksa mutlu olmak o kadar da zor olamaz.
bence.
Bu sabah tek bir mesaj sesine uyandım. 
Tek bir insan için. 
Acaba dünden kalan kırıntıları uyurken nasıl süpürmüştüm.?

31 Mayıs 2011 Salı

öyle masum yaşadığımızı söylüyorsunuz ki inanasım geliyor


Öyle zamanlar yaşarız ki kendimizi bir şeylerin sonuna gelmiş, tek hissederiz. Kurtaracak kimsenin olmadığı; kurtarılmayı bekler durumlarda oluruz..

Öyle günlerde çaresiz oluruz ki : İnsanların düşmemizi beklediği günlerde.. O kadar çaresiz oluruz ki yeniliriz onlara. Bir kez değil.. İki kez değil.. Tam istedikleri kadar yeniliriz onlara..

Öyle çok severiz. Gözümüz ne eskiyi görüp düşünmek ister ne de canımız gelecek için plan yapmak ister. Sadece  o an , onunla , o kadar güzel şeyler yaşamak isteriz ki.. Tüm ilklerin onunla olmasını isteyecek kadar.. Mesela ilk kez gerçek aşkı yaşamak gibi...

Öylece.. boşuna hayatımızın içinde bizi yönlendiren insanlara yer veririz ki. Kendimiz olmaktan çıkıp başkaları için yaşamaya başlarız. kendi hayalleriniz. istekleriniz. hiç olup gitmiştir.

Şimdi düşünüyorum da öyle çok kendimizi yıpratıyoruz ki sanki bunun sonunda bir ödül varmış gibi. Bizi bekleyen kocaman bir boşluk değilmiş gibi. 

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Boşluk


Git gidebilirsen bu soğukta, o yağmurun altında sessizliğe. Korkmadan, haykırırcasına. Hemde yanına bütün sensizlikleri de alıp git. Bu kilometreler, bu ayrılıklar, bu sessizlik şimdi çok can yakıyor. Herkes gülebildiği kadar vardır ya bu dünya da.. En azından öyle diyordum ya bu güne kadar.. Artık öyle değil.
 Öyle düşünmüyorum.
 ' Herkes sevebildiği kadar vardır bu dünyada. '
 Seversen varsın, küsersen yoksun. Evet hayata küsmekten bahsediyorum. 
İçinde bulunduğumuz o boşluğa küsmekten.

8 Mayıs 2011 Pazar

Kazandığını sanırken kaybedenlerden oldum. diyorsun.



Bugün konumuz kazanmak olsun. Mesela neleri kazanabiliriz?

bir umut.
-Her şey bitmiştir sizin için. Bütün kapılar kapanmıştır size. Çaresiz kalmışsınızdır. O çaresizseniz çareSizsiniz ayakları yaramaz olmuştur. Herkes , her şey sahte gelmeye başlamıştır. Sonra bir gece izlediğiniz bir filmden, dinlediğiniz şarkıdan etkilenip umutlanırsınız hayata, yaşanılanlara ve yaşanılacaklara karşı. Orada'durun! Yeni umutlar , hayal kırıklıkları getirir. Kötü vakalara karşı diyorum yani, benden söylemesi fazla umut can yakar.

bir arkadaşlık..
- Vazgeç. Hiç bekleme o senin her derdini dinleyecek olan insanı, bak sana engin tecrübelerimden anlatayım. Bir gün, çaresiz olduğun bir gün. O kazıkları yediğin günlerden birinde karşına bir umut çıkar. Bir çıkış yolu. Bir arkadaş. Sevinirsin, sevinçlerin beklentileri getirir beklentilerin büyük umutları büyük umutlar hiç kimseye açılmayan büyük sırları getirir. Büyük sırlar ise Son'u getirir. O gözünüzde büyüttüğünüz, herkesten ayırdığınız insan. Kankiniz, canınız, kardeşiniz, dostunuz yok olup gider.Yerine sessiz tekmesi olan, ince ince canınızı yakacak olan düşman gelir. O büyük sırların paylaşıldığı, güçlü düşman..

bir alışveriş..
-Evet bir çoğumuz bunu yaparız. Çokta güzeldir, para harcamak, harcarken daha da abartıp kolumuz kopana kadar alışveriş yapmak. Ama burada değinmek istediğim konu bu değil tam tersi alışveriş sendromu sonrasındaki psikolojimizdir. Belki kısa süreli bir rahatlama olacaktır, belki değil olur yani. Ama bu bir kazanım da değildir.

bir çekirdek aile dışından alınan tavsiye..
-Yanlış! Bazen hepimiz düşünürüz bunu. Şu yoldan geçeni durdursam da içimi döksem, sonra da rahatlasam. Senin yanındakiler, en yakınındakiler bile sana yardımcı olamıyorsa; en uzaktaki insanlardan , hiçbir duygunu paylaşmadığın insanlardan tavsiye alacak duruma da geldiyse cidden acınacak durumdasın. Kazanımı boş ver, yakınındakileri fark edemeyecek kadar kaybetmeye alışkın olmalısın.

Kazanımlar herkese, her şeye hatta her olaya göre değişir aslında. Kimine göre ağlamak kazanmaktır. Kimine göreyse bir insan eğer kaybederse kazanır. Kaybettiğimizi sandığımızda bile kazanmış oluruz. Hatalarımızı görebildiğimizde de.


3 Mayıs 2011 Salı

Deep' bu sana gelsin .


Sevgili blogdaşım ( http://deepblueeagleforever.blogsot.com/ ) benim !
Uzun zamandır beni mimliyorsun. Ve sen beni mimledikçe ben üzülüyorum. Çünkü mimlerin bir karşılık bekliyor doğal olarak ve ben malesef onlara cevap yazamıyorum. Çünkü bu aralar sadece kendimle meşgulüm. Bir de sınavlarla, bir de testlerle bir de sevgilimle. Ve sende bilecek olursun ki bunlar insanı epeeeeeeeeeeeeeeey bir yoruyor :)
Ama kendimdeki ışığı görüyorum geç olacak belki ama yine de sana cevap verebileceğim günler gelecek :) Bana kırılmıyorsun umarım.
Belki bana biraz öneri verirsin ama.
Bu aralar nazar değmesin çok iyi ders çalışıyorum ve her şeyi bana haberdar eden bir sevgilim var. Evet no pröblemo. Tabi şu dakikaya kadar.
Yazılarımın birkaçında kocher'dan bahsetmiştim. Yine dadandı. Bu bulaşık kızları ne yapmalı.
Bir kız kendisini ne kadar küçük düşürebilir ?
Sence de sinirlenmekte haklı değil miyim ?


29 Nisan 2011 Cuma

whereistood'dinlerken.

Bilmiyorum sonumuz nereye gidiyor. Her yeni gün. Yeni sorunlar.  Yani illaki kendimize üzülecek birçok neden buluyoruz. Yeni günler her zaman mı kötü olur ? Yani yeni bir gün geliyor, yaşanmamışlıklar geliyor diye sevinmemeli mi insan?
Şükretmeyi biliyor muyuz? Elimizdekilere bakıp, sevinmeyi, daha kötü de olabilirdi demeyi biliyor muyuz.
İtiraf ediyorum ki hiçbir zaman elimdekilerle yetinmedim. Hep 'daha çok' istedim. Hayatım da yeterli kelimesine hiç yer olmadı ve hiç kimse benim için yeterli gelmedi. Ben hep fazlaydım, başkalarına göre. Kendime göreyse hep en dipteydim. Daha iyi olmalıydım.
Evet hala öyle diyorum.
Ben en iyisi olmalıyım.
Şimdi siz de öyle mi düşünüyorsunuz ? Mutlu musunuz şuan ki halinizden?
Kiminizin evet ,dediğini duyabiliyorum. Ah irem, yine gözlerin kör oldu, etrafındaki bir sürü güzel şeyleri yine göremez oldun, deyişlerinizi.
Ben kör değilim.
Yetinemiyorum.
yetiNMiyorum...

23 Nisan 2011 Cumartesi

Yaşam belirtisi var mı?





Hafif bir sesti bu yaşanılanlar. Kaybedilmişler gereksizdi, bitmişti. Gelenler hep bir umuttu, yeniler için. Yenilikler için. Kitapların arasından kafamı kaldırır kaldırmaz gelirim yanına, o ilkbaharda açmış çiçeklerin ortasındaki sana. Benzersiz yaşarız her şeyi, beraber yaşarız işte. En önemli dediğimiz, olmazsa olmaz dediğimiz şeyler olmadan başlarız bu hayata. Olmayanı oldururuz. Hayal kurarız işte, çok şey mi ? Severiz , sevilmek istediğimiz zaman. Elimiz harflere gider, istemsiz çıkarırız o sözcükleri. Duyguların ayarı bozulmuştur, çıkar işte öyle aniden.Özlemekten olsa gerek. Çünkü biz yokuz aslında. Var mısın?
Sahi orada mısın.
Umut.
Görürüz görmek istediklerimizi, tıpkı duymak istediklerimizi söylediğimiz gibi. Kime ne, nasıl geliyorsa bize de öyle gelmesi gerekiyormuş gibi. Hata mı bu. Evet hata yapıyoruz, birileri için yaşıyorsak eğer.
Sahi sen kimin için yaşıyorsun?
Ben kendim için yaşıyorum. Yazmak için, okumak için. Yenilikleri denemek için. Mesela su içmek için. Görmek için, bizim için yapılanları görmek için.
Elim gidiyor istemsiz başıma. Yine o ağrı. O nedenini bilmediğim ağrı. baş ağrısı.
Bu yaşanmışlıklar baş ağrısı.
Sahi benimle misin.
Göremiyorum.
Hiçbir zaman' dediğim zaman geldi.
Sahi yaşıyor musun.
Sanmıyorum.

Duyulsun bu herkeste


Mesela benim bir şarkım olsun, her sözü sana yazılmış; ritmi seni hatırlatmış. Ben söylerken herkes hayranlıkla baksın, öyle boş boş değil ama doluca baksın. Desinler ki ' ne güzel bir duyguymuş! ' Herkes umutlansın ben seni söylerken, müzik bittiğinde kimse düşünemez olsun. Her şey dursun onlar için. Amaçsız yaşadıklarını anlasınlar ben durunca. Sonra yavaş yavaş herkes kendisine bir müzik seçsin, onları anlatan. Güldüren, ağlatan, düşündüren. Soru işaretlerine yer olmasın, mutluluk olsun şarkının adı. Mutluluğumuz.

20 Nisan 2011 Çarşamba

Daimalık biraz zordur aslında


Bir sürü insanın duygusal şarkılarda onu dalıp götüren eski bir anısı vardır. Nerede ağlayan bir çift göz görsem, orada eski, yarım kalmış, yıpratılmış bir aşk görürüm.
Bazense konusu açıldığında öfkelenen gözler görürüm, pişmanlıklar; eski dostlar.
Aynı duyguları bende yaşadım önceden, ne kadar kötü ve insanı sürekli yenen bir duygu olduğunu biliyorum. Hiçbir şey yapmak istemeden öylece boş durmanın ne anlama geldiğini biliyorum. Bunun adı pişmanlıktır, özlemdir biraz da olsa burukluktur.
Ama öğrendim ki ve bilmenizi isterim ki; benim bu eskiden yaşadığım duyguları yaşayıp; kendinizden ödün veriyorsanız artık Durun! Kimse için değmez demeyeceğim çünkü evet bazen değer. Ama kendinizi üzmek için değmez. Emin olun ki değmez.
Çünkü ileride kendinizi anlayacak dostlarınız da olacak, size her şeyden çok önem verecek çok özel bir insan da. Ağlayan gözleriniz insanlara inat, hayata inat bir şekilde parıldamaya başlayacak, sevmeyi öğreneceksiniz tekrardan. O hasret kaldığınız önemsenme ve sevilme duygusunu tekrar yaşayacaksınız. Hem bu sefer eski siz'le aranızda çok büyük uçurumlar olacak. Çünkü yeni siz' olgunlaşmış olacak. Yeni siz' sevmeyi gerçekten öğrenecek ve 'değer' kavramını ilk kez görecek.
Herkes için aynıdır bu.
Masalların ne zaman kötü bittiğini gördünüz ki?
Siz hayatınızın esas kızı/oğlanı'sınız.
Sizin masalınızda siz kaybederken , arkanızda bıraktıklarınız hep kaybedecek.
Yanınızda olanlar ise daimalık kazanmış olacak.
SİZİNLE BERABER.

19 Nisan 2011 Salı

-ebilmek















Belki havalar sıcak olsaydı günlerin uzamasına sevinebilirdim.
Okula sivil gidebilseydik, okulu da sevebilirdim.
Kocher'ler olmasaydı İMKB'yi de sevebilirdim.
İçimde hayvan olması' düşüncesine kapılmasaydım et yiyebilirdim.
Parmağım yara olmasaydı, daha hızlı yazabilirdim.
Kendi pc'mde olsaydım rahat rahat cocoRoise dinleyebilirdim.
Böyle küçük bir yerde oturmasaydım, daha çok sosyal hayatım olabilirdi.
Sınavım kötü geçmeseydi LYS için hala bir umudum olabilirdi.
Yirmi dört saat gece olsaydı, bütün gün uyuyabilirdim.
Blog sansürlenmeseydi ziyaretçi sayım eskisi gibi çok daha fazla olabilirdi.
Bencil insanlar tanımasaydım, kendimden ödün vermeye devam edebilirdim.
Ders çalışmamamı bekleyenler olmasaydı, bu lkadar hırslanmayabilirdim.
O' olmasaydı, böyle duyguları yaşayamaz, hatta bilmezdim.
0.facebook hala benim için geçerli olabilirdi, kontörlerimi yemeseydi.
Gökyüzü pembe olabilirdi, mavi olmasaydı.
Kilo problemim olmasaydı aralıksız şerbet yiyebilir, yanımda balparmak taşıyabilirdim.
Bahçemizim bir çoğunu yol için çalmasaydılar, daha hoş durabilirdi.
Ablam İstanbul'da olmasaydı, onunla daha çok tartışabilir ama yine de daha çok mutlu olabilirdim.
Abim Almanya'da olmasaydı bende 'Abi korkusu yaşabilirdim.
Her kırtasiyeye gidişimde sıfır5 uç almak yerine şaşırmasaydım, evde bu kadar dolu sıfır7 uç olmayabilirdi.
İzgiyle aramıza mesafe girmeseydi, şu an ona çok ihtiyacım olduğunu söyleyebilirdim, onu şaşırtmak pahasına.
Devamsızlık sorunum olmasaydı her gün evde İzdivaç izleyebilirdim.
Evleri çok sıcak olmasa yirmi dört saat dedemle babanemin konuşmalarını dinleyebilirim.
Çok fazla gazım olmasa, ateşle dolaşabilirim. hihohohohohohohohi
Evde üç dişi olmasak yukarda, odamda yatabilirdim.
Şuan netim olmasaydı, edebiyat çalışıyor olabilirdim.
Determinanttan sıkılmasaydım, integrale devam etmeyebilirdim.
Bu ara bu ebilmek'leri çoğaltabilirim...


13 Nisan 2011 Çarşamba

İtiraf et kendine, kendinden korkmadığın sürece


Kimsenin olmadığı yerde yürüyordu. Yalnız, kimse olmadan hatta kimseye ihtiyaç duymadan. Öyle cesaretli yürüyordu işte, her şeyi yenercesine; kendisini bile. Arkasından olaylar onu kovalıyor, her türden insan korkutmak için arkasında sıralanıyordu. Yılmıyordu, enteresan bir şekilde hepsine gülerek geçiyordu kızımız. Bazen yorulmuyor değildi; kargaşalardan. Sıkılmıyor değildi; insanlardan. Hatta korkmuyor da değildi; uğruna yapacaklarından dolayı sevdiklerini kaybetmekten. Yine de belli etmiyordu kimseye. Güçsüz olduğunu, artık neredeyse umut denilen en önemli hissini kaybettiğini insanlara gösterse, yanlışlıkla bile olsa kaybettiğini söylese yıkılmaktan korkuyordu. Hiçbir şeyden korkmadığı kadar.
Yine de , buna rağmen ..
Bu aralar kızımız...
Cesaret etti ve söylüyor..
çok yorulduğunu ve artık dayanacak, kaçacak hatta gülecek hali bile kalmadığını.

1 Nisan 2011 Cuma

Tamda bugün böyle işte


Ben beceremedim galiba yaşamayı , yaşatmayı. Hep bir eksik oldu ya bende ya da yaşattıklarımda. Hep birileri kazandı ben kaybederken, kazanımlar farklı oldu. Hepsi seviye seviye. Kimileri güldü ben ağlarken kimileriyse ağladı ben gülerken. Ya ben çok farklıydım onlardan ya da tamamen ayrıydım yaşananlardan. 
Sanki kuklaydım ellerinde , istediklerinde getirdikleri sıkıldıklarında gönderdikleri.
 Keyiflerine göre eskileri açıp üzdükleri ya da bugün için planlar yaptıkları. 
Mesela cümlelerimde hep edilgendi. Özne olamıyordu, diğerlerinin düşüncelerini fazlasıyla önemsediğimden. Nesne oluyordu cümlelerimde.Üzerinde oynama yapılan nesneler, pardon yaptırılan.
Karmakarışık dünyalar. 
Herkes farklı, her şey değişik. 
Kimine göre ben haklıyım kimine göreyse baştan sona hata.Bu gece , birkaç dakika önce , her şeyden önce bende düşünmeye başladım, baştan sona bütün hatayı. Sorun neyde. Sorun kimde. 
yoksa sorun yok mu.
ya da yaşattıklarım hep sorun mu.

31 Mart 2011 Perşembe

O bir ütopya.


Farklı insanlar, farklı dinler dolayısıyla da farklı kültürler. Hepsi bir arada yaşıyor, seviyor, ağlıyor bazense birbirlerinden düşünce olarak tamamen ayrılıyorlar. Bir yapbozun küçücük parçaları onlar.. En ufak ayrıntısıyla beraber bir bütüne ait ama birbirlerinden tamamen farklı. 
Çok çile çektirdiği de olur. Onun getirdiği sorunlara göğüs geremeyen de. Ama onu keşfeden insan....Tamamen onu yaşar, hisseder. Her ayrıntısından zevk alır, keyifle yaşar. Farklılıklarından yararlanır. Mesela; farklı dinden biriyle konuşarak onun buradaki anısını dinler. Anlatılana göre ders çıkarır. Ya da kişiliğiyle tamamen farklı olan insandan cesaret alır. 'Bak neleri yapabiliyor!' dercesine.
Orası İstanbul.
 Her şeyiyle yaşanmaya değer, benim gibi birçok öğrencinin hayalini kurduğu şehir, ülke. 
Hatta ütopya. 
Kurduğumuz bütün hayaller, içinde olmasını istediğimiz insanlarla beraber oraya taşınıyor; yaşıyor, okuyor, çalışıyor, evleniyor. . .
Hayata atılıyor yani.

29 Mart 2011 Salı

İnat etmektir mutluluk

foto : uğur araz

Mutluluk
Yine de gülebilmektir ; zorluklara inat.
Sevebilmektir ; sevilemeyeceklerin çokluğuna inat.
Ağlayabilmektir ; güçlü olabilmeye inat.
Sorgulayabilmektir ; öz eleştiri yapamayanlara inat.
Bazense denemektir ; kaybetmeye inat.
Kazanmaktır ; diğerlerine inat.
Çalışabilmektir ; varlığının kıymetini bilmeyenlere inat
Aşık olmaktır ; seni hak etmeyenlere inat.
Varlığını koruyabilmektir , kıskananlara inat
Ve sebepsiz yere düşünmemektir , sorunlara inat.
Her şeye rağmen , kalabilmektir ; gitseler de
Hoşgörülü olmaktır , sebepsiz yere kırsalar
Hatta bazen ağlatsalar da.
Yine de her şeyin en iyisi olabilmektir , diplerdekilere inat.

Çöp Kız.

Aslında ne kadar çok 'maneviyat' önemlidir desek de bir insanın dış görünümü kadar hiçbir şey önemli değildir. Çünkü ilk bakışta insan kendisini az da olsa belli eder. Evet tanıdıkça yorumlarımızın değiştiği olabilir olmaz demiyorum. Dışarıdan çok havalı gözüken bir kız tanıdıkça bize çok samimi gelebilir. Benim demek istediğim şey bu değil. 
Demek istediğim ; bir kız pisse bunu sözleriyle belli etmez. Bir kızın ulu orta yerde gaz çıkarmaktan bahsetmesi bana göre onun pisliğini gösteremez. Ya da tükürmek çok doğal bir şeydir ( .p ) Ne yani geldiyse çıkarması gerekiyor insanın onu değil mi :) 
Asıl pislik bir kızın tırnaklarının etlerini yemesidir, tırnaklarını köküne kadar yemesidir. Sonra odasının işgal altında olmasıdır. Üstünde giyindiği kıyafetin kırışıklığında ya da temizliğindedir. İğrenç bir şekilde ter kokmasındadır. Tamam insanlık hali ama parfüm denen bir icat var yani. Ayrıca dünlerden kalma makyaj da bir o kadar itici. Havalı gözükmüyorsunuz !
Yani ben böyle düşünüyorum.
Gerçekten.
He bir de söylemek istiyorum haftada 2 kez değil ; 2günde bir duş almalısınız sözde temizlik hastaları.

21 Mart 2011 Pazartesi

Ben yalnız değilim, yalnızlık benimle beraber

Kimine göre yalnızlık en kötüsüdür. Bana göre yalnızlık dedikleri şey en güçlü kelimedir. Kimse isteyerek yaklaşamaz ona, korkar düşüncelerini paylaşacak birini bulamamaktan. Bense yalnızken dimdik olabiliyorum, kimseye ihtiyaç duymadan yaşayabiliyorum. Huzur buluyorum ve en güzeli de güçlü oluyorum. Her şeye tek başıma karşı çıkıyorum, hatalarımın bedelini kendim ödüyorum. Her hatada bir adım daha yaklaşıyorum olgunluğa. Her yanlış insanda, doğru insana daha çok yaklaşıyorum.

20 Mart 2011 Pazar

Biz kızlar merkezdeyiz. Olaylar bizim etrafımızda gelişir.



Biz kızlar aslında güzel olduğumuzu biliriz. Bazen konuşma arasında geçince 'yo ben o kadar güzel değilim ki' derken bile güzel ve mütevazi olduğumu biliyorum, deriz. Bazen bizi en çok üzene takılıp gideriz bazen de yeni bir gün de , yeni kararlar alıp kimsenin kendimizden önemli olmadığını düşünürüz ve bir adım atarız. Mutluluğa dair bir adım bu. Bizi kıran insana ne kadar yakın olmaya çalıştıysak bir o kadar uzak kalırız. Onun için ölüp bittiğimiz huylarına, saçlarına, tarzına bir anda yabancılaşırız. Bu muydu ? ölüp bittiğim adam deyip dururuz kendi kendimize.
Sonra biri çıkar, tamamen her şey değişir. Yanında kendinizi kasmadan hareket edip , konuşursunuz. Öyle ya yemek yerken falan dişinizin arasında marul kalsa, o size gösterse utanmazsınız , o derece . Size aşıktır, sizin için her şeyi yapmaya göze alır. Yani bir kızın isteyebileceği her şeyi yapar, hemde karşılıksız. 
Bu sefer biz şımarırız, dünya sanki bizim etrafımızda dönüyormuş gibi hissederiz. Gözünde en çok değerli olduğumuz çocuk artık bize sıkıcı gelmeye başlar. Her dediğimizi yaptığı, her istediğimizi yerine getirdiği için.. Değer bilmez oluruz. Sanki o bilindik her gün yürüdüğümüz yol bizim için podyum olur, yoldan geçen herkes bize bakıyor gibi hissederiz. Herkesin, her şeyin merkezinde olduğumuzu düşünürüz ya. İşte o yüzden.
Tam da o sırada, bırakırız işte o değerini bilmediğimiz insanı. Öyle ortada hiçbir şey yokken. Aslında sıkılmışızdır o büyük ilgiden, her gün aynı sözleri duymaktan, söylemekten. Kısıtlanmaktan, kısıtlamaktan..Bunlar ilişkinin gereğidir, ilk cicim aylarında tabi ki kimsenin bize karışmasına izin vermeyiz ama bir süre sonra sanki o bizim biz de onların malıymış gibi sahiplenir, yasaklar koyarız. Eh durum böyle olunca da  her şey kolay ve sıkıcı olmaya başlar. Ve beklenilen an: ayrılık.
Ayrılık bizim için kolay olmuştur çünkü istediğimizi başarıp hayatımızı yine kendi hür irademizin yönetimine bırakmışızdır. Şimdi istediğimiz kişiyle istediğimizi yapıp, özgürlüğümüzü yaşayabiliriz. O ne haldedir diye bazen düşünsekte 'erkektir unutur' deyip geçeriz.
Belki izin versek unutabilirler ama buna da engel oluruz. Bazen hiç olmadık zamanda mesaj atarız: 'Naber?' Bir gülücük bile koymayız. Sanki gülersek her şey bitti ben geldim demek olacakmış gibi. O da bir umutla cevap verir. Cevap klasiktir ve iki şekildedir. Ya 'arkadaşlarlayım çok iyiyim' dir ya da 'bıraktığın gibi , nasıl olacakmışım ki' gibidir. Eğer beklediğimiz cevap ikinci şekildeki gibiyse yine sıkılırız. Keşke mesaj atmasaydım deriz. Ama eğer birinci de ki gibiyse, kıskançlıktan patlarız. Sanki biz değilde o bizi bırakmış gibi melankoliğe bağlar mesaj atmayız. 
O anda başlar sinir krizleri. Özgürlükte sıkmıştır insanı. O yüzüne gülen insanlar bir yere kadar devam etmişlerdir seninle eğlenmeye. Sonra esas kızımız bu bende olabilirim ama bütün kızlar sürekli onu düşünmeye başlar. Feysinin şifresini değiştirdiği halde o değiştirmiş midir diye bakar. Orada çocuk eğer biriyle konuşuyorsa , deliririz. O benim malım o pislik kıza da ne oluyor! Şuna bak şuna nasıl da zor kızı oynuyor. Yok lan ne zoru kıza bak resmen yavşıyor. Haydaaa bizim çocukta resmen beni silmiş. Hani ne oldu, hani kimse kimsenin malı değildi. Bunlar saçmalıktı ne oldu güzelim.
Şimdi değere binmiştir.
Neyse evet bende o kızlardan biriyim.. Ve şimdi her şey yine istediğim gibi.. Yine her şeyin merkezinde ben varım. Tek fark yalnız değilim, içinde bulunduğum merkeze onu da aldım. 
Belki kıskançlıktı belki de yine egom zedelendiği için geri döndüm. Bunu şimdi bilemem. Kimse bilemez. Tek bildiğim şuan için mutluyum. Hiçbir şey bir önceki gibi olmasın diye ne kendimi sıktırıyorum ne de onu sıkmaya çalışıyorum. Belki bizim için bir umut vardır.
Belki benim için bir umut vardır.

17 Mart 2011 Perşembe

Suskunum bi o kadar da durgun..


Bu aralar her şeyi bir boşverme isteği var içimde öyle ki ruh gibi geziyorum. Birine trip atacak gibi oluyorum sonra 'peh boşver' deyip kendime, susuyorum. Sonra durgunlaştın diyorlar ama nedenini bilmiyorum. Belki sınav stresi belki umut belki de kendimin bile bilmediği nedenler. 
Halbuki ilk güneşi gördüğümde ne kadar da mutlu olmuştum. Her şey daha iyi olacak gibi hissetmiştim. Ya tabii ki kötü giden bir şey yok ama yinede belirsizlik var içimde. Ne olduğunu ya da ne olmadığını bile bilmediğim bir belirsizlik.
Hiçlik.
Nasılsın dediklerinde bile iyiyim demek yerine sadece gülümseyip eh işte demekle yetiniyorum. Onlar da alışkın değil sürekli gülümseyen İrem yerine böyle garip, durgun İrem'i görmeye. 
Mesela şuan canım çok feci bir şekilde greyfurt suyu istiyor ama kalkıp mutfağa gitmek onu sıkmak falan.... Onu bırak annemden istemek için bile üşeniyorum.
Durum: vahim.
KEŞKE ANNEM BLOGUMU OKUSAYDI DEDİĞİM AN BU ANDIR.

15 Mart 2011 Salı

İşte öyle bir'şey



Mesela bu aralar devrik cümleler moda oldu. Sanki konuşma değişince , kişiliğinde değişiyor da havalı olduğunu sanıyorsun. Yazık cidden acınacak durumda olan ne çok insan var. He birde klişe laflar..
ADAM HAKLI BEYLER DAĞILIN.
Bir şeyi abartmadan yaşayamıyoruz. İllaki cıvığını çıkaracağız. Abartacağız.

Teknesi gitmiş kazıntısı kalmış.

Evin en küçüğü olmak evet güzeldir. Her şeyin neredeyse en iyisi ona yapılmıştır, bir dediği iki edilmemiştir.. İstediği her şey anında maksimum bir gün sonra yerine getirilmiştir. Yapılan hatalar görmezden gelinmişti. Evet bu açılardan şanslıyız. Ama hiç düşünülmüyor ki evdeki her türlü problemi de en küçükler yaşayıp, görüyor... Zaman geçtikçe ufaklarda, tekne kazıntıları da büyüyor ve bunun farkında değil kimse. Sanki kendi derdimiz yokmuş gibi bir de çok gereksiz bir şey yüzünden çıkan tartışmaları da biz çekiyoruz. Ve en çok koyan da tartışmadan yarım saat sonra ittifak yapan grup gayet şen şakrak olurken, izleyici olan grup-teknekazıntısı- duyduklarıyla, gördükleriyle kalıyor.

14 Mart 2011 Pazartesi

Sadece izleyiniz. Uygulamayınız.

İzlediğim her aşk filmini kendime göre yorumluyorum. Neden bende böyle olmuyor ne büyük aşklar hiçbir şeye yenilmiyorlar deyip kendi hayatımı değiştirmeye çalışıyorum. Orada olanlara o kadar hayranlıkla bakıyorum ki hep kendi kendime çelişiyorum. İzlerken hep unutuyorum ve yaptığım hatalardan sonra farkına varıyorum ki o izlediklerim sadece izlemekten ibaret; demek istediğim onlar sadece filmlerde olur.

İşte bunu seviyorum !


Hani bir aralar yazmıştım ya  güneşin gözümün içine girerek beni uyandırmasını özledim diye, işte öyle bir gün bugün.. Hala etraf karla dolu ama yinede güneş her yeri ısıtmaya yetiyor.. Resmen gülerek uyandım, düşünün neyle mutlu olduğumu.. Umarım bugün yine o sahteliklerle dolu ortama girdiğimde; tekrar hevesim kırılmaz, sinirlerim bozulmaz. 
YA SINAVA ŞURADA 2HAFTA KALDI , BENİM DERT ETTİĞİM KONULARA BAKIN.
HEY ALLAHIM YA.

13 Mart 2011 Pazar

Sebep istiyorum


Her mutlu olduğumda, kendime güvendiğimde bana dönüp ' fazla güven iyi değildir ' denmesi çok sinir bozucu. Çünkü bu devirde insanın ilk önce kendisine güvenmesi gerekiyor. Sonra gerisi zaten çorap söküğü gibi gelir. Hani ben gaza gelmişsem, bu gazla yapamayacağım her şeyi yapmaya hazırlanmışken neden hevesimi kırar ki.
Cidden ben buna bir sebep bulamıyorum.
Bana sebep gösterir misiniz.

Bir tek ben kızabilirim kendime.


Bazen kendime çok kızıyorum. Çünkü hayatımda güzel giden bir şey varsa, tamamen gereksiz bir insanın en ufak lafıyla kendi kendime çelişip sonra da o güzel giden her şeyi berbat bir hale dönüştürebiliyorum. Evet böyle bir gücüm var. Ne güç ama... Sonrada bakıyorum ki beni etkileyen insanlar, o yüzüme gülüp hep yanımda olacaklarını hissettiren insanlar onlara arkamı döndüğüm an en hassas noktamdan vuruyorlar.. Beni en çok üzecek şeyi yapıp sonra da ben bir şey yapmıyorum ki sen büyütüyosun diyorlar işte bunun adı yüzsüzlük değilde ne , soruyorum yani. Bütün suç onlarda da değil tabi.. Bende de var.. Bir türlü kendi düşüncelerimi diğer insanlardan daha çok önemsemeyi öğrenemiyorum. Hayır yani bin kere yaşadım bunu, kimsenin karşısındakinin düşüncelerini umursamadığı bir dönemde yaşıyoruz. merak ediyorum hala benim gibi, başkaları mutlu olsun diye hayatının akışını değiştiren var mıdır ?
Ve bu beni daha da değerli yapıyor mudur?
TABİİKİ HAYIR.

12 Mart 2011 Cumartesi

Allah razı olsun senden yaaaaaaaaaaaaa

Valla kaç gündür uğraşıp bir türlü beceremediğim, canımı
sıkan şu ikili başlıktan ve kayıt listesinden beni kurtaran
Meeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeert blogdaşıma
sevgilerimi gönderiyorum. Çok tenks.

Azıcık yardım istiyorum arkadaşlar

Sevgili blogdaşlar gün geçmesin ki blogger bana bir tane daha sorun yaşatmasın !
Şimdi benim anasayfamda neden 2tane başlık ve 2tane kayıtlar bölümü var !
Ve onları nasıl kaldıracağımı neden bilmiyorum.
lütfen yardım , LÜTFEN

Kıssadan hisse


Mutluluğun formülü çok açık;
- şüpheden uzak dur
- bol bol su iç
- 3kısa 1uzun nefes al( arada bir )
- istediğin zaman istediğin şeyi istediğin şekilde yap
- daha çok ailenle vakit geçir
- yeniliklere açık ol
-
- herkese fazla güvenme
- bol bol gülümse ( erkenden kırışıklıklara sahip olacağını bilsen de ) 

11 Mart 2011 Cuma

A Man

Bugün biriyle tanıştım. Çok iyi geldi bana. Sanki karşımda benim gibi biri vardı. Beni anlayan, beni yaşamış, yaşattıklarımı yaşamış gibiydi. Kötü olan şey, muhabbeti o kadar güzeldi ki kendimi ilk defa ifade edemedim birine karşı. Tuhaf olan da buydu zaten. Ben hiçbir şey anlatamasam da o her şeyi anlıyordu , soru sormak yerine kendinden bahsediyordu. Merak ediyorum o da diğer hayran kaldıklarım gibi o da kaybolacak mı.
Gerçi bugün yüz ifadesi bana 'ben kaybolmam huzurlu olabilirsin' der gibiydi. 
Göriciğiz.
UZUN ZAMANDIR BÖYLE arkadaşım OLMAMIŞTI.

10 Mart 2011 Perşembe

Deneme 1....2


Hayatımızda büyük bir değişiklik olduğunda üzerimize sıcak süt dökülmüş gibi sıçrarız. Ya üstlere ya aşağılara. Ya zirvedir bulunduğumuz yer ya da en dipte. Bulunduğumuz yerden olacak ; sözlerimiz ya melankoliktir ya da tam tersi. Bazen bakışlardan bile anlaşılır kimin nerede ne durumda olduğu. Mesela oradan bakınca anlaşılıyor mu bilmiyorum ama ben şuan Fatmagül'ün Suçu Ne'yi izliyorum ve çok sıkıldım. Melankolik değilim ama çokta iyi sayılmam. He bu arada kar durdu.
yubbi.

Buraam buraam kalem kokan bir gün

Biliyorum bugün güzel bir gün olacak çünkü daha sabahın ilk saatlerinde uyanıp romanıma birkaç sayfa daha ekledim. Birazdan mis gibi bir kahvaltıyla devam edip derse oturacağım. İşte vicdanen rahatlık bu olsa gerek. He bu arada kar hala yağmaya devam ediyor ve bu kasvetli, soğuk, dillerden düşmeyen hava çok iğrenç bir şey.

9 Mart 2011 Çarşamba

Çok pis agreaaaasifim.

Şimdi çok açık ve net yazıyorum buraya. Evet eskiden.. Çok eskiden güzel günler yaşamıştım. Bazen özlüyordum ama şimdiki öküzü değil çocukluğumdaki öküzü özlüyordum. Artık hiç kimse benimle o mal insanı aynı cümlede kullanmamalı. Çünkü bu hem beni hem de değer verdiğim insanı üzüyor, kırıyor.. Sorunlar yaşatıyor. Demek istediğim millet kafasında senaryolar kurup üstüme yapıştırmasın. Ergenuslar haddini bilsin.
SEVGİLER.

Feysbık. ık.


Her yer beyaz, ah çok güzeel.
Karlaaaaaar düşer; düşer düşer ağlaaarım
<3 <3 KAR
dışarısı müthiş bir şekilde beyaaaaz
tam sevgilimle yürümek için ideaaal bir hava
seni de seviyorum bu beyaz havayı da

FALAN DA FİLAN ÇOK SIKILDIM BEN BU FEYSBIK ' A ATILAN İLETİLERDEN.
VALLA ÖĞK GELDİ. 
KUSACAĞIM.
KUSUYORUM.
KUSTUM.

8 Mart 2011 Salı

Sorun sende değil bende ' mi

Bir de şu muhabbet vardır. 'sorun sende değil bende'
bkz. klişe
artık vazgeçmeli insanlar bunu bahane olarak kullanmaktan. Diziler, filmler de bu cümleyi kullanmamalı. Hayır yani çok komik oluyor. Neden sorun ondaysa; kırılmasın diye sorun bende diyeyim ki ' neden bir daha umrumda olmayacak bir insanın kalbi kırılmasın diye uğraşıp durayım. Ho ho çok saçma.
Çok ayıp, çok. Bir de bunu reklamlara konu ediniyorlar ya. 

Vay bizim halimize.
EĞER BÖYLE SÖYLENECEKSE BEN VARIM : SORUN BENDE DEĞİL , SENDE ! (:

Sahi hava da yine kar var


bizim onunla aramızdaki ilişki kar tanesi gibiydi. 
gökyüzünden karın indiği gibi hızla başladı arkadaşlığımız ;
paylaştıkça yorulduk
SUYA DEĞDİĞİ AN YOK OLUP GİTTİ
paylaştıklarımız donmuş buz gibi
birbirimizi kesti
ve yine gitti...

7 Mart 2011 Pazartesi

yalanlar yalanlar yalanlar bulutların ardındaki güneş gibi gerçeeek

Eğer söz verdikleriyle yaptıkları uymuyorsa belki de o atan şeyi bir tarafa bırakıp mantığını devreye sokmalısın. Sonuçta bir insan bir hatayı birkaç kez yapıyorsa belki de ona göre hata değildir ve bu hatayı sürekli yapacak demektir. Gördüklerim ve yaşatılanlar kadarıyla bildiğim bir şey var ki o da ; insanların o saman altından yürüttükleri su yüzeye çıkınca gerçekten çok can yakıyor. Evet bir şeylerle meşgul olduğunda unutuyor ve aklına getirmiyor insan ama...boş kaldığında...Tamamen sessizlik bastığında düşünüyorum , düşündükçe de içinden çıkamaz hal alıyorum. Belki yazdıklarımda çok karışık oldu ama şuan yapabileceğim bir şey yok. Çünkü aklım karışık.İNSANLAR VE OLAYLAR KARMAKARIŞIK. Çünkü düşünüyorum.. Çünkü yoruldum.. ÇÜNKÜ BURASI ÇOK SESSİZ...
Belki de zaman dedikleri şey ilerledikçe kırıyor, yoruyor. Belki de zaman o kadar güzel değildir. 
aslında havalar güzel olsa bu kadar da karamsar olmazdım; blogış.

6 Mart 2011 Pazar

Buraaada 'Amin' denecek!

      Allah'ım sen bizi :
  • Sağ gösterip sol vuranlardan
  • Ders çalışmayasın diye kollayan arkadaşlardan
  • Yalan söyleyenlerden
  • Akyazı ve Düzcelilerden
  • Kocherlardan
  • Soğuk havalardan
  • Sürekli kırılan uçlardan
  • Fazla kalorilerden
  • Bol irinli sivilcelerden
  • Hatta bütün sivilcelerden
  • Blogger'ın mantıksız sansürlerinden
  • Facebook takıntısından
  • Saman altından su yürütmeye çalışırken yakalanan sinsiiiiiiiilerden
  • Sınavda yapılan heyecandan
  • Sürekli gelen, durmak bilmeyen lövöba ihtiyacından
  • Akan sümükten, tahriş olan burundan
  • Sürekli biten şarjdan
  • Bunu kesinlikle söylemeliyiiiim ' kolpa kolpa yürüyen apachi sürüsünden ve o dandik şarkılarından
koruuuuuuuuuuuu yeaaaaaaaaaarrabbim.

Ertele-n-me!


Bastonunu almış sağ sol yapa yapa yürüyordu. Kimse umrunda değildi. Yanlışlıkla yanından geçen bir teyzeye çarpmıştı ama umrunda bile değildi. Kibirinden mi bilmiyorum ama dönüp bakmadı bile teyzeye bir şey olmuş mudur diye. Sonra bi tane kuyrukta beklerken hıçkıra hıçkıra ağladığını gördüm. 
Vardı bir derdi belliydi. Bütün dertleri olanlar da bana denk gelirdi zaten.
Bir yandan etrafına bakıyor bir yandan da hıçkırıklarını tutmaya çalışıyordu. Hani imkanı olsa hıçkırıklarını bastırıp gözyaşlarını içine akıtacaktı.
Ne kuyruğu diye merak ettim hemen kafamı ondan kuyruğun başına çektim. Kuyruk yanlış görmediysem bir düşünce yazarının imza günü olduğunu gösteriyordu. Kitabın adı 'Doldurdular Beni'ydi. Merak etmeden duramadım. Bir insan başka bir insanın kötü anılarını neden okumak ister diye düşünmeden edemedim. Hemen oradan ayrılıp kitapçıya gittim ve o dolduruşları okumak için aldım.. Bir iki sayfasını şöyle bir göz ucuyla gezdirdikten sonra başlık dikkatimi çekti.
'Onu seviyordum.Ama olmadı.Olamazdı çünkü herkes öyle söylüyordu'
Ön yargımın çok kötü bir şey olduğunu anladım çünkü o adamda beni çeken bir şeyler olduğu gibi bu yazı da dikkatimi çekmişti. Okudukça okuyordum.
Neyse en sonuna geldiğimde mutlu olduğundan bahsediyordu ama o mutlu olana kadar o kadar çok paranoyalardan geçmiş ki artık deli gözüyle bakıyormuş birçok kişi ona.
Ben böyle olmak istemiyorum.
Pişman olmak istemiyorum.
Kandırılmak da istemiyorum ertelenmekte.
Düşüncelerimin de önemli olmasını istiyorum..
bunların hepsi çok şey mi?
(çok zor şey mi)

Lie


Okulumu ortamımı değiştirdiğim de her şey değişir sanmıştım ama olmadı. Sağ olsun arkadaşlarımdan hiçbir sıkıntım yok ve hala o yobaz düzceliler ve akyazılılar arasında olmadığım için çok mutluyum ama hala kafam karışık.. 
En büyük sorunum insanların etkisi altında kalmak biliyorum ama yine de kötü oluyorum. Düşünmek istemiyorum. Bana kimsenin yalan söylemesini de istemiyorum. Çok şey değil. Yalansız bir dünya bu kadar çok zor olamaz. 
Olmamalı.

5 Mart 2011 Cumartesi

Mahkeme Kararı imiş.

Şu blogger'ın sansürlenmesine kadar daha birçok site sansürlenebilirdi mesela.
Sevgiler.

1 Mart 2011 Salı

Bahtı kara Şukufe'm


Evet evet o korkunç şey bana aitti. Siz ! Hepiniz bana baktınız. Çok mu mutlu oldunuz , çok mu komik. Sizin olduğu kadar benim de dikkatim dağıldı yani napim! Hem isteyerekte olmuyor ki. Öyle bir şeyler yapınca geçmiyor. O bana ait bir özellik. Ne yani ne ! Evet o karın gurultusu bana ait. Ve bundan utanmıyorum ! Onun adı var bi kere 'Şukufe' adı olduğu kadar gururu da var. Siz ona öyle bakarsanız o daha da coşar. 
Uyuzlar.