9 Ağustos 2011 Salı

Aslında pek bir şey değilim

Ben siyasetten anlamam
Bir tane köşe yazarı okurum
AŞK ve onun yaptırabileceklerinden korkarım
Duygusal filmleri sevmem
Geğiririm.
Kışı elimde selpaklarla yaşar, kapatırım.
Renkli gözlerim yok.
Boyumun çok uzun olduğu söylenemez.
Et sevmem.
Süt içerim.
Alkole aşık bir insan da değilim.
Çok kolay etkilenirim.
Bazen hiçbir şeyi anlamam.
Kulaklarım çok iyi duymaz.
Gülmeyi severim.
Bazen de ağlarım.
İstanbul'a aşık değilim
Kaşlarımı daha geçen sene aldırmaya başladım.
Sinirliysem çekilmez olurum.
Duşa girdim mi çıkmak bilmem.
3ayın neredeyse yarısını asosyal bir şekilde geçiririm.
Sevmediğim insanlara bile katlandığım olmuştur.
Türkçe şarkı çok az dinlerim.
Sesim kötü ama şarkı söylemeyi severim.
Tatlıdan uzak duramam.
Aşık olursam çok kıskanırım.
Yılışık erkeklerden soğurum.
Annemi babamdan daha çok severim.
Belki de hala giymediğim elbiselerim vardır.
Bazen korkarım.
Benden daha akıllı insanlarla takılmayı severim.
Boş konuşanlara tahammülüm yoktur.
Yalanın beyazı yoktur.
Enginarı yemeden sevmeyenlere kıl olurum.
Dans etmeyi bilmem.
Ama dans etmeyi çok severim.
Her sene kilo alırım.
Sonra veririm.
Beni tanımayan insanların aslında beni daha iyi anladıklarını savunurum.
Kendimi ifade edebilirim.
Kendimi savunmaya gerek duymam, bu kaçmak olmaz, sevmiyorum öyle muhabbetlere girmeyi.
Yürümeyi severim.
Çok su içerim.
Kahvaltıdan önce VE sonra dişlerimi fırçalarım.
Yine de sarılar.
Kendimi severim ama dile getirmem.
Kin tutamam. Bir kişi dışında.
Düz yürüyemem.
Dinlemekten sıkılmam. Karşımdaki boş olmadıktan sonra.
Kırmızı severim.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Aynılıklar içinden bir gün daha

Aslına bakılırsa günler hep aynı geçiyor. 
Aynı şeyleri düşünüyoruz, arabalar hep aynı yöne doğru gidiyor, karıncalar hep sabit hizada yürüyor, her gün bir köşe yazısı çıkıyor, radyolarda her gün aynı kanalda aynı saatte bir kadın aynı ses tonuyla 'Günaydın' diyor.
Rutin işlerin arasında hep farklı duygular yaşıyoruz.
Aynı düşüncelere her gün farklı yaklaşıyoruz, bazen umutlu bazen karamsar. Aynı yöne doğru giden arabaların içindekiler hep farklı. Her biri farklı yere gidiyor. Belki yanlarından ezeli düşmanları belki eski aşkları geçiyor ama kimse bunu bilmiyor. Bazen siz onu düşünürken o da sizi düşünüyordur. Belki siz ona karşı iyi şeyler düşünürken o sizin ona yaptığınız hatayı hatırlayıp sizden bir adım daha geri gidiyordur.
Çok düşünüyor, az faaliyete geçiyoruz. Neden böyle yapıyoruz ?
Her gün aynı şeylere farklı şekilde yaklaşmak yerine ; farklı şeylere tek benliğimiz üzerinden neden yaklaşamıyoruz ?

Etkiler gösterir kendisini.

Onlar çok geride kaldı derken biz mi değişiyoruz yoksa koşullar mı ?
Kaç kere kullandım bu sözü bilmiyorum. Bazen gerçekten de arkamda bıraktım bazense bırakamadım. Hatta bazen o beni bırakmadı. Bilmiyorum belki de bırakamadı.

Bunu zamana bırakalım derken ne düşünüyorduk halledilebileceğini mi ?
Çoğu kez zamana bırakmayı denedim. Bazen evet oldu. Ama geçici bir şekilde. Genelde ben zamana bırakmayı tercih ederdim. Herkes zamanımda bırakılması gereken, üstü kapanması gereken'lerdeki yerini alır, tozlu raflara kaldırılırdı. Ama kimse bana zamana bırakmamı söylemezdi. İzin vermezdim. Oysa şimdi bana 'zamana bırak , olur' denmesini kendim istedim. Belki de zorla dedirttim. Sıktım.

Bu kez son denildiğinde kaç defa son oldu ?
Hatırlayamadığım kadar sondu. Son olacaktı. Kaptırmayacaktım kendimi hiçbir şeye, hiç kimseye.
İnan deniyorum. İhtimalleri düşünüyorum. Şuan üç günlüklerinden biriyle konuştuğunu düşünüyorum.
Oluyor mu. Geçiyor mu.
Onu da bilmiyorum.

7 Ağustos 2011 Pazar

Neşeli post

Cause is me, you, you, me, me, you all niiiiiiiiiight derken yakalandım anneme. Klasiktir. Yani bu değildir. Yani klasik olan benim deli gibi şarkı söylüyor olmamdır.
Bastırılmış duyguları olan yok mu yani. Öyle mi diyorsunuz siz. Ya da bir saniye... galiba umuyorsunuz.
What's your nameee what's your number i'm glad i came . Can you take my order* diye devam ederken yine geldi annem. Kirli çamaşırları topluyormuş. Baktım. Güldü. Aldı. Gitti.
Hava bozacak gibi sevmediğim kara bulutlar yaklaşıyor. Gerçi , gidiyor da olabilirler. Bana artık hep güneşli hava. Bir sonuca ulaşamadım ama söyledim rahatladım. 
Masum olduğumuzu düşünüyoruz kendi gözlüklerimizden bakınca . Peki ya öyle miyiz. Öyle misin ?


Hey don't you cut me out ! diye bağırdım. Güldüm. 
Bu aralar daha fazla macera filmleri izliyorum. Hayatımın maceralarla olmamasına duyduğum üzüntü yüzünden olabilir. Bir nevi eksiliği de kapatıyor olabilirim. Bir şeyler yapmalı. Bir şeylere ortak olmalı. Bazı şeyler paylaşınca güzel. Paylaşamayınca anlamsız. 


'dinlerken yazalım yazarken yaşayalım'

A N C A

Birileri bir şey desin. Yüksek sesle söylesin.
K O R K U Y O R U M desin.
Anca o zaman aşarız onları, engelleri. Engellendiklerimizi.
Birileri gülmeyi denesin.
Tıpkı benim gibi, H A H A H A ! Anca o zaman gerçekçi olmayı öğreniriz.
Birileri bana bir açıklama yapsın.
Bunlar B Ö Y L E B Ö Y L E desin. Anca o zaman vazgeçerim düşünmekten. Beni durdurmalı.
Birileri yüksek sesle şarkı söylemeyi öğrensin.
L A L A L A L A ! Anca o zaman etrafımızdakilerin farkına varırız.
Birileri artık online olsun.
A Ç K A P A AÇ. Anca o zaman listeye 5dakikada bir bakmayı bırakırım.
Birileri benim için değişsin.
Ancası yok.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Kendini kandırışların bir yere kadar.. Bir şeye kadar..

Rüzgar kimler için esiyor bu şehirde ..
Umutları olanlar için mi ? Hiç sanmıyorum. Eğer öyle olsaydı...bugün havada güzel bir rüzgar var insanın içini ferahlatan. Fakat benim umutlarım tek bir şeye baksa bile sönüyor.
Güneş bugün neden bu kadar huzur veriyor..
Rüzgarın alıp götürdüğü umutlarımızı dindirmek için mi ? Kesinlikle. Öyle umuyorum. Umutsuzken bile..

İhtimalsizleştirebildiklerimizden olmasaydın keşke.

Ne isteriz biz. Ya da neler isteriz deseydim belkide daha iyi olurdu .
Çoğu zaman bize en zor geleni. Bazen de olma ihtimalinin sıfır olduğu şeyleri. Bize o kadar çekici gelir ki. Kendimizi tamamen onun etkisine bırakırız. Her yerde onu görürüz. Her şeyi ona bağlarız. Kendimizi ona göre ayarlarız. Hatta o yokken mutsuz olacağımıza kendimizi inandırırız.
Aslında biliriz ki hiçbir şey vazgeçilmez değildir. hiç kimse. Bunu arkamızda bıraktıklarımızla görürüz zaten. Ama yine de insan kendisine sebepler arar. Zor olanı. Amaç nedir bilmiyorum. Belki kendimizi yokluğa alıştırmak belki de boşlukta olmak.
eğer doğru bu olsaydı gerçekleşme ihtimali sıfır olmazdı diye düşünmem gerekiyor.
Düşünüyorum bende. 

5 Ağustos 2011 Cuma

Genelde bunları severim, yaparım, isterim.

Tatlı yemek, şerbetle doldurulmuş bir havuzun içinde yaşamak
Missy Higgins dinlemek, dinletmek
Yazmak.
Yazılmak da isterdim aslında. Ama kimse beni yazmak istemedi.
İlgilendiğim insanın benimle ilgilenmesi. Ama sadece benimle.
Deli gibi dans etmek, dans ederken yere düşmek.
İngilizce karaoke yapmak.
Telefonumu 'aman yeaaağ diyerekten köşelere fırlatmak.
Oje sürmek. Ama her gün farklı.
Biri resmimi çekse hiç fena olmaz
Takip etmek.
Vur kaç yapmak
Birinin bir gün geleceğine inanmak
Kitap okumak.
Film izlemek. Ama aşk olmasın. Macera olsun. Dövüşler de iyidir.
Saatlerce insanları izlememek. Açıkçası sıkılırım. önceden bunu severdim ama şimdi vakit kaybı gibi geliyor.
Duvarımdaki yazıları okuyarak hayallere dalmak.
Ed Westwick hayranı olmak ayrıcalıktır diye düşünüyorum. katılıyorum. inanıyorum.
İnsanların hala kötülük peşinde olmasının gösterdiği ucuzluğa şahit olmak. Görmek. Belki de bildiğimi yüzlerine vurmak.
Feysbık demek. Hoşuma gidiyor.
New York
apple
Gökkuşağındaki bütün renkler.
senbeno'daki ayrımı yapmak.

    4 Ağustos 2011 Perşembe

    Kimler başarmış






    Kimin ne yaptığı önemli değil ki bu aralar.
    Sanki elimde olmadan kendimi bir şeylere kaptırıyorum.
    Sonra deniyorum, kurtarmak için.
    Belki de kurtarılmak için.

    1 Ağustos 2011 Pazartesi

    Gelip gidenler var

    Bir esinti gelirmiş uzaklardan insanın inadına. Bazen her şeyi silip atar bazense hafızalara kazırmış. Bazıları onu çok severmiş bazılarıysa ondan hızla kaçarmış. Bana hiç gelmiyor esinti bu ara. Neyin içindeyim? Geliyor da göremeyip hissedemiyor muyum .
    Bir ses gelirmiş uzaklardan insanın anısına. İlk önce insana tanıdık gelir sonra yabancılaşırmış. Kimileri onu sevse de genelde pek sevilmezmiş. Çünkü korkunçmuş. Çünkü insanlar birbirine iyi şeyler söylemek yerine kötü şeyleri söylemeyi tercih eder olmuş.
    Bir dost gelirmiş uzaklardan insanın acısına. Kim olduğunu göremesen de hissedermişsin onun yanında olduğunu. Bazen aranız soğuk olsa da bilirmişsin o aslında hep senin iyiliğini düşünürmüş.
    aslında farkında değiliz ama biz insanlara o kadar şey oluyor ki bazen anılarımızı bile unutmak istiyor. Onu ya da o şeyi bize hatırlatan her şeyi hafızamızdan silip en yakınımızdakini yargılayabiliyoruz. Hemde nedenini bilmediğimiz şeylerden dolayı. Bazen çok düşünürsek hata yaparız. Önemli olan istediğimiz şeyi aklımıza geldiğinde uygulamaktır , sonucunu düşünmeden. Çünkü düşünürsek eminim ki kendi yorumlarımızı katarak seçenekler oluşturuyoruz kendimize ve bu hesapta olmayan birçok şeyi karşımıza çıkarıyor.

    26 Temmuz 2011 Salı

    Bir gün olsun pozitif ol . Mutlu olmayı dene.


    Moralinizin bozuk olması aslında sadece sizle ilgili bir şey değildir.
    Mutsuz olmanız bazen sizin elinizden gelen bir şey değildir.
    Belki sizin için 'gün' çok iyi geçiyordur ama akşama eve biri geldiğinde iyi giden gün kalmayabilir. Yani neden böyle olması gerekiyor ki ? Ben yaşadıklarımdan o kadar çok şey öğrendim ki...dostumu kaybetmeyi, onu tekrar kazanmayı, özür dilemeyi, haksız olduğumu kabul etmeyi, aynı zamanda kaybettiğimi kabul etmeyi, yeri geldiğinde susmayı ve her şeyden önemlisi sorunlarımı kendimi içime atıp onları orada halledip, bundan sorumlu olmayanların canını sıkmamayı. Sonuçta herkes iyi yaşayamaz. Ama en azından yaşatmayı öğrenebilir

    23 Temmuz 2011 Cumartesi

    Hisler yanıltıcıdır.


    Birileri egolarını da alıp geçerken yanından sen mütevaziliğinle ezilirsin yanında.
    Onun kokusuyla.
    Onun rüzgarıyla.
    Onun gölgesiyle.
    Onun yürüyüşüyle.
    Bazen en iyi bildiğin konuları bile savunamaz hale gelirsin. Nedenini bilmezsin. Kimse de bilmez zaten.Bilmek için uğraşmaz zaten!  İçindeki o her şeyi bilen ama bu sefer yanılan ses 'konuşma, sus sadece' deyip durur. Kendini o kadar yetersiz hissedersin ki o fısıltıya kulak verirsin. Bilirken susmak ne kadar zordur , işte o zaman anlarsın. İçinde bir şeyler patlar, seni kemiren şeyler canını acıtmaya başlar sen yinede susarsın. 
    Ne için ?

    19 Temmuz 2011 Salı

    basit 'le basit


    Sen o küçücük aklınla küçük planlar kurup kendi oyununu oynarken ben büyüyordum. Sana ve senin gibilere karşı cesur olabilmek için, dayanabilmek için. Sen ve senin gibilerin yapacaklarını önceden  kestirip ona göre hamlemi yapıyordum. En akıllıcası budur dediklerim aslında şuan yaşanılanlar. 
    Olması gerektiği gibi. 
    Benim istediğim gibi. 
    Senin planladıkların gibi ya da istediğin gibi değil.
    yani ucuz değil.

    18 Temmuz 2011 Pazartesi

    Yolculuklar düşündürür.


    Kimselerin bilmediği bir huzur geçiyor buralardan. Neşesini takınmış bir şekilde geçiyor. İçinde hiçbir olumsuzluk yok. Teker teker yaşatıyor insanlara..o içinde bulundurduğu güzellikleri. 
    Herkes faydalanmak istiyor...o güzelliklerden...huzurdan... Aslında kıyamıyorum onu herkesle paylaşmaya. Bazılarına izin veriyorum bazılarındansa kaçırıyorum onu büyük bir hızla. Çünkü hak etmiyorlar. Onu yaşamıyorlar. Sadece kullanıyorlar.

    Siz kullanıldığınızı bildiğiniz halde kime ne kadar güvenebilirdiniz ?
    Birilerinin sizin duygularınızı kullandığı halde onları kiminle paylaşırdınız ?

    16 Temmuz 2011 Cumartesi

    Tatil sonrası yazısı.



    Yazmayalı o kadar çok olmuş ki. Ve tabii okumayalı da. Evet evet. Bu aralar sadece kendimi o kadar çok anlatmaya ve dinlemeye vermişim ki beni ben yapan özelliklerden epey uzaklaşmışım. 
    Önceden sadece biri bana istemediğim şeyleri yaptırdığında yorulurdum. Şimdilerde kimse beni hiçbir şey için zorlamasa da üzerime büyük bir yorgunluğun yerleştiğini hissediyorum. Anlıyorum. Biliyorum.
    Ve yine öğrendiğim bir şey var ki , o da ; duyarsızlaştım. Yani istemediklerime karşı. Beni ne kadar gaza getirecek olay varsa hepsine tez yaratıyorum. Hemde kendi kendime.

    29 Haziran 2011 Çarşamba

    günübirlik


    Ben en güzellerini gördüm.
    Yaşadım.
    Ama ne bir yalan söyledim.
    Ne de bir şey sakladım.
    Çok aptalım.

    28 Haziran 2011 Salı

    Zombiyim'z

    Bazen bir bakış o kadar acıtır ki . Gidebildiğin kadar gidersin eskiye. Bazen hatırlayamadığın o bakış... o kadar sinirini bozar ki kendine, hafızana küfretmeye başlarsın. Görüp, görmemek. İsteyip elde edememek. Bunların hepsinin boş olduğunu anladım artık. İlla mutlu olmak için hayatınızda birilerinin olması gerekmiyor. Ya da mutsuzsanız illa geri adım atmanız gerekmiyor.
    Şimdi tek istediğim bir şey var.
    Biraz ciddilik. Biraz huzur.
    Ve hiçbir şeyi unutturmayacak ama yinede bana ortak olacak biri..
    Bir arkadaş..


    26 Haziran 2011 Pazar

    Adı huzur


    Zamanında diye başlıyor artık cümleler. Ben söylemiyorum . Edilgenlik hepsine bulaşmış. Nereden bulaşmış. Bilmiyorum. Gördüğüm, duyduğum hiçbir şey artık beni sarsmıyor. Herhalde ikinci kez yaşanılanlar artık alışılmışlık getiriyor. Belki de beklenilenler beni heyecanlandırmıyor.
    Tatil kelimesi huzur vericiyken henüz o tempoya girememiş olmam beni ne kadar düşündürse de yeni insanlar tanıma umudu bu düşüncelerimin kaybolmasını sağlıyor. 
    Zor günler mi geçiyorum ? Belki evet belki hayır.
    Bildiğim bir şey var ki artık hayatımı kimseyle- bir süre sonra gidecek olan- paylaşmak istemiyorum. Bazen bocalıyorum. Anlatmak istiyorum. Konuşmak istiyorum. Sonra boş'ver diyorum. Yine boş'ver.
    Sessizlik... Güven veriyor artık bana. 
    Kimseye güvenmediğim kadar güveniyorum.. Kime mi ?
    Kimseye aslında.
    Garip olan. Aslında bazı şeylere sinir olmam gerekirken ya da ne bileyim kıskançlık duygularımın ortaya çıkması gerekirken ben hiçbir tepki vermiyorum. Nötrleştim. Nötrleştik.
    İlk defa bu konuda hayırlısı bu deyip kapattım. 


    23 Haziran 2011 Perşembe

    Biterse Bölüm 1..


    Kimler özler geçmişi. Kimler üzülür bugünler için. Açıkçası bilmiyorum. Zaten pek bir şeyde anlamam bu konulardan. Bazen kendimi özlemeye kitlediğim için özlerim bazense aslında sevdiğimi bilsem de nefret ettiririm kendimi ondan. Evet böyle güçlerim var.. Kendimi kontrol etmeyi yıllar önce öğrendim ben. Yaptığım hatayı hızla kapatmayı ve unutmayı. Yapılan hatadan uzaklaşmayı.
    Şimdi kafam o kadar sakin ki.. Etrafta dolaşan birçok soru işareti olsa da üstünü kapatıp geçiyorum geçmişin. Silmiyorum. Sadece öyle bırakıyorum. Arkama dönmüyorum işte.
    Şuana kadar arkama dönüp baktım da ne oldu ? Çok mutlu mu oldum. He evet bir şeyler süresince mutlu oldum ama sonuç olarak elime sadece hakaretler topladım. Şimdi ben nasıl olur da her şeyi bir kenara bırakıp beni bekleyene giderim ? Nasıl olur da her şeyi unuturum. Unutturulur mu bu ?
    Sadece bir kaç gün sonra artık benim için yeni bir sayfa açılacak. Kendimin açacağı bir sayfa bu. Tek başıma. Bu yazı o kadar iyi değerlendireceğim ki herkes şaşıracak. O belki de dikkatimi çekmek için yine bir şeyler yapmaya çalışacak bense dikkatimi çektiğini hiçbir zaman belli etmeyeceğim.
    Evet anlatmak istediğim bir aşk daha böyle bitti. Bitti ama hiç güzel bitmedi.
    Üzülür müyüm.
    Özler miyim.
    Peki ya geri döner miyim.
    Ben artık karar aldım. 
    Ne olursa olsun artık geriye dönmek yok.. Bendekiler.. Güzel hatıralar... Güzel insanla..
    benden çok soğumuş. kıyamam.önümüze bakalım.

    22 Haziran 2011 Çarşamba

    Bu aşk böyle bit....r?

    İlk defa senle olan şeylerden sözümü tuttum..
    İlk defa sen bana verdiğin bir sözü tutamadın...
    Evet acıtıyor hemde çok.. Karışık.. Çok karışık bir durum..
    Ama geçecek mi ? Atlatacak mıyım.

    Tabi ki de evet..

    8 Haziran 2011 Çarşamba

    Aşk nedir ne yapar ?


      Uzun soluklu olmalı aşklar. Öyle hızlı yürümelere, fazla merdivenlere yenilmemeli. Azalmamalı temposu. Her zaman daha ilk günkü gibi sağlam, heyecanlı ve yeni olmalı. Eğer yorulursa zedelenir duygu, duyguyu taşıyan çift..Aşık...
      Tertemiz olmalı yeni başlangıçlar. Dünler bugünlere yansımamalı. Eğer temiz bir ilişkiye başlamaya cesaret edebiliyorsan bütün çirkinlikleri ortaya koymalısın bugünden. Kaybedeceğini düşünsen bile.
      Bazen uğruna öleceğin düşünceleri üstüne kilit basıp kaldırabilmektir tozlu raflara, aşk. Çocukça dediğin şeyleri gün geçtikçe yapmaya başlamaktır. Her gün yeni bir umut yeni bir hayal kırıklığıdır aşk. 
      Aşk demek güçlü olmak demektir.
      Aşık olmak demek başka bir şıkkın olmaması demektir.Ben değil biz olacaksın demektir.
      Kızdığında öfkene yenilip kötü sözler söylesen de sonradan yapmam dediklerini bir bir yapmak demektir..Ah o aşk...
      O aşk... 
    Sana kıskançlığı öğretir. Sevdiğini bir başkasından kıskanmayı öğretir. Ne kadar düşeceğini bilsen de o tökezlemeye razı olmayı öğretir. Bir nevi ilk önce düşürür sonra düşmemeyi öğretir.
      Yanıldığın insanlarla seveceğin , aşık olacağın insana gidersin sen. Hep o ilk sandıklarınla gidersin aslında ilkine...

    6 Haziran 2011 Pazartesi

    Mim Aldııııııım

    Sevgili blogdaşım Esin Elif ( http://queenesoes.blogspot.com/ ) tarafından mimlenmiş bulunmaktayım :). 
    Çok teşekkür ederim beni mimlediğin için. :)  Mimleri severim hatta çok çok severim yani cidden harbi severim ama sınav telaşı derken fazla mimlerime cevap veremiyordum.. Neyse bir kerede uzatmayayım.


    Mimimizin konusu: Güne başlamak istediğin şarkı nedir? Tek bir tane ama her gün çalsa bıkmayacağım dediğin şarkı?

    Aslında sevdiğim şarkıların çoğundan sıkılmam çünkü öyle abartmam dinlerken. Yani bir şarkı 7/24 dinlemeyi sevmiyorum. Ama galiba bu sıralar değişiyorum ve hormonlarım da doğal olarak bununla tepkimeye girip beni yanıltıyor :) Mesela her sabah olmasa da her dersten sonra hatta onu bırak uzun süredir şarkı dinlemek istediğimde  hemen açtığım tek şarkı var o da : Missy Higgins - Where i stood :)
    Aklıma gelmişken şimdi açıp dinleyeyim baaari :)

    Mimlediklerim :
    Deep
    Dilara Aksoy
    belle-bacio

    süprüntümsü

    Bir çığlıktı belki de konuştukları. İçinde sessiz, patlamaya hazır bir çığlık. Öyle herkesin anlayabileceği türden değil. Karmakarışık. Çok şey dolu, gereksiz hiçbir şey içermeyen. Sadece bir çığlık. Uykusuz olduğumuzda aslında bilincimizin gayette yerinde olduğu gibi bir şey bu. Sebepsizken sebep olmak gibi.
    Uçurumlar öreriz mesela. Kendimiz için, kendi mutsuzluğumuz için. Sahi insan kendi kendisini mutsuz eder değil mi ? Yoksa mutlu olmak o kadar da zor olamaz.
    bence.
    Bu sabah tek bir mesaj sesine uyandım. 
    Tek bir insan için. 
    Acaba dünden kalan kırıntıları uyurken nasıl süpürmüştüm.?

    31 Mayıs 2011 Salı

    öyle masum yaşadığımızı söylüyorsunuz ki inanasım geliyor


    Öyle zamanlar yaşarız ki kendimizi bir şeylerin sonuna gelmiş, tek hissederiz. Kurtaracak kimsenin olmadığı; kurtarılmayı bekler durumlarda oluruz..

    Öyle günlerde çaresiz oluruz ki : İnsanların düşmemizi beklediği günlerde.. O kadar çaresiz oluruz ki yeniliriz onlara. Bir kez değil.. İki kez değil.. Tam istedikleri kadar yeniliriz onlara..

    Öyle çok severiz. Gözümüz ne eskiyi görüp düşünmek ister ne de canımız gelecek için plan yapmak ister. Sadece  o an , onunla , o kadar güzel şeyler yaşamak isteriz ki.. Tüm ilklerin onunla olmasını isteyecek kadar.. Mesela ilk kez gerçek aşkı yaşamak gibi...

    Öylece.. boşuna hayatımızın içinde bizi yönlendiren insanlara yer veririz ki. Kendimiz olmaktan çıkıp başkaları için yaşamaya başlarız. kendi hayalleriniz. istekleriniz. hiç olup gitmiştir.

    Şimdi düşünüyorum da öyle çok kendimizi yıpratıyoruz ki sanki bunun sonunda bir ödül varmış gibi. Bizi bekleyen kocaman bir boşluk değilmiş gibi. 

    9 Mayıs 2011 Pazartesi

    Boşluk


    Git gidebilirsen bu soğukta, o yağmurun altında sessizliğe. Korkmadan, haykırırcasına. Hemde yanına bütün sensizlikleri de alıp git. Bu kilometreler, bu ayrılıklar, bu sessizlik şimdi çok can yakıyor. Herkes gülebildiği kadar vardır ya bu dünya da.. En azından öyle diyordum ya bu güne kadar.. Artık öyle değil.
     Öyle düşünmüyorum.
     ' Herkes sevebildiği kadar vardır bu dünyada. '
     Seversen varsın, küsersen yoksun. Evet hayata küsmekten bahsediyorum. 
    İçinde bulunduğumuz o boşluğa küsmekten.

    8 Mayıs 2011 Pazar

    Kazandığını sanırken kaybedenlerden oldum. diyorsun.



    Bugün konumuz kazanmak olsun. Mesela neleri kazanabiliriz?

    bir umut.
    -Her şey bitmiştir sizin için. Bütün kapılar kapanmıştır size. Çaresiz kalmışsınızdır. O çaresizseniz çareSizsiniz ayakları yaramaz olmuştur. Herkes , her şey sahte gelmeye başlamıştır. Sonra bir gece izlediğiniz bir filmden, dinlediğiniz şarkıdan etkilenip umutlanırsınız hayata, yaşanılanlara ve yaşanılacaklara karşı. Orada'durun! Yeni umutlar , hayal kırıklıkları getirir. Kötü vakalara karşı diyorum yani, benden söylemesi fazla umut can yakar.

    bir arkadaşlık..
    - Vazgeç. Hiç bekleme o senin her derdini dinleyecek olan insanı, bak sana engin tecrübelerimden anlatayım. Bir gün, çaresiz olduğun bir gün. O kazıkları yediğin günlerden birinde karşına bir umut çıkar. Bir çıkış yolu. Bir arkadaş. Sevinirsin, sevinçlerin beklentileri getirir beklentilerin büyük umutları büyük umutlar hiç kimseye açılmayan büyük sırları getirir. Büyük sırlar ise Son'u getirir. O gözünüzde büyüttüğünüz, herkesten ayırdığınız insan. Kankiniz, canınız, kardeşiniz, dostunuz yok olup gider.Yerine sessiz tekmesi olan, ince ince canınızı yakacak olan düşman gelir. O büyük sırların paylaşıldığı, güçlü düşman..

    bir alışveriş..
    -Evet bir çoğumuz bunu yaparız. Çokta güzeldir, para harcamak, harcarken daha da abartıp kolumuz kopana kadar alışveriş yapmak. Ama burada değinmek istediğim konu bu değil tam tersi alışveriş sendromu sonrasındaki psikolojimizdir. Belki kısa süreli bir rahatlama olacaktır, belki değil olur yani. Ama bu bir kazanım da değildir.

    bir çekirdek aile dışından alınan tavsiye..
    -Yanlış! Bazen hepimiz düşünürüz bunu. Şu yoldan geçeni durdursam da içimi döksem, sonra da rahatlasam. Senin yanındakiler, en yakınındakiler bile sana yardımcı olamıyorsa; en uzaktaki insanlardan , hiçbir duygunu paylaşmadığın insanlardan tavsiye alacak duruma da geldiyse cidden acınacak durumdasın. Kazanımı boş ver, yakınındakileri fark edemeyecek kadar kaybetmeye alışkın olmalısın.

    Kazanımlar herkese, her şeye hatta her olaya göre değişir aslında. Kimine göre ağlamak kazanmaktır. Kimine göreyse bir insan eğer kaybederse kazanır. Kaybettiğimizi sandığımızda bile kazanmış oluruz. Hatalarımızı görebildiğimizde de.


    3 Mayıs 2011 Salı

    Deep' bu sana gelsin .


    Sevgili blogdaşım ( http://deepblueeagleforever.blogsot.com/ ) benim !
    Uzun zamandır beni mimliyorsun. Ve sen beni mimledikçe ben üzülüyorum. Çünkü mimlerin bir karşılık bekliyor doğal olarak ve ben malesef onlara cevap yazamıyorum. Çünkü bu aralar sadece kendimle meşgulüm. Bir de sınavlarla, bir de testlerle bir de sevgilimle. Ve sende bilecek olursun ki bunlar insanı epeeeeeeeeeeeeeeey bir yoruyor :)
    Ama kendimdeki ışığı görüyorum geç olacak belki ama yine de sana cevap verebileceğim günler gelecek :) Bana kırılmıyorsun umarım.
    Belki bana biraz öneri verirsin ama.
    Bu aralar nazar değmesin çok iyi ders çalışıyorum ve her şeyi bana haberdar eden bir sevgilim var. Evet no pröblemo. Tabi şu dakikaya kadar.
    Yazılarımın birkaçında kocher'dan bahsetmiştim. Yine dadandı. Bu bulaşık kızları ne yapmalı.
    Bir kız kendisini ne kadar küçük düşürebilir ?
    Sence de sinirlenmekte haklı değil miyim ?
    

    29 Nisan 2011 Cuma

    whereistood'dinlerken.

    Bilmiyorum sonumuz nereye gidiyor. Her yeni gün. Yeni sorunlar.  Yani illaki kendimize üzülecek birçok neden buluyoruz. Yeni günler her zaman mı kötü olur ? Yani yeni bir gün geliyor, yaşanmamışlıklar geliyor diye sevinmemeli mi insan?
    Şükretmeyi biliyor muyuz? Elimizdekilere bakıp, sevinmeyi, daha kötü de olabilirdi demeyi biliyor muyuz.
    İtiraf ediyorum ki hiçbir zaman elimdekilerle yetinmedim. Hep 'daha çok' istedim. Hayatım da yeterli kelimesine hiç yer olmadı ve hiç kimse benim için yeterli gelmedi. Ben hep fazlaydım, başkalarına göre. Kendime göreyse hep en dipteydim. Daha iyi olmalıydım.
    Evet hala öyle diyorum.
    Ben en iyisi olmalıyım.
    Şimdi siz de öyle mi düşünüyorsunuz ? Mutlu musunuz şuan ki halinizden?
    Kiminizin evet ,dediğini duyabiliyorum. Ah irem, yine gözlerin kör oldu, etrafındaki bir sürü güzel şeyleri yine göremez oldun, deyişlerinizi.
    Ben kör değilim.
    Yetinemiyorum.
    yetiNMiyorum...

    23 Nisan 2011 Cumartesi

    Yaşam belirtisi var mı?





    Hafif bir sesti bu yaşanılanlar. Kaybedilmişler gereksizdi, bitmişti. Gelenler hep bir umuttu, yeniler için. Yenilikler için. Kitapların arasından kafamı kaldırır kaldırmaz gelirim yanına, o ilkbaharda açmış çiçeklerin ortasındaki sana. Benzersiz yaşarız her şeyi, beraber yaşarız işte. En önemli dediğimiz, olmazsa olmaz dediğimiz şeyler olmadan başlarız bu hayata. Olmayanı oldururuz. Hayal kurarız işte, çok şey mi ? Severiz , sevilmek istediğimiz zaman. Elimiz harflere gider, istemsiz çıkarırız o sözcükleri. Duyguların ayarı bozulmuştur, çıkar işte öyle aniden.Özlemekten olsa gerek. Çünkü biz yokuz aslında. Var mısın?
    Sahi orada mısın.
    Umut.
    Görürüz görmek istediklerimizi, tıpkı duymak istediklerimizi söylediğimiz gibi. Kime ne, nasıl geliyorsa bize de öyle gelmesi gerekiyormuş gibi. Hata mı bu. Evet hata yapıyoruz, birileri için yaşıyorsak eğer.
    Sahi sen kimin için yaşıyorsun?
    Ben kendim için yaşıyorum. Yazmak için, okumak için. Yenilikleri denemek için. Mesela su içmek için. Görmek için, bizim için yapılanları görmek için.
    Elim gidiyor istemsiz başıma. Yine o ağrı. O nedenini bilmediğim ağrı. baş ağrısı.
    Bu yaşanmışlıklar baş ağrısı.
    Sahi benimle misin.
    Göremiyorum.
    Hiçbir zaman' dediğim zaman geldi.
    Sahi yaşıyor musun.
    Sanmıyorum.

    Duyulsun bu herkeste


    Mesela benim bir şarkım olsun, her sözü sana yazılmış; ritmi seni hatırlatmış. Ben söylerken herkes hayranlıkla baksın, öyle boş boş değil ama doluca baksın. Desinler ki ' ne güzel bir duyguymuş! ' Herkes umutlansın ben seni söylerken, müzik bittiğinde kimse düşünemez olsun. Her şey dursun onlar için. Amaçsız yaşadıklarını anlasınlar ben durunca. Sonra yavaş yavaş herkes kendisine bir müzik seçsin, onları anlatan. Güldüren, ağlatan, düşündüren. Soru işaretlerine yer olmasın, mutluluk olsun şarkının adı. Mutluluğumuz.

    20 Nisan 2011 Çarşamba

    Daimalık biraz zordur aslında


    Bir sürü insanın duygusal şarkılarda onu dalıp götüren eski bir anısı vardır. Nerede ağlayan bir çift göz görsem, orada eski, yarım kalmış, yıpratılmış bir aşk görürüm.
    Bazense konusu açıldığında öfkelenen gözler görürüm, pişmanlıklar; eski dostlar.
    Aynı duyguları bende yaşadım önceden, ne kadar kötü ve insanı sürekli yenen bir duygu olduğunu biliyorum. Hiçbir şey yapmak istemeden öylece boş durmanın ne anlama geldiğini biliyorum. Bunun adı pişmanlıktır, özlemdir biraz da olsa burukluktur.
    Ama öğrendim ki ve bilmenizi isterim ki; benim bu eskiden yaşadığım duyguları yaşayıp; kendinizden ödün veriyorsanız artık Durun! Kimse için değmez demeyeceğim çünkü evet bazen değer. Ama kendinizi üzmek için değmez. Emin olun ki değmez.
    Çünkü ileride kendinizi anlayacak dostlarınız da olacak, size her şeyden çok önem verecek çok özel bir insan da. Ağlayan gözleriniz insanlara inat, hayata inat bir şekilde parıldamaya başlayacak, sevmeyi öğreneceksiniz tekrardan. O hasret kaldığınız önemsenme ve sevilme duygusunu tekrar yaşayacaksınız. Hem bu sefer eski siz'le aranızda çok büyük uçurumlar olacak. Çünkü yeni siz' olgunlaşmış olacak. Yeni siz' sevmeyi gerçekten öğrenecek ve 'değer' kavramını ilk kez görecek.
    Herkes için aynıdır bu.
    Masalların ne zaman kötü bittiğini gördünüz ki?
    Siz hayatınızın esas kızı/oğlanı'sınız.
    Sizin masalınızda siz kaybederken , arkanızda bıraktıklarınız hep kaybedecek.
    Yanınızda olanlar ise daimalık kazanmış olacak.
    SİZİNLE BERABER.

    19 Nisan 2011 Salı

    -ebilmek















    Belki havalar sıcak olsaydı günlerin uzamasına sevinebilirdim.
    Okula sivil gidebilseydik, okulu da sevebilirdim.
    Kocher'ler olmasaydı İMKB'yi de sevebilirdim.
    İçimde hayvan olması' düşüncesine kapılmasaydım et yiyebilirdim.
    Parmağım yara olmasaydı, daha hızlı yazabilirdim.
    Kendi pc'mde olsaydım rahat rahat cocoRoise dinleyebilirdim.
    Böyle küçük bir yerde oturmasaydım, daha çok sosyal hayatım olabilirdi.
    Sınavım kötü geçmeseydi LYS için hala bir umudum olabilirdi.
    Yirmi dört saat gece olsaydı, bütün gün uyuyabilirdim.
    Blog sansürlenmeseydi ziyaretçi sayım eskisi gibi çok daha fazla olabilirdi.
    Bencil insanlar tanımasaydım, kendimden ödün vermeye devam edebilirdim.
    Ders çalışmamamı bekleyenler olmasaydı, bu lkadar hırslanmayabilirdim.
    O' olmasaydı, böyle duyguları yaşayamaz, hatta bilmezdim.
    0.facebook hala benim için geçerli olabilirdi, kontörlerimi yemeseydi.
    Gökyüzü pembe olabilirdi, mavi olmasaydı.
    Kilo problemim olmasaydı aralıksız şerbet yiyebilir, yanımda balparmak taşıyabilirdim.
    Bahçemizim bir çoğunu yol için çalmasaydılar, daha hoş durabilirdi.
    Ablam İstanbul'da olmasaydı, onunla daha çok tartışabilir ama yine de daha çok mutlu olabilirdim.
    Abim Almanya'da olmasaydı bende 'Abi korkusu yaşabilirdim.
    Her kırtasiyeye gidişimde sıfır5 uç almak yerine şaşırmasaydım, evde bu kadar dolu sıfır7 uç olmayabilirdi.
    İzgiyle aramıza mesafe girmeseydi, şu an ona çok ihtiyacım olduğunu söyleyebilirdim, onu şaşırtmak pahasına.
    Devamsızlık sorunum olmasaydı her gün evde İzdivaç izleyebilirdim.
    Evleri çok sıcak olmasa yirmi dört saat dedemle babanemin konuşmalarını dinleyebilirim.
    Çok fazla gazım olmasa, ateşle dolaşabilirim. hihohohohohohohohi
    Evde üç dişi olmasak yukarda, odamda yatabilirdim.
    Şuan netim olmasaydı, edebiyat çalışıyor olabilirdim.
    Determinanttan sıkılmasaydım, integrale devam etmeyebilirdim.
    Bu ara bu ebilmek'leri çoğaltabilirim...
    

    13 Nisan 2011 Çarşamba

    İtiraf et kendine, kendinden korkmadığın sürece


    Kimsenin olmadığı yerde yürüyordu. Yalnız, kimse olmadan hatta kimseye ihtiyaç duymadan. Öyle cesaretli yürüyordu işte, her şeyi yenercesine; kendisini bile. Arkasından olaylar onu kovalıyor, her türden insan korkutmak için arkasında sıralanıyordu. Yılmıyordu, enteresan bir şekilde hepsine gülerek geçiyordu kızımız. Bazen yorulmuyor değildi; kargaşalardan. Sıkılmıyor değildi; insanlardan. Hatta korkmuyor da değildi; uğruna yapacaklarından dolayı sevdiklerini kaybetmekten. Yine de belli etmiyordu kimseye. Güçsüz olduğunu, artık neredeyse umut denilen en önemli hissini kaybettiğini insanlara gösterse, yanlışlıkla bile olsa kaybettiğini söylese yıkılmaktan korkuyordu. Hiçbir şeyden korkmadığı kadar.
    Yine de , buna rağmen ..
    Bu aralar kızımız...
    Cesaret etti ve söylüyor..
    çok yorulduğunu ve artık dayanacak, kaçacak hatta gülecek hali bile kalmadığını.

    1 Nisan 2011 Cuma

    Tamda bugün böyle işte


    Ben beceremedim galiba yaşamayı , yaşatmayı. Hep bir eksik oldu ya bende ya da yaşattıklarımda. Hep birileri kazandı ben kaybederken, kazanımlar farklı oldu. Hepsi seviye seviye. Kimileri güldü ben ağlarken kimileriyse ağladı ben gülerken. Ya ben çok farklıydım onlardan ya da tamamen ayrıydım yaşananlardan. 
    Sanki kuklaydım ellerinde , istediklerinde getirdikleri sıkıldıklarında gönderdikleri.
     Keyiflerine göre eskileri açıp üzdükleri ya da bugün için planlar yaptıkları. 
    Mesela cümlelerimde hep edilgendi. Özne olamıyordu, diğerlerinin düşüncelerini fazlasıyla önemsediğimden. Nesne oluyordu cümlelerimde.Üzerinde oynama yapılan nesneler, pardon yaptırılan.
    Karmakarışık dünyalar. 
    Herkes farklı, her şey değişik. 
    Kimine göre ben haklıyım kimine göreyse baştan sona hata.Bu gece , birkaç dakika önce , her şeyden önce bende düşünmeye başladım, baştan sona bütün hatayı. Sorun neyde. Sorun kimde. 
    yoksa sorun yok mu.
    ya da yaşattıklarım hep sorun mu.

    31 Mart 2011 Perşembe

    O bir ütopya.


    Farklı insanlar, farklı dinler dolayısıyla da farklı kültürler. Hepsi bir arada yaşıyor, seviyor, ağlıyor bazense birbirlerinden düşünce olarak tamamen ayrılıyorlar. Bir yapbozun küçücük parçaları onlar.. En ufak ayrıntısıyla beraber bir bütüne ait ama birbirlerinden tamamen farklı. 
    Çok çile çektirdiği de olur. Onun getirdiği sorunlara göğüs geremeyen de. Ama onu keşfeden insan....Tamamen onu yaşar, hisseder. Her ayrıntısından zevk alır, keyifle yaşar. Farklılıklarından yararlanır. Mesela; farklı dinden biriyle konuşarak onun buradaki anısını dinler. Anlatılana göre ders çıkarır. Ya da kişiliğiyle tamamen farklı olan insandan cesaret alır. 'Bak neleri yapabiliyor!' dercesine.
    Orası İstanbul.
     Her şeyiyle yaşanmaya değer, benim gibi birçok öğrencinin hayalini kurduğu şehir, ülke. 
    Hatta ütopya. 
    Kurduğumuz bütün hayaller, içinde olmasını istediğimiz insanlarla beraber oraya taşınıyor; yaşıyor, okuyor, çalışıyor, evleniyor. . .
    Hayata atılıyor yani.

    29 Mart 2011 Salı

    İnat etmektir mutluluk

    foto : uğur araz

    Mutluluk
    Yine de gülebilmektir ; zorluklara inat.
    Sevebilmektir ; sevilemeyeceklerin çokluğuna inat.
    Ağlayabilmektir ; güçlü olabilmeye inat.
    Sorgulayabilmektir ; öz eleştiri yapamayanlara inat.
    Bazense denemektir ; kaybetmeye inat.
    Kazanmaktır ; diğerlerine inat.
    Çalışabilmektir ; varlığının kıymetini bilmeyenlere inat
    Aşık olmaktır ; seni hak etmeyenlere inat.
    Varlığını koruyabilmektir , kıskananlara inat
    Ve sebepsiz yere düşünmemektir , sorunlara inat.
    Her şeye rağmen , kalabilmektir ; gitseler de
    Hoşgörülü olmaktır , sebepsiz yere kırsalar
    Hatta bazen ağlatsalar da.
    Yine de her şeyin en iyisi olabilmektir , diplerdekilere inat.

    Çöp Kız.

    Aslında ne kadar çok 'maneviyat' önemlidir desek de bir insanın dış görünümü kadar hiçbir şey önemli değildir. Çünkü ilk bakışta insan kendisini az da olsa belli eder. Evet tanıdıkça yorumlarımızın değiştiği olabilir olmaz demiyorum. Dışarıdan çok havalı gözüken bir kız tanıdıkça bize çok samimi gelebilir. Benim demek istediğim şey bu değil. 
    Demek istediğim ; bir kız pisse bunu sözleriyle belli etmez. Bir kızın ulu orta yerde gaz çıkarmaktan bahsetmesi bana göre onun pisliğini gösteremez. Ya da tükürmek çok doğal bir şeydir ( .p ) Ne yani geldiyse çıkarması gerekiyor insanın onu değil mi :) 
    Asıl pislik bir kızın tırnaklarının etlerini yemesidir, tırnaklarını köküne kadar yemesidir. Sonra odasının işgal altında olmasıdır. Üstünde giyindiği kıyafetin kırışıklığında ya da temizliğindedir. İğrenç bir şekilde ter kokmasındadır. Tamam insanlık hali ama parfüm denen bir icat var yani. Ayrıca dünlerden kalma makyaj da bir o kadar itici. Havalı gözükmüyorsunuz !
    Yani ben böyle düşünüyorum.
    Gerçekten.
    He bir de söylemek istiyorum haftada 2 kez değil ; 2günde bir duş almalısınız sözde temizlik hastaları.

    21 Mart 2011 Pazartesi

    Ben yalnız değilim, yalnızlık benimle beraber

    Kimine göre yalnızlık en kötüsüdür. Bana göre yalnızlık dedikleri şey en güçlü kelimedir. Kimse isteyerek yaklaşamaz ona, korkar düşüncelerini paylaşacak birini bulamamaktan. Bense yalnızken dimdik olabiliyorum, kimseye ihtiyaç duymadan yaşayabiliyorum. Huzur buluyorum ve en güzeli de güçlü oluyorum. Her şeye tek başıma karşı çıkıyorum, hatalarımın bedelini kendim ödüyorum. Her hatada bir adım daha yaklaşıyorum olgunluğa. Her yanlış insanda, doğru insana daha çok yaklaşıyorum.

    20 Mart 2011 Pazar

    Biz kızlar merkezdeyiz. Olaylar bizim etrafımızda gelişir.



    Biz kızlar aslında güzel olduğumuzu biliriz. Bazen konuşma arasında geçince 'yo ben o kadar güzel değilim ki' derken bile güzel ve mütevazi olduğumu biliyorum, deriz. Bazen bizi en çok üzene takılıp gideriz bazen de yeni bir gün de , yeni kararlar alıp kimsenin kendimizden önemli olmadığını düşünürüz ve bir adım atarız. Mutluluğa dair bir adım bu. Bizi kıran insana ne kadar yakın olmaya çalıştıysak bir o kadar uzak kalırız. Onun için ölüp bittiğimiz huylarına, saçlarına, tarzına bir anda yabancılaşırız. Bu muydu ? ölüp bittiğim adam deyip dururuz kendi kendimize.
    Sonra biri çıkar, tamamen her şey değişir. Yanında kendinizi kasmadan hareket edip , konuşursunuz. Öyle ya yemek yerken falan dişinizin arasında marul kalsa, o size gösterse utanmazsınız , o derece . Size aşıktır, sizin için her şeyi yapmaya göze alır. Yani bir kızın isteyebileceği her şeyi yapar, hemde karşılıksız. 
    Bu sefer biz şımarırız, dünya sanki bizim etrafımızda dönüyormuş gibi hissederiz. Gözünde en çok değerli olduğumuz çocuk artık bize sıkıcı gelmeye başlar. Her dediğimizi yaptığı, her istediğimizi yerine getirdiği için.. Değer bilmez oluruz. Sanki o bilindik her gün yürüdüğümüz yol bizim için podyum olur, yoldan geçen herkes bize bakıyor gibi hissederiz. Herkesin, her şeyin merkezinde olduğumuzu düşünürüz ya. İşte o yüzden.
    Tam da o sırada, bırakırız işte o değerini bilmediğimiz insanı. Öyle ortada hiçbir şey yokken. Aslında sıkılmışızdır o büyük ilgiden, her gün aynı sözleri duymaktan, söylemekten. Kısıtlanmaktan, kısıtlamaktan..Bunlar ilişkinin gereğidir, ilk cicim aylarında tabi ki kimsenin bize karışmasına izin vermeyiz ama bir süre sonra sanki o bizim biz de onların malıymış gibi sahiplenir, yasaklar koyarız. Eh durum böyle olunca da  her şey kolay ve sıkıcı olmaya başlar. Ve beklenilen an: ayrılık.
    Ayrılık bizim için kolay olmuştur çünkü istediğimizi başarıp hayatımızı yine kendi hür irademizin yönetimine bırakmışızdır. Şimdi istediğimiz kişiyle istediğimizi yapıp, özgürlüğümüzü yaşayabiliriz. O ne haldedir diye bazen düşünsekte 'erkektir unutur' deyip geçeriz.
    Belki izin versek unutabilirler ama buna da engel oluruz. Bazen hiç olmadık zamanda mesaj atarız: 'Naber?' Bir gülücük bile koymayız. Sanki gülersek her şey bitti ben geldim demek olacakmış gibi. O da bir umutla cevap verir. Cevap klasiktir ve iki şekildedir. Ya 'arkadaşlarlayım çok iyiyim' dir ya da 'bıraktığın gibi , nasıl olacakmışım ki' gibidir. Eğer beklediğimiz cevap ikinci şekildeki gibiyse yine sıkılırız. Keşke mesaj atmasaydım deriz. Ama eğer birinci de ki gibiyse, kıskançlıktan patlarız. Sanki biz değilde o bizi bırakmış gibi melankoliğe bağlar mesaj atmayız. 
    O anda başlar sinir krizleri. Özgürlükte sıkmıştır insanı. O yüzüne gülen insanlar bir yere kadar devam etmişlerdir seninle eğlenmeye. Sonra esas kızımız bu bende olabilirim ama bütün kızlar sürekli onu düşünmeye başlar. Feysinin şifresini değiştirdiği halde o değiştirmiş midir diye bakar. Orada çocuk eğer biriyle konuşuyorsa , deliririz. O benim malım o pislik kıza da ne oluyor! Şuna bak şuna nasıl da zor kızı oynuyor. Yok lan ne zoru kıza bak resmen yavşıyor. Haydaaa bizim çocukta resmen beni silmiş. Hani ne oldu, hani kimse kimsenin malı değildi. Bunlar saçmalıktı ne oldu güzelim.
    Şimdi değere binmiştir.
    Neyse evet bende o kızlardan biriyim.. Ve şimdi her şey yine istediğim gibi.. Yine her şeyin merkezinde ben varım. Tek fark yalnız değilim, içinde bulunduğum merkeze onu da aldım. 
    Belki kıskançlıktı belki de yine egom zedelendiği için geri döndüm. Bunu şimdi bilemem. Kimse bilemez. Tek bildiğim şuan için mutluyum. Hiçbir şey bir önceki gibi olmasın diye ne kendimi sıktırıyorum ne de onu sıkmaya çalışıyorum. Belki bizim için bir umut vardır.
    Belki benim için bir umut vardır.

    17 Mart 2011 Perşembe

    Suskunum bi o kadar da durgun..


    Bu aralar her şeyi bir boşverme isteği var içimde öyle ki ruh gibi geziyorum. Birine trip atacak gibi oluyorum sonra 'peh boşver' deyip kendime, susuyorum. Sonra durgunlaştın diyorlar ama nedenini bilmiyorum. Belki sınav stresi belki umut belki de kendimin bile bilmediği nedenler. 
    Halbuki ilk güneşi gördüğümde ne kadar da mutlu olmuştum. Her şey daha iyi olacak gibi hissetmiştim. Ya tabii ki kötü giden bir şey yok ama yinede belirsizlik var içimde. Ne olduğunu ya da ne olmadığını bile bilmediğim bir belirsizlik.
    Hiçlik.
    Nasılsın dediklerinde bile iyiyim demek yerine sadece gülümseyip eh işte demekle yetiniyorum. Onlar da alışkın değil sürekli gülümseyen İrem yerine böyle garip, durgun İrem'i görmeye. 
    Mesela şuan canım çok feci bir şekilde greyfurt suyu istiyor ama kalkıp mutfağa gitmek onu sıkmak falan.... Onu bırak annemden istemek için bile üşeniyorum.
    Durum: vahim.
    KEŞKE ANNEM BLOGUMU OKUSAYDI DEDİĞİM AN BU ANDIR.

    15 Mart 2011 Salı

    İşte öyle bir'şey



    Mesela bu aralar devrik cümleler moda oldu. Sanki konuşma değişince , kişiliğinde değişiyor da havalı olduğunu sanıyorsun. Yazık cidden acınacak durumda olan ne çok insan var. He birde klişe laflar..
    ADAM HAKLI BEYLER DAĞILIN.
    Bir şeyi abartmadan yaşayamıyoruz. İllaki cıvığını çıkaracağız. Abartacağız.

    Teknesi gitmiş kazıntısı kalmış.

    Evin en küçüğü olmak evet güzeldir. Her şeyin neredeyse en iyisi ona yapılmıştır, bir dediği iki edilmemiştir.. İstediği her şey anında maksimum bir gün sonra yerine getirilmiştir. Yapılan hatalar görmezden gelinmişti. Evet bu açılardan şanslıyız. Ama hiç düşünülmüyor ki evdeki her türlü problemi de en küçükler yaşayıp, görüyor... Zaman geçtikçe ufaklarda, tekne kazıntıları da büyüyor ve bunun farkında değil kimse. Sanki kendi derdimiz yokmuş gibi bir de çok gereksiz bir şey yüzünden çıkan tartışmaları da biz çekiyoruz. Ve en çok koyan da tartışmadan yarım saat sonra ittifak yapan grup gayet şen şakrak olurken, izleyici olan grup-teknekazıntısı- duyduklarıyla, gördükleriyle kalıyor.

    14 Mart 2011 Pazartesi

    Sadece izleyiniz. Uygulamayınız.

    İzlediğim her aşk filmini kendime göre yorumluyorum. Neden bende böyle olmuyor ne büyük aşklar hiçbir şeye yenilmiyorlar deyip kendi hayatımı değiştirmeye çalışıyorum. Orada olanlara o kadar hayranlıkla bakıyorum ki hep kendi kendime çelişiyorum. İzlerken hep unutuyorum ve yaptığım hatalardan sonra farkına varıyorum ki o izlediklerim sadece izlemekten ibaret; demek istediğim onlar sadece filmlerde olur.

    İşte bunu seviyorum !


    Hani bir aralar yazmıştım ya  güneşin gözümün içine girerek beni uyandırmasını özledim diye, işte öyle bir gün bugün.. Hala etraf karla dolu ama yinede güneş her yeri ısıtmaya yetiyor.. Resmen gülerek uyandım, düşünün neyle mutlu olduğumu.. Umarım bugün yine o sahteliklerle dolu ortama girdiğimde; tekrar hevesim kırılmaz, sinirlerim bozulmaz. 
    YA SINAVA ŞURADA 2HAFTA KALDI , BENİM DERT ETTİĞİM KONULARA BAKIN.
    HEY ALLAHIM YA.

    13 Mart 2011 Pazar

    Sebep istiyorum


    Her mutlu olduğumda, kendime güvendiğimde bana dönüp ' fazla güven iyi değildir ' denmesi çok sinir bozucu. Çünkü bu devirde insanın ilk önce kendisine güvenmesi gerekiyor. Sonra gerisi zaten çorap söküğü gibi gelir. Hani ben gaza gelmişsem, bu gazla yapamayacağım her şeyi yapmaya hazırlanmışken neden hevesimi kırar ki.
    Cidden ben buna bir sebep bulamıyorum.
    Bana sebep gösterir misiniz.

    Bir tek ben kızabilirim kendime.


    Bazen kendime çok kızıyorum. Çünkü hayatımda güzel giden bir şey varsa, tamamen gereksiz bir insanın en ufak lafıyla kendi kendime çelişip sonra da o güzel giden her şeyi berbat bir hale dönüştürebiliyorum. Evet böyle bir gücüm var. Ne güç ama... Sonrada bakıyorum ki beni etkileyen insanlar, o yüzüme gülüp hep yanımda olacaklarını hissettiren insanlar onlara arkamı döndüğüm an en hassas noktamdan vuruyorlar.. Beni en çok üzecek şeyi yapıp sonra da ben bir şey yapmıyorum ki sen büyütüyosun diyorlar işte bunun adı yüzsüzlük değilde ne , soruyorum yani. Bütün suç onlarda da değil tabi.. Bende de var.. Bir türlü kendi düşüncelerimi diğer insanlardan daha çok önemsemeyi öğrenemiyorum. Hayır yani bin kere yaşadım bunu, kimsenin karşısındakinin düşüncelerini umursamadığı bir dönemde yaşıyoruz. merak ediyorum hala benim gibi, başkaları mutlu olsun diye hayatının akışını değiştiren var mıdır ?
    Ve bu beni daha da değerli yapıyor mudur?
    TABİİKİ HAYIR.

    12 Mart 2011 Cumartesi

    Allah razı olsun senden yaaaaaaaaaaaaa

    Valla kaç gündür uğraşıp bir türlü beceremediğim, canımı
    sıkan şu ikili başlıktan ve kayıt listesinden beni kurtaran
    Meeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeert blogdaşıma
    sevgilerimi gönderiyorum. Çok tenks.

    Azıcık yardım istiyorum arkadaşlar

    Sevgili blogdaşlar gün geçmesin ki blogger bana bir tane daha sorun yaşatmasın !
    Şimdi benim anasayfamda neden 2tane başlık ve 2tane kayıtlar bölümü var !
    Ve onları nasıl kaldıracağımı neden bilmiyorum.
    lütfen yardım , LÜTFEN