27 Ocak 2011 Perşembe

Yaşattırabildikleri kadar varlar aslında



Zaman değil aslında insanları yoran. Yaşadıkları ve yaşattıklarıdır yorucu olan. Boş olan, gözlerini kulaklarını etrafa kapatan insanlar ne kadar yorulabilir ki. Neyi ne kadar bilip, yorum yapabilir dışarıdaki dünyaya ?
Her acıyı tatmış, her türlü insanı tanımış insandan ne beklenir biliyor musunuz. Koca bir hayat tecrübesi. Hemde 40+ yaşlarda olmasına gerek yok. Dedim ya, her şey yaşananlardadır bir nevi.
aayt zaaman beni neden yoruyosuun , falan dermişim.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Hayatımın EN iğrenç dönemisin , İMKB



Benim de vardı bi ara 'İMKB' diye albümüm, facebookta. İçindeki insanlar yok olunca, dedim artık bir önemi yok, sil gitsin. Bazen cız etse de içim, kişiliği bozuk insanlar hayatımda olmadığı için de mutlu olurum yani (:

Selam ergenus .


Bir kız tanıdım bundan aylar önce. Kendine güveni vardı. Hoş geliyordu da. Sadece gizli yönleri vardı. Evet bir şeyler saklıyordu, belliydi. Ama bilemiyordum. Bilmediğim için de yorum yapmıyordum. Arada bir süzüyordu da beni. Anlamıyordum, anlamadığım gibi anlamaya da çalışmıyordum. Tam da servisin önünü görene kadar. Konuştuklarını. Heh dedim. Anlamalıydım. Neyse olaya tek bir hamlede müdahale etmemle birlikte her şey düzeldi. Yine eski biz olduk. Yine kafama takılmıyor değildi bakışları. Sonra öğrendim ki. Takıntılının tekiymiş. Yeni bir insan modeli tanıdım yani. Nasıl biri olduğundan bir ara bahsetmiştim o yüzden şimdi yazmıyorum tekrar buraya :) 
Neyse.
Demek istediğim ; bazı insanlar büyürken olgunlaşmıyor. Kafa yaşı arttıkça, beyin yaşı küçülüyor. Öyle bir küçülüyor ki. Yüzsüzleşiyor. 
Bana + katan tek bir şeyi oldu ergenusumuzun. Artık insanların çok farklı olabileceğini biliyorum. Kendisini süper modifiyeli gösterirken koca bir " 0 " olduğunu. Selam genç.
ya sen olmasan ben sıkıldığımda ne döktürecektim buraya, şekerim :)

Bu kızlar. Bu erkekler.



Bazı kızlar vardır mesela. Birbirlerinin arkasından demediklerini bırakmazlar. Öyle küçük şeylerde değil he.Bildiğin arkalarından hiç ama hiç hoş olmayan şeyler söylerler. Onlara kalsa dünyanın en berbat, en iğrenç, en çirkin poz veren, en şişko kız odur. Taaaa ki yüzüne bakana kadar.Yüzüne gelince ise her şey harikadır. O birtanedir. En havalı en güzel odur. Böyle iğrenç mide işte.
Sonra bi de bazı erkekler vardır. Kızlardan daha beter. Sanki karşısındaki kız değilde erkekmiş gibi onla yarışır. Sonuç fiyasko olunca da başlar dedikodu yapmaya. Kız eğer çok konuşuyorsa, o kız terbiyesizdir. Kız eğer çok başarılıysa, o kızdan hiçbir şey olmaz vs vs..
İlginç geliyor ya boş yazmıyorum, şaşırıyorum.

25 Ocak 2011 Salı

Bunların neresinde mantık

Nerede nasıl aranır mantık. Yani mantık nedir.
  • Mat1 de gördüğümüz saçma bi konu
  • Doğru ya da yanlış akıl yürütme
  • Çok sık duygularla karşı karşıya gelen malımsı durum
  • O kadar aç insan varken 'Yemekteyiz gibi bir programın olması ve tabakların %1'nin bitirilmesi
  • Esra Erol'un 18 yaşındaki ergenusları programına dahil etmesi
  • Okulda yiyişenler varken, koridorda normal yürüyenlerin müdür tarafından göze batması
  • Okul eteğinin dizden bir karış aşağıda olması gerektiğini düşünen zihniyet
  • Ali Kaptan'ın uğruna ailesini dağıttığı Caroline 'kapı orada, yani Türkçesi ancaaaaağ gidersin' demesi
  • Koca bir hayatın 2sınava bağlanması
  • Mantı kelimesinin sonuna 'k' ünsüzünün getirilmesiyle oluşan kelime
Evet bence mantık tamamen bunlar. Kesinlikle.

Cık cık ÖnyargıCık




Sık sık yaparız aslında şu önyargıyı. O gözümüze çok batan insanı tanımaya çalışmak yerine, karşımızdakilerin ya da fark etmez yanımızdakilerin düşüncesiyle ona yaklaşırız. O yorumlar koca bir duvar örer aramıza. Oysa bir insanın içini, içindekileri, yaşadıklarını nereden bilebiliriz ki? Bilemeyiz. Onun etrafındakilere anlattıkları kadarını bilebiliriz sadece, tabii eksik anlatmadıysa. Kimseyi yaptıkları için yargılayamayız. Ve tek bir hatasından dolayı da  onun kişiliği hakkında yorum yapamayız. Anladım ki bu çok yanlış bir şey. Ben hiç mi hata yapmadım. Ya da siz , yargılayanlar hiç mi hata yapmadık. Tabii ki de yaptık. O yüzden şu ' ben onun hakkındaki her şeyi bilirim ' havalarında gezen insanlara yazıyorum aslında bunu: Hiçbirhaltbildiğinizyok.
Sadece düşünebildikleriniz kadarsınız. Hepsi bu.

24 Ocak 2011 Pazartesi

Yaz gelsin ama artık ya


Neyi özledim biliyor musunuz, sabahları güneşin gözüme vurup beni rahatsız ederek uyandırmasını. Sanki huzurmuş o benim için. Yatakta o güneşin verdiği hazla esnemek, paha biçilemez bence. Sonra şapşal gibi kalkardım yatağımdan banyoma geçip aynanın karşısında saçımı gelişigüzel toplardım ve aynaya 'eaaaaaaaaağ diye ağzımı açardım. Neden bilmem ama ilk önce onu yapardım ve başlardım fırçalamaya dişlerimi. Ve belkide her sabah ayrıntısız ayaklarımı merdivene çarpıp inerdim alt kata. Alt kat sanki üst kata göre daha farklı atmosferde olurdu. Yukarıda sessizlik varken altta hep bi konuşmalar olurdu. Ve eksiksiz her sabah kahvaltıda birileri olurdu.  Yazın verdiği açlıktan mıdır bilmem kimseyle paylaşmak istemezdim mutfağımızı. Ve sanki bana inat gelirdi herkes. Sonra öğlene doğru başlardım ojelerimi sürmeye. Fazlada düşünmezdim ya pembe ya da kırmızı olur ojelerim. Arada bir enteresan renkler de olabiliyor tabii. Neyse. Ojelerimi hallettikten balkona çıkarım. Kiracının çocuklarına ilk önce 'Köpeğiiiiiiii rahat bırakın beğğğğğğğ diye çemkirip içeri girerdim. Nerde kalmıştım. Heh ojeler. Neyse onları sürdük. Geriye ne giyineceğim kalırdı. Evet yazın en sevdiğim getirdiği şeylerden biri de miniler. Hava sıcak oley. Hemen bir şort tişört bitti bile. Sonra dersim varsa derse , yoksa da Patska'ya (: Bi dönem çok sarmıştık oraya. Güzel ortam. Tek kızdığım nokta sevgilimi ihmal ederdim. Neyse ki artık öyle bir ihmal söz konusu değil. En azından bilerek. Gece oldu diyelim. O da hoş. Ya güzel bir film karşısında dondurmamı yerdim ve elimde tabiikide telefonum . Ya eriğimi yerim hart hurt ya da dışarıda olurdum. Şimdi fark ettim ki gerçektende özledim ben sıcağı ya. Hem nedendir bilmem yazın insanlar bana daha sıcak geliyor. Daha az fesat oluyorlar :) Bilmiyorum belkide bütün darbeleri kışın yediğim içindir demeden de edimiciğim. 
He bir de şimdi pattis kızartması olsa da çilekli milkshake'leyip yesek.

Trenle yolculuk yapmamışım meğer, tren bana yapmış yapacağını

Dur , dedi. Oradan bir tren kalkıyor ve seni istediğin yere götürüyor. Her yere mi dedim. Evet ama sadece bir şartı oluyor, eğer onu yerine getirirsen seni istediğin yere götürecek. Gitmek istediğin yer çok uzak olsa bile. Çok sevinmiştim. Mutlu olmuştum ya. İmkansız yere gidebileceğim için tabi. Sabırsızlanmıştım bir de. Tamam dedim şartını yerine getiririm tabiikide. Sordum ona. Nedir şartın? Cevap verdi hemen. Hızı beni etkilemişti. Hayatında yaptığın en büyük hata nedir ? Hemen anlattım. En ince ayrıntısına kadar hemde. Tamam dedi, atla gidiyoruz. O kadar mutluydum ki gözüm başka bir şey görmüyordu. Uçuyordum resmen. En mutlu olduğum yerdeydim. Dünyanın merkezinde. Artık her şey benim etrafımda dönüyordu. Tabi öyle kalmadı hiçbir şey. Beni oraya bıraktığı gibi kayboldu. Yalnız bıraktı. Nasıl geri dönebilirdim ki? Dünyanın merkezindeki diğer insanlarla nasıl başa çıkabilirdim. Sonra anladım. O bindiğim tren, aslında bana binen en yakın arkadaşımdı. Ona her sırrrımı anlatmıştım. Kimsenin bilmemesi gereken şeyi paylaşmıştım. Ve böylece mutlu olmuştuk. Beni mutlu etmişti; sırlarım karşılığında. İstediklerim yavaş yavaş gerçekleşirken de gördüm ki istediğini alıp gitti. Bıraktı beni. Şimdi yalnızım. Evet yalnızım ama bir çok insandan daha tecrübeliyim. Bildiğimiz sıradan dünya da değil hemde. Kendi dünyamın merkezindeyim. Ben ve tecrübelerim.

Ritimisterimbenya.




Ne zaman okula gitmeyip , tv de müzik açsam Teneke çıkıyor. Nedir bu beğ ! Adamın sesinden melankoliman akıyor. Vallahi birden çocukluğuma dönesim, çikolata için ağlayasım geldi. 
Yapmam gereken ilk adım kanal değiştirmek oldu. Heh şimdi oldu, sıradaki parça benden ona gelsin. Biraz eğlenelim.Sevgiler.

Ah! Canım ya (:

Evet huzur bulurum sende. Bazen hiçbir şey yapamasam da saatlerce dururum üzerinde. Aklıma hiç gelmeyen şeyler gelir. Bazen bu sen misin İrem dedirtecek şeyler düşünürüm. Sonra senden gidince unuturum tabi. Bazen bana çok soğuk gelsen de severim yani. Belki de sana gerçekten de mecburumdur. Belki de değil, öyleyimdir yani. Çok seviyeli bir ilişkimiz olduğunu düşünürüm çünkü hiçbir zaman bana ihanet etmemişsindir. Hakkımı yememeli çünkü bende seni hep temiz tutarım. Canım klozetim benim; Çokseviyorumseniya :)

23 Ocak 2011 Pazar

sıkılırsamdabellietmem.



Ne zaman sıkılmam ?
- Fotoğraf çekilirrrrrrrrrrrken.
- Blog okurken , yazarken
- Kitap okurken ( . )
- Dersanenin koridorunda millete laf atıp yürürken
- Özer'e kahve ısmarlatırken
- Hayal kurarken ; mesela profesyonelim olsa keşke beğ.
- Muse dinler iken ve de dizi izler iken.
- Mal resimlere -ohohohoh- diye gülüp gülüp gülüp. ( gülerken diyesim gelmedi. )
çoğaltabilirdim. ama sıkıldım.

22 Ocak 2011 Cumartesi

bizimKızlar



Hayatım derken kayda değer pek insan yok gerçi ama olsun. 
- ( ortaokula göre evrim geçiren arkadaşım ) Onun için herkesin arkasından konuştuğunu söylüyorlar. Hatta benim hakkımda da konuştuğunu söylediler ama neden bilmem bana her zaman bir çok kişiden saf gelmiştir. Böyle tamam çoğu şeye yorum falan yapar ama ne bileyim kendisini de yeri geldiğinde yerin dibine vurur. Bazen onu kendime çok yakın hissederim. Beni çok sevdiğini söyler. Ve ne yalan söyleyeyim bende aslında severim onu. İnsanları fazla incelemesi dışında. . .
- ( için dışın bir , sen nesin ya ) Sıra buna gelince ; çok şirin , çok tatlıdır kendisi. Herkesin iyiliğini düşünür ve 'böyle kızlar var mı yaaa?' dedirtecek cinstendir. Çok samimi değiliz ama ben severim onu. Birinin başına kötü bir şey gelsin, sanki kendisi yaşamış gibi üzülür. . .
- ( benim 1tanecik kuzim ) Bazen yeri gelmiştir çok kızmışımdır ona ya da o bana. Küçükken hep peşinde koşmuşumdur. Resmen benim idolümdü. Örnek aldığım havalı hatun. Barbielerimi sadece onunla paylaşırdım. Her başım sıkıştığında düşünemez hale geldiğimde o mantığını konuşturmuştur ve ne yalan söyleyeyim dediği her şey de çıkmıştır. Eski sevgililerim hakkındaki düşünceleri, arkadaş seçimlerim...Gerçekten de karşılıksız bir ilişki aramızdaki. Bitanem beniiiim.
- ( kaybedileceklerden ) Aramızda belli başlı hiç kötü bir şey olmadı. Zamanla dedikleriyle çelişmeye başladı hepsi bu. Yazmak için bulamıyorum herhangi bir şey. Çünkü anlayamıyorum. Cidden he.
- ( sarıŞekerim ) Çooooooooook tatlıdır o. Benden 1yaş küçük olmasına rağmen , yaşıtlarımın bir çoğundan daha mantıklı düşünür. Küçükken çok kavga ederdik. Ben onun terliklerini alıp saklardım, aynıları bende olmasına rağmen. Motorlarımız vardı. Ben onunkine zift sürmüştüm :) Çok çekişmeli çocukluğumuz geçti. Saçı mı çekerdi, kolunu ısırırdım ama kalbimizi kırmazdık. Belki kafamızı kırardık ama :) Küçük oyun evi yapmıştık beraber. İlk vitamin ilacımı paylaştığım arkadaşım benim. Hayatımdan asla çıkmayacak. İzin vermem.
- ( oooo ) Başta en yakın arkadaşımdı. Sonra bazı nedenlerden dolayı kendi isteğiyle hayatımdan çıktı. Öyle kolay bir şekilde de değil yani. Çok canımı yaktı. Kaç gün ağladığımı bilirim ben. Büyük konuştu, kendisini olmadık şeylere inandırdı ve bugün başına; bana yaşattıkları geldi. Eskiden beraber arkasından konuştuğumuz o 'kaşar' dediklerinin yanında şimdi. İmkanları olsa birbirlerinin arkalarını yalayacaklar. Enteresan diyorum ve sonlandırıyorum.
- ( ufaklık ) Bana bu seneye kadar 'İrem abla derdi, ortam lise olunca ; abla gitti İrem kaldı.
Aklıma gelmeyen gelse de yazmaya gerek duymadığım bir çok kişi de var tabi.

21 Ocak 2011 Cuma

Enteraseyşın.

Hayatınızda hiç ne yaparsa yapsın affettiğiniz,onu herhalde değil "her halde" sevdiğiniz birisi oldu mu? Ne tuhaf bazılarından vazgeçilmiyor.Bunu benim için sen diyebilirsin galiba.

Hayatınızda onun için herkesi karşınıza aldığınız, kıskandıkça bağlandığınız, gözlerine baktıkça 'hehiştebubenim' dediğiniz oldu mu? Ne tuhaf bazıları çekici bir güç gibi. Uzaklaşmak istesen bile kendisine çeker. Ki uzaklaşmayı düşünemezsin bile.
Bunu da ben senin için diyebilirim galiba.

BelkideGiderim.



Ne yani ortamlar ayrılıyor diye her şey de bitmek zorunda mı . Bitmez işte bitemez. Ben izin vermem ki. Bunu sen bilmiyor musun sanki. Şimdi sen sinirlenip dedin ya bana ' kendi hayatın ' diye. Daha bugüne kadar beraber değil miydik o hayatta. N'ldu birden. Neden şimdi ben tek kaldım. 
Sende biliyorsun beni, kendini. Ben olmadan senin yapamayacağını, sen olmadan benim yapamayacağımı. Neden ki bu karamsarlık ?! 
Oraya gitmem o'Nun benim umrumda olduğunu göstermez ki. 
Benim için sadece sen varsın. Ve bunu anlamış olmanı dilerdim. . .

19 Ocak 2011 Çarşamba

BirdeSenyaşa.







Daha çok büyük olmamama rağmen her yeni gün bana bir çok şey katıyor. 
İnsanları haksız yere yargılamamak gerektiğini..
Ve ilerde o konuma seninde düşebileceğini..
Mutlu muyum o da aynı şeyleri yaşadı diye ? Canımı yaktığı gibi, onun da canı yandı diye..
Evet
Galiba mutluyum.

-Gün gelir devran döner dedikleri bu olsa gerek ( ! )-

17 Ocak 2011 Pazartesi

PazarıPazartesineeBağlarım. BenBağlarım.

Merhaba. Ben bugün hasta olduğu için okulu, dersleri ve yazılısını kıran öğrenciyim.
Yarına +1'le beraber tam 4 tane yazılım var. Ev boş. Hastayım. Hemde nasıl hasta. Bütün selpaklar bana çalışıyor diyebilirim.Deli gibi ortam yaptım kendime , nerdeyse evin bir katını dolu dolu işgal ediyorum.
Tv'de sonuna kadar sesi açık olan Dream Tv izlerken telefonda ablamla konuşuyorum. Yerde LYS Matematik kitapları dolu ve ben içinden bir tanesini bile açıp bakıp çözüp hohoho bu ne kolay soruymuş demek istemiyorum. Evet bir yandan da yazıyorum.
Biliyorsunuz ki ben saçmalama dönemindeyim bu aralar.
Arada sırada mutfakta dolaba dalıyorum. Uzun bir süre bakışıyoruz tatlılarla. Sonra durduruyorum kendimi. Yapma diyorum, boşver, bak 34987 kaloridir onlar şimdi. Eveeeeeeeeeeeeeeeeet zaafımı yendim derken 120km  hızla kapıyorum tatlıyı dolaptan..Gerisi malum arkadaş.Tam rahatladım derken telefonumdan 'Gooooooooonk sesi geliyor. Şarjım bitiyor ama odadaki bütün prizler dolu. Malum tv, telefon ( ev ), laptop vs vs... Onu kendimden uzaklaştırmakta istemiyorum her an biri mesaj atabilir diye.
Anlayacağınız epey bir dertliyim.
Şimdiki planımsa, banyoya gidip yüzümdeki siyah noktaları deşmek.
Sonra..
He bir de söylemeden edimiciğiiiiiiiim.
Ben deli gibi Muse dinliyorum yaaaaaaaaaaa.

16 Ocak 2011 Pazar

bazensaçmalarımdaben.


Bkz "ben böyle bir insan değildim'' dediğin anlarda, dön ve etrafına bir bak. senin bu hale gelmene, onlar zemin hazırladı." Ne yani onlar öyle düşünüyor diye kendimi mi üzmeliyim. Ya da onu mu üzmeliyim. Yok arkadaş. Ben kendime geldim. Eski irem geldi. Artık takmam gereken kendime yakışır bir aday göremiyorum etrafımda. Hepsi sorunlu. En sorunsuz dediğim bile hasta çıktı . Bu ne yaaaaaaağ !
Şehr-i alemim ütopyam neredesin.Al beni içineeeeeeeeee . 
Hey İstanbul sana diyorum. Çok değil az geliyoruz sana. Bir bonus bir ben bir de ufacıcık bir nane. 
Şey aslında bir kişi daha olacak. Kabul eder misin bizi <3 
Seviliyorsun. 
Biliyorsun ya ben aynanın karşısına geçip deli gibi müzik açıp dans etmeyi seviyorum. Mesela şimdi burda. Laaaaaaanet yerde olmasaydım da sende olsaydım. Sokaklarında.. Enteresan insanlarının içinde.. Kimseyi takmadan dans edip , ona buna çarpsam, koşsam ya. 
Biliyorum bekliyorsun bizi, heycaaaaaaaanla.
Seneye olmadı mı. Olmasın yazımız var bizim.
Tanrım.
Neler saçmalıyorum böyle.
Evet gidiyorum , şuanda burayı terk ediyorum. Seni de seviyorum blogger. 
Nöperim.


10 Ocak 2011 Pazartesi

NereyeGidiyoruz?


Millet olarak huyumuzda suyumuzda var galiba. Bazı şeylerin etkisine çok çabuk kapılırız ve belkide etrafımızdakileri sıkına kadar kapılmaya devam ederiz..
Bi aralar Avrupa Yakası tamamen tavandaydı mesela ; facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinde sürekli birbirine 'geriiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii diye seslenen ergenuslar falan vardı. Sonra Avrupa Yakası bitti , kitaplar başladı dizi olmaya. Herkes Nihal gibi saf kızlara acırken, dillerde Bihter'in kocherlığı Behlül'ün ayıbı dolanıyordu.
Neyse demek istediğim bence ; ne zaman her oyuncunun gülüşünü 'Joker e' benzetmekten vazgeçersek o gün belki bir şeyler değişebilir :)




8 Ocak 2011 Cumartesi

sanaBesteledim




Bak postacı geliyor selam veriyoooor, herkes ona bakıyor merak ediyorr.
Yok yok olmadı. Tekrar.
Bak peynirci geliyor güzel veriyor, herkes ona bakıyor fena kesiyor...
Şu iki gündür içimde patlayan mısırların sert kabuğunun verdiği acıyı bu değiştirdiğim ve üstüne cuk diye oturan ilkokuldayken deli gibi söylediğiim şarkı özetlemiş bulunmakta.
Bu da son yazımdır kocher'ımıza :)
kızsamdacesaretindendolayıkutlarımda.
helal

7 Ocak 2011 Cuma

KimsinSen


Kime sesleniyorum biliyor musunuz ? Kendisini olduğundan farklı gösteren eziğe :)
Hayır yani amaç ne bilmiyorum. Merak ettiğim şey nereye kadar başkalarının arkadaşlarıyla ortam yapmaya çalışacak, nereye kadar başkalarının yaşadıklarını kenndi yaşamıymış giibi anlatmaya devam edecek ve tabiikide ne zamana kadar bu yorucu hayatı sürdürebilcek. 
Kendisi gibi olmamasını tek şeye bağlarım ben : özgüveneksikliği. Güveni olsa bu tip aksiyon dolu hayatı kendisine seçmezdi. Acaba etrafındakilerin; onun bu davranışlarının farkında olduklarının farkında değil mi :)
Hadi güzel nedene bağlayalım.
Belkide kendisi gibi olduğunda zarar görmüştür.
Dışlamışlardır falan. O da kendisine bu yolu seçmiştir. Ne fark eder ki yine kendisindeki eksiklikten dolayı olmuyor mu yani :)
Yok güzel bir nedeni falan.
Biri ona "kendisindençokazbirözellikgösterdiğindeyanındakilerinteeeeeekteeeeeeeeeeekeksileceğini" göstermesi gerek. 
bence yani :):)

5 Ocak 2011 Çarşamba

Kosher *




Hani kedinin ciğeree, öğrencinin öğretmenin elindekii kaleme ve benim mutfaktaki tencerelerre baktığım gibi bakıyor ya işte o kadar zavallıymış. Anlamaya gerek yokmuş bakışlarını. Çünkü bugün öğrendim ki o gerçekten tam bir kosher. ( bkz:http://www.eksisozluk.com/ )  :):) Edindiğim bilgilere göre Hendek'te çok iyi bir piyasası da varmış. 
Teşekkür ederim arkadaşım bana bunları öğrenmemi sağladığın içiiin :)

 Sevgiler :)

3 Ocak 2011 Pazartesi

BenimkisiŞok.


Ne olur sanki yalan olmasa. Güvendiğim tek kişinin bana hayal kırıklığını yaşatması. Nasıl bir duygu bu , biliyor mu. Ne kadar acı veriyor. Elinden en sevdiği oyuncağı alınan çocuk gibi , dünyanın yalan olduğunu öğrenen ilk insan gibiyim şuan. Umutsuz. Çaresiz. Kırılmış. Şokta.
Bütün bu duyguların hepsini yaşıyorum. Hepsi farklı acı veriyor. Bi daha inanma , güvenme; kim kendinden daha önemli olabilir ki diyor ! Yetmedi mi yaşadıkların !
Artık daha fazla kırılganım.. Kontrol edemiyorum yaşadıklarımı..
Bile bile lades benimki. 
Sonunu göremiyorum.
sana yeniliyorum.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Nerede






Küçük bir ışık var mesela. Her yere oradan bakabilceğim. Çok masum duyguların olduğu, hayalkırıklıklarının olmadığı. Gülen insanlarla dolu , fesat insanlardan arındırılmış. Görebildiklerimizin ötesini aramaya gerek olmayan, insanların ne düşüklerini saklayamadıkları küçük, eğlenceli bir ışık. He evet, merhaba.  

20 Aralık 2010 Pazartesi

Zamanla kaydebederiz bir de..




Ne kadar da önemliymiş insanın kendisini iyi, huzurlu, güvende, sağlam, yıkılmaz hissetmesi. Bu sıfatları şimdilerde çok özlüyorum. Sabah olduğunda kendimi iyi hissetmeyi; aklımda soru işareti olmadan huzurlu olmayı; kimseden zarar gelebileceğini düşünmeden güvende yaşamayı ve tabi her ne olursa olsun yıkılmadan sapasağlam ayakta durmayı...
Eskiden zamanın benim için hiç bir önemi yoktu. Geçse de olurdu geçmese de. Şimdi hızlanmasını istiyorum ya o yüzden ondaki bu yavaşlama. Kimseye inancım kalmadı. Kendime bile. Üstelik bir çoğunun inancımı sarsmamasına rağmen. Yani tamamen kendi içimde olan şeyler sayesinde gidiyor inancım..
Zamanla her şeyi kaybediyorum. Elimdekileri, aklımdakileri, hissettiklerimi.. Küçük şeylerle mutlu olabilmeyi de özledim mesela. Önceden bi çikolata bile mutlu ederdi beni. Şimdi o da yetmiyor, kalori hesabı falan derken o da sorun oluyor :) Arkadaşlarımla yazılı öncesi ufak dedikodularda mutlu ederdi; kaybedene kadar.. Şimdi kaybedebilceğim pekte arkadaşım kalmadı aslında. 
O'ndan başka.. Şimdi ona öyle şeyler hissediyorum ki; ne başkasını görebilirim ne de terk edebilirim. Kör kütük bağlanmışım aslında..En güzel günlerimin , en güzel hatıralarımın acı tatlı ortağı; içimdeki korkuların ve sohbetlerimin konusu o şimdi.. Şimdi her şey bu kadar güzelken sorarsınız belki , e sorun ne ? 
Gün gelip içten içe bir şeylerin kanamasından korkuyorum. İlişkimizi şurasından burasından eleştirmeye ; ' öyle demese, değişse , eskisi gibi konuşsa , onu artık yapmasa... ' Bunlar yetmiyormuş gibi örnek göstermek var bir de tabii.. " onların ilişkisi gibi neden olamıyoruz ? o, şuna daha çok değer veriyor " gibi.. Hem birlikte yaşayıp, hemde özgür kalmak ya bana çekici gelirse....Yani ne onunla ne de onsuz..
Bu sorular daha da uzayabilir.. Yapabilceğim bir şey yok.. Seviyorum.. Hepsi bu.. O olmadan yaşamayı denedim; her şeyi yüzüme gözüme bulaştırdım. Belki de yıllar sonra kaşıma çıkacak ağır laflar ettim. Önemli olan "artık beraberiz" demek olsa da eskiler; yaşadıklarımız, konuştuklarımız, hatalarımız; birer birer çıkacak ortaya mesafe girince biliyorum. 
Tek bildiğim bu değil aslında. Her ne olursa olsun bunları aşacağımı da biliyorum.. Tabi onunla beraber...

19 Aralık 2010 Pazar

O bilir kendisini ya.








Yeniden mutlu olmak için çabalarken nerden çıktı bu ayrılık. En sevdiğim, en kırılgan noktam, herşeyim; neden bırakıp gitti beni. Hemde benim şehrime. Gitmek için uğraştığım yere. Şimdi orası da bana mutsuzluk gibi geliyor.  Bütün görüşüm siyah. Her yer, her şey boş.

30 Kasım 2010 Salı

Gone


her şeyi olduğu gibi yaşıyorum . ne daha fazlasını istiyorum ne de bir eksiğini. yanımda olması gerekenlerin hepsi yanımda . yanımda olmaması gerekenler varsa da şuan bunu göremiyorum galiba. bazı şeylerin benden saklandığının farkındayım; duygular, konuşmalar , hisler... tek bildiğim şey onların da kendi istekleriyle hayatımdan çok kolay çıkabilecekleri . yorulmak bu olsa gerek . kaybetme düşüncesiyle yaşamak yorgunluğun ta kendisi aslında . elindekilerin yavaş yavaş, sana acısını hissettirerek, senin elinden bir şey gelmeden kayıp gitmesi. belkide yok olması. çok yaşadım bunu ve artık bendeki bu sakinliğini buna borçluyum. sessizce izliyorum. biliyorum yine böyle olmayacak. yine eksileceğim bir taraftan. fakat başka bir yönden yine dolacak yerleri. anlatmaya çalıştığım şahsiyetin bir de ne yapmaya çalıştığını bilsem ya. o zaman ona ben yardımcı olacağım aslında. bu kadar uğraşmasına gerek olmadığını, yüzüme bakmamasının çok kolay olduğunu söyleyeceğim. sadece rengini belli etmesi gerekiyor. belki tek bir kelime bile yeterli olabilir onu kendimden uzaklaştırmak için. belki tek bir hareket. 
kayıplarım her zaman fazla oldu. her zaman fazlasıyla üzmüştü beni. düşünüyorum da galiba, yanımdan kendi isteğiyle gidecek olan artık beni fazla kıramaz. . Yalnızlığın sıkıcı olmasından çok, rahatlık olduğunu keşfettim :) 

5 Kasım 2010 Cuma

Severim sevmem :)

Sevmiyoruum sonbaharı, düşen yaprakları, hüzünlü şarkıları, kasvetli havaları. Keşke benim penceremdeki gibi her yer renk renk olsa. Renk uyumu denen şey olmasa etrafta. Mesela güneş bir değişiklik yapsa sarı turuncu kırmızı olmasa. Mor olsa ya. Ya da siyah. Gündüzler hiç olmasa. Yok yok o kadar da değil :) Gündüzler olsun ama mavi olmasın gökyüzü, bulutlar da beyaz olmasın. Uyandığımızda gökyüzü süpernova gibi olsun.

Ağlayan tek bir insan bile görmeyelim. Ya da üzgün olan insanlar da hiç olmasın. Herkes mutlu olsun. en sevmediklerim bile. Amaa sinirli olsunlar. Sinirlendiklerinde renk değiştirsinler. Kırmızı olsun ama sadece yanakları değil. Her yeri kırmızı, renk değiştirmiş olsun. 
Kışı da sevmiyorum her yer beyaz. Yine istediğim şey yok ortalıkta. Yine renk uyumu var. H e r y e r b e e e y a a a a z. . . Yerler, arabaların üstü, evlerin çatıları, köpeklerin burnu, yolda yürüyenlerin berelerinin üstü. Hatta o beyazlığın içinde beyaz mont giyinen kızın omuzlarında bile beyaz karlar.. Sarı olsa mesela gökyüzünden aşağı büyük bir hızla inen karlar. Sanki ne aceleleri varsa birbirlerine yetişmeye çalışır gibi :) Hemde hiç bir zaman temasa geçemeyeceklerini bildikleri halde .
Ben ilkbaharı da sevmem mesela. Çok grip olurum. Kıştan kendimi nasıl attıysam o bilindik sarıkırmızıturuncumsu  güneşin sıcağına. Aldanırım işte o havaya. Ve her seferinde de bile bile aldanırım ya o biraz sıkar canımı. Sevgililer sürekli el ele olur bu mevsim de , tıpkı sonbaharın kasvetli havalarında da olduğu gibi. Ben romantizmi de sevmem ki . Ne öyle mıç mıç sevgi böcekleri. Bana kırmızı kalpleri hatırlar sadece. Küçükken çizdiğim cin alileri. Oklu kalpleri falan.. 
Ve evet yazı severim ben. Simsiyah giyinen metalcilerin yanından geçen kırmızı topuklu ayakkabı giyinen kızları. Çok yakıştırırım onları biribirine. Hayalde. Yan yana görürüm onları. Fırsatım olsa gider metalci kardeşe kırmızı topukluyu överim. Öyle bir överim ki karşısındaki bir anda siyah botlu kız oluverir :) 

2 Kasım 2010 Salı

Anlık..falan..


Hafta sonu hep aynı yüz. Bağlı olduğum. Hiç bir zaman üzmemem gereken ve hatta benim hak etmediğim yüz. 
Hafta içi  hep aynı yüz. Hiç kopamadığım ( her ne kadar koptuğumu düşünsem-düşünse-de) Her zaman biribirimize yakıştığımızı düşündüğüm ne engeller aşarak mutlu olmayı başardığımız..
En dayanılmaz en berbat huyum.. Elimdekileri hep tam olarak kaybettiğimde özlüyorum..Artık başkalarını düşündüklerinde benim için değerli oluyorlar. . . belki biraz zaman gerekiyor bu huyumun da geçmesi için. Belki de ben buyum. Belki içinde bulunduğum ortam böyle olmamı gerektiriyor. 
Merak ediyorum çok değil bir sene sonra yanımdaki mi yoksa aklımdaki mi benimle aynı yolda olacak olan ? Bu aralar her şeyin bir olabiliritesi var bence. Her şey olabilir. Ama evet tek bir şey dışında. O da aklımdakinin yanımda olması. O şimdi başka birinin yanında olmak için hazırlanıyor. O şimdi eskiden bana hissettiklerini bir başkasına hissetmeye başlıyor. Ben sadece yerimde sayıyorum ama o ilerliyor. Hemde arkasına bakmadan. Eskileri nefretle anıyor belki de.. En azından beni görünce ne düşünüyor diye merak etmiyor değilim. O F . Ya da neyse ya dedim ya o yeni aşklara Y E L K E N açtı şimdi. Bense yerimde sayıyorum. 2 ileri.. 5 geri.. falan :) Buna yerinde saymak denilebilirse tabi.. 
Bunların hepsi önceden de yaşanmamış mıydı zaten ? Ben eskiden de bu hataya düşmemiş miydim ? Hayatımdaki ilklerim resmen aynı hatayla sona eriyor. O L M A M A LI. Artık dur demeliyim. Kendime olan saygımı kaybediyorum artık. Aynı insanlardan sıkıldım. Aynı olaylardan sıkıldım. Aynı hatalar , yanılgılar , yalanlar... Hep ama hep aynı.. Sanırım burada devreye olgunluk giriyor. Çok fevri, ani kararlar alıp hayatımda uyguluyorum. Bu yüzden değil mi zaten iniş çıkışlarım ? Hayatımdaki dalgalanmalar.. Bazen yanımdakileri, yanındakileri de yargılamıyor değilim.. Sonra durup kendime bunun içinde kızıyorum. Onların ne suçu var ki. Ben her işime geldiğim de 18 yaşımdayım demeyi biliyorum ya...! Kendi kararlarımı kendim veremiyor muyum? Neden etkilendiğimi düşünüyorum ki ?!!
O kadar hatalarım oldu birinden bile bi ders almadım yani.
A R T I K dalgalanma yok. Benim için bu hareketli hayat sonra ermeli. Bugün belki yine bir şeylerin etkisi altında kaldım da yazdım bunları. Belki iç içe olduğum için aklıma geldi eski yaşananlar. . .Ama geldiği gibi de gitmesini bilmeli. Gelirken bıraktığı etkiyi  giderken öyle bir almalı ki ne ben mutsuz olmalıyım ne de yanımdakini mutsuz etmeliyim.

14 Ekim 2010 Perşembe

Dengeli olamayacak mıyım ki !?

Hedefi olmayan insanlar hiç bir zaman kazanamaz derler. Bilmiyorum belki de doğru derler.. Bilmem için bir hedefim olması lazım galiba. Oysa bende ne bir hedef var ne de amaç. Belki de bu yüzdendir afallamalarım. Belki de şuan sadece kusurlarımı kapatmak için yaptığım bir açıklamadır kendime, bilmiyorum :) 
Güne başlarken başka bir iremken.. Günün sonunda farklı düşüncelerle iremim.. Hatta bazen düşüncelerimin değişmesi saatlerle değil dakikalarla ifade ediliyor bile diyebilirim.. Ne istediğimi bilmek zorundayım.. 
-Herşeyden çok beynimi, bedenimi yoran şu 'belirsizlikler' -.. Daha ne kadar kafamın içinde gezeceksiniz çok merak ediyorum doğrusu !
Sanırım yine dengesizim... Hemen hemen bir buçuk sene öncesi kadar.. Belki de üç ay.. Belki dünkü, belki de yarım saat öncesinden daha da fazla dengesizim bu aralar..

16 Eylül 2010 Perşembe

Hadi bir oyun daha :)

Üzüleceğimizi bile bile başlarız zaten bu oyunlara. Evet oyun olduğunu biliriz. Her şey nasıl olsa son bulmuyor mu şu dünyada..Bazen düşünüyorum da "kendimi" anlamaya çalıştığımda başım ağrıyor :) Bile bile hatalar yaptığım bile oluyor. Sonunu bildiğim halde kendimi bir maceradan başka bir maceraya atıyorum. Hatta bazen o kadar çok kaptırıyorum ki, durdurulamaz bir hal alıyorum. O zaman galiba düşünme yeteneğimi kaybediyorum. Tamamen aklıma koyduğum şeye odaklanıyorum. Bile bile ateşe atlaamak böyle bir şey olsa gerek.. İnsanız ya doğamızda var galiba :) Tehlike ' ben geliyorum koruuuuuuuuuuu kendini diyor. Bense gülümseyerek karşılıyorum onu. Oyun olduğunu biliyorum ya, kuralları da kendim koyarım zannediyorum.. Evet sadece zannetmekle kalıyorum. Hepsi bu.
Şimdi kendimi biliyorum. Yine bir tehlikeye atıyorum kendimi. Tehlike demişsem, kimseye zararı yok. Tabi benden başka :) Olsun diyorum, olsun... Belki bu sefer kural yoktur. Belki bu sefer kural koymak zorunda kalmycağımdr.. Dedim ya..Bile bile..:)

Fazlasıyla Habersizzler Kendilerinden !

Bazen yolda yürürken belli tipler görürüz. Onlardan kaçtığımız ya da korktuğumuz olur. Hatta bazen ileriye gidip onların ne yaşayıpta o hale geldiğini düşünmeden onlarla ilgili yorumlar yaparız, aşağılayıcı gözlerlee şöyyleeeeece bir süzeriz de tabii. Kimlerden bahsettiğim çok açık ortada; bazı şizofrenler bazı  zihin engelliler halk diliyle 'Deliler.. Yorum yapmasamda benimde onlardan korktuğum olmuyor değildi hani. Bazen çok ürkütücü oluyor ama bugün anladım ki doktordan tastikli olmayan hatta kendilerinin bile haberi olmayan bir sürü deli var hayatımda.. Ve çoğu da kontrol dışı.!

12 Eylül 2010 Pazar

E hadi artık.


Beklemek ne zor şeymiş. Sanırım sabırlı olmak gerekiyor genellikle. Küçük umutlar için, az bekleyiş; az sabır. Büyük umular içinse, çok bekleyiş ve ne yazık ki çok sabır..

" beklemek " başlıca bir kavram aslında. İnsanın neyi, kimi; nasıl ve nerede beklediği çok farklı ve bir o kadar da çok değişik şeyler'miş.

11 Eylül 2010 Cumartesi

Turst me,him, her :):):)

Güven konusu çok önemli bir kavramdır. Bir insanın kendisinden başkasına hiç kuşku duymadan, tereddütsüz birşeylerini anlatması, onunla birşeyler paylaşması.. Ya da en önemlisi insanın kendisine güvenmesi değil midir önemli olan ? Zaten herşey bu noktada başlamaz mı ?
Yolda yürürken, tanımadığımız insanlarla konuşurken, hiç bilmediğimiz bir şehire daha ilk defa ayağımızı bastığımızda korkarız. Çünkü biliyoruz ki bazı şeyler hayatımızın başlangıcıdır. Çünkü biliyoruz ki o başlangıçlar nasıl başlarsa öyle gidecek ve bizim için bir dönüm noktası olacaktır.
Bana göre kendimize güvenimiz, çocukluğumuzdan başlar. Çocukluğumuzda yaptığımız şeylere karşı insanların bize olan tepkilerinde başlar. Eğer iyi birşey yapmışsak ve bu iyi şekilde tepki aldıysa tamamen egomuz tatmin olur :) Daha fazla isteriz. Daha fazla aktif oluruz. Fakat iyi birşey yaptığımız halde kötü tepkiler almışssak artık sönük hayat bizi bekliyor demektir ve bunun üstesinden gelmemiz için çoktaaaan fazlaaaaaaaaa çok cesaretli olmamız gerekir.
Bazende az önce dediğim gibi diğer insanlara güvenebilmektir önemli olan. Düşünüyorum da gözüm kapalı kime güvenebilirim ki hayatımdakilerin ? Saymaya çalışsam sanırım az sayıyla karşılaşınca depresyona girebilirim :)  O yüzden tahmin ediyorum bir elin parmaklarını geçmez bile..
Her zaman insanlara fazla güvenmeyin der büyüklerimiz ama bu gerçekten de çok üzücü birşeydir. Daha doğrusu sonuçları çok üzücüdür. Çok fazla şey görmedim bu yaşıma kadar ama gördüğüm kaadarıyla her insan farklıdır. Ve her insan her sırrı saklayamaz. Çok hata yaptım. Çok arkadaş geldi geçti hayatımdan. Ve hepsine de kendimden daha çok güvendim. Hepsine derdimi açtım. Sonuçta da hazin son :) Hepsi hayatımdan kısa sürede çıktı ve benim dertlerim, sırlarım tek tek insanların ağzında laf oldu. O yüzden yaşadıklarımdan ders çıkarmalıyım diyorum ama kendimi çok iyi tanıyorum yine bana iki güzel söz söylensin  saf gibi karşımdakini kendime yakın hissederim...
Aynıı şeyler......

9 Eylül 2010 Perşembe

Şekeer gibii bir bayraam bu ! :)



Hoo Hoooo oHooooşgeldiiin bayraaaaaam (:

Şekerlerrrrrrr, çikolatalarrr diyorum...Ne yazık ki harçlık falan fasa fiso diyemiyorum.. Sanırım o günler Çok geride kaldı ki kimse bana artık harçlık vermiyor bayramlarrdaa ! Bunu çok ama çok kınasaaam da üstüne basarak şikayetçi olduğum tek konu bu değil.

Bize faydası olmayan-para vermeyen-elleri neden öpüyoruz ki!? En nefret ettiğim fakat yapılması en çok beklenen olay! ^^El Öpmek^^ . Saygıdan diyorlar ama ben o elini öptüğüm insanın, benden 5 dk önce elini hangi amaçla kullandığını nasıl bilebilirim ki. Öğk. Sanırım düşündükçe midem bulanıyor.. Anlaması çok güç. Ellerini öpmelerini geçtim her seferinde anneme ' Ay bu senin ufaklık mı ? Ne kadar da büyümüş böyle :) ' demeleri yok mu ! Yok yani garip olan şey, bunu her sene söylüyorlar ve ben marslı ya da farklı bir yaratık değilim ki sene de 10 yaş yaşlanayım. Sadece 1 yaş büyüyorum . " Hey bende insanım ! "



 Bir de şu erken kalkma muhabbeti ! Zaten ben oruç tutmuşum koooooooooskoca bir ay boyunca. Heh tamam biliyorum belki tam bir değildir ama nerdeyse çoğunu tutmuşumdur. Sonunda yarın kahvaltı yapabilcem. Faaakat, kahvaltımı neden erken saatte yapmak zorundayım ki?! Neden erken saatte kalkmak zorundayım ?! Saçmaalıktan başka birşey değil bu! 


Veeeeeeee aslına bakarsanız harçlıklar olmasa da bayramın en tatlı en güzel yanıda şekerler, çikolatalar...Bazen ucuza kaçmış teyzeler, amcalar olsa da tatlı tatlıdır deyip midemize 'Göppppletmemiz lazım o güzel şeyleri.

Sanırım bu sonuu düşündükçe sabahın olmasınııı bir an önce istiyoruuuuuuuuum... :):):)

8 Eylül 2010 Çarşamba

" Siiiiiiiz ikiniiiiiiz "

  "" Sesiiini çok sevdiğiim iki esmerr :) Bugün; şuanki ruh halime , rüzgarın esişine , midemden gelen gurultulara , dışarda bisiklet süren çocuklardan gelen anormal seslere , kapımın bir açılıp bir kapanışına ve telefonumun sessizliğine en güzel eşlik eden; Rihanna-Will.i.am den"photographs" şarkısı. ""

"" All I've got, all I've got
   All I've got are these photographs
   All I've got, all I've got 
   All I've got is nothing without you
   You, you,
   Got nothing without you
   You, you,
   Got nothing without you ""             
*şarkıdan alıntıdır.



kızlarında GARİP' i var.

Bu kızların sonu ne olacak böyle ?

Bir facebook ya da twitter dalgasıdır gidiyor. Vakit geçirmek ya da insanlarla iletişim kurmak ya da bilmiyorum daha bir sürü şey için çok iyi geliyor. Bazen o kadar sıkılıyorum ki hemen merak ettiğim en çok kişiye tıklayıp onun hayatını deşifre bile ettiğim oluyor. Aslına bakarsanız bu sürekli oluyor :):)

Şarkılar, sözler, fotoğraflar paylaşıyoruz..O anki ruh halimizi yansıtan daha birçok şey :) Fakat artık herşey gibi bunlarında tadı kaçmaya başladı. Ya kızlarımız artık hal ve hareketlerine dikkat etmemeye başladı ya da ben çok usturupluyum. Ya da hiçbirisi. Sadece bazı kızlar yoldan şöyleeeeeeeeeecenek birazzcık çıkmaya başladılar.

Anlayamıyorum yaa . Bi kız olur da nasıl " kızım dudakların cok quzel lan :D piç zaten dudaklarm yada göğüslerim için çıkıon bulusunca 1 kere yuzme bakmıon :/ :) "  böyle birşey paylaşabilir ki !

birde paylaştığı gibi ' ayneeeen aq ya' nasıl yazabilirrrrrrr......yok valla gerçekten kabullenemiyorum bu gidişatı... İlerde daha neler paylaşabilirler acaba... Bekliyorum :)

Deliliğin Baaşlangıcıı Olsa Gereeeek !

Kafamı nereye çevirsem tatlı. Nereye yönelsem tatlı. Sanırım yine tatlı krizlerime geri dönüyorum...!

Aklımdaan şuan geçen sadece boooooooooooooooool şerbetli künefe... Aslında sürekli şerbet krizleri içersindeyim. Bu bende olan belli başlı birşey . Ama belli dönemler farkediyorum ki daha bir başka oluyor içim. Böyle sanki bi bağımlının uyuşturucuya olan zaafı gibi birşey olsa gerek. 
Bunu yazmak, söylemek, ifade etmek çok saçma ama kendimi zorla yememek için tutarken titrediğimi bile hisseettiğim oluyor :):):)

Ahh.. Ah...

7 Eylül 2010 Salı

Biliyorumm :)

Sadece izliyorum.. Etrafımdakileri, etrafımda gelişen olayları.. Olayların beni içine doğru sürüklemesini..

Hoşuma gidiyorr.. Birilerinin beni kullandığını düşünmesi ama ne yazık ki benim bunun farkında olmam.. Sessizce olaylara yaklaşımlarını inceliyorum. Nasıl bir hamlede beni, nasıl yere yatırabilceklerini düşünmelerini seviyorum..
Bazen mantıklı planlar yapanlar oluyor açıkçası..Hatta ya farkına varmasaydım ' deyip korktuğum bile oluyor.. Biraz bekliyorum.. Yine o muzip gülücüklerim beliriyor yüzümde.. Çünkü biliyorum işte, hepsi bu :)

Volume Up !

Kavga etmek ? Birinin birine sesini yükseltmesi ?

Sürekli yaptığımız şeyler. Gerçi ben kolay kolay sesimi yükseltmeyi sevmiyorum. Bilmiyorum ama birinin diğer başka birisine sesini yükseltmesi acizlik gibi geliyor. Ve etrafımda milyonlarda aciz insan var.

Bağırmak , kavga etmek.. Aslında bunlar herkesin ailesinden gelen birşey. Kimse benim ailemde kavga olmaz diyemez. Baba-anneye, anne-çoçuklara, çocuklar birbirine.. Bu böyle devam eder.. Herkes kendisini illaki birilerine kanıtlamaya çalışır..
Tabiiki de sadece evde olan birşey değildir bu. Dışarı çıktığımızda bile, trafikte birbirlerine küfürler eden insanlar, hastanede sırada sabırsızlıkla 'biri bana birşey dese de patlasam!' dercesine bekleyen yüzler, okullarda birbiriyle yarış yapan çocuklar, yazılıda düşük not alan öğrenciye öğretmenlerin aşağılayıcı sözleri...Örnekleri çoğaltabiliriz..Galiba insanların kendilerini birbirinden yüksek görmeleri ya da ne bileyim birbirine kanıtlamaları küçüklükten gelen birşey olsa gerek.

Bazense küçüklükten gelmez bu bağırma alışkanlığı.. Geçmişinde insana büyük acı veren bir olay daha sonradan ince ince belirtisini gösterir.. Yavaşca... Sinsice... Ve daha sonra insan kendisini tutamaz ve büyük bir patlama yaşar. Huyları, davranışları, onu o yapan bütün özellikleri değişir o patlamadan sonra.. Üzüntüsünü o da diğerleri gibi birilerine bağırarak çıkartır. Sanki acısına neden olan diğerleriymiş gibi !

3 Eylül 2010 Cuma

Evet yeni bir gün.. Yeni sıkıcı bir gün... Bu aralar herşey monoton geçiyor.. Herşey basit ve sıradan.. Biliyorum hep böyle olmayacak, yakında, çok yakında hayatım hızlanacak ve eski olaylı günlerine devam edecek..Sadece iki hafta sonra yine aynı mutsuz yüzler beni bekliyor olacak.. Onlardan kurtulmamın çok zor bir yolu var bunu biliyorum.. ve sadece o yolla onlardan kurtulabilirim.. 
Planlarımın önüne kimsenin geçmesine izin vermemeliyim.. Şuana kadar hep güçlüydüm dışarı karşı.. Biliyorum içim ne kadar yorgun ve bıkkın olsa da hiç bir zaman pes etmicem. Yine güçlü olmaya devam edicem.. 
Bazen diyorum ki hiç mi pes etmicem.. Hiç mi yorulduğumu göstermemeliyim dışarı karşı ? 
Hayatımda sürekli olayları kontrol ederek yaşamaya alışmışım.. Bazen o kadar abartıyorum ki bunu , yarını bile planlamaya çalışıyorum. Amacım sıkıcılığı, plansızlığı, çıkabilecek tatsızlıkları, belirginsizlikleri engellemek biliyorum ama bu planlamayı yüzümü gözüme bulaştırdığım çok oluyor.. Ve yine de devam ediyorum.. Yine devam ediyorum hayatımı rutinleştirmeye..
Ne huylarımdan vazgeçtim ben.. Bundan da vazgeçerim biliyorum.. Ama hayatımı en çok etkileyen kendi kendime verdiğim bu savaş oluyor. Bu, planlama hastalığı. Sanki herşey benim kontrolum altında olmak zorundaymış gibi!
Bazen kendimden korkuyorum çünkü bunu sadece kendime değil, yakınımdakilere de yapıyorum. Çoğunda da onlara duygularımı o kadar iyi empoze ediyorum ki , yönetmekten hoşlandığımı görüyorum. Tabi herşey bu kadar güzel geçmiyor her seferinde. Çoğunda olaylar istediğim gibi giderken sonunda o kişileri kaybediyorum. 
Evet.
Çok kişi gelip geçti hayatımdan. Belki şuan sadece kendimi suçluyorum ama bu doğru. Çoğu kendi hatalarımla çıktı hayatımdan. Çok zor ve çok akıllı olmamın sonuçları hep 'bir kişi kaybetmekle sonuçlanıyor.. 
Bazense oyunlarımda farkında olmadan ben oynanılan oluyorum. Nasıl ben kullandıysam, farkında olmadan birileri de beni kullanıyor. Gerçi çoğunu sonradan farkediyorum ama onların benimle oynadıklarını bana hissettirmeden yaptıklarını düşünmelerini seviyorum. Çok acıyorum o zavallılara. Çünkü olaylar böyle ilerlerken, kazanan hep ben oluyorum. Yani beni kullandıklarını sandıklarında.. 
Hiç bir zaman kimseye tam olarak güvenmem. Çünkü herkesin içinde bir yönetme duygusu her zaman vardır. Kimse yönetilmek istemez.. Tıpkı benim gibi..
Yazık, çok yazık. .Tanıyorum sandığım insanlar bile çok yamuk..