26 Ekim 2016 Çarşamba

Asla chopstick kullanamam, bana çatal getirin!


Sen aşkı çiçek böcek sanmışsın ama ben güneş gibi parlamıyorum.
Çoğunlukla yani.

Hayal kurmakta çok iyi olduğumun yanı sıra çok da yaratıcı hayallerimin olduğunu söylerler. Fakat ben bunun her zaman biraz fazla abartıldığını ve aslında hayal kurmaya devam etmekle birlikte bunun için sadece şikayetçi olmamayı tercih ettim.

Yani...
Anlayamayan birçoğunuz için...
demek istiyorum ki
Hayal kuruyorum ve bundan şikayetçi değilim. Çok faydasını gördüğüm oldu ve aksi şekilde hiçbir çiçeğe böceğe yaramadığı zamanlar da... Fakat ben onlarda da şikayetçi olmadım.

Bir noktada.
tam olarak emin değilim
ama
büyük ihtimalle kaşlarımı ve bıyıklarımı aldırmaya başladığım zamanlar olması büyük bir olasılık-
ailemin, arkadaşlarımın, hatta ve hatta çiçeğin böceğin bile benden beklentisi uzay büyüklükte oldu, yine de şikayetçi olmadım. Şimdi şimdi isyanlardayım. ehe. 

Asidi kaçan kola ile normal olanın arasındaki farkı bile anlayamam; bence asidi kaçmış kola yoktur ve afiyetle içilir.
Genelde çoraplarımı ters giyerim.
Bir kere bile burnum belki kırışır diye düşünmedim sümüklerimi silerken.
Dünyanın en midesiz insanıyım; gurme kesinlikle değilim.
Günlerce aynı şarkıyı dinleyip onu eskitecek kadar hiçbir şarkıya bağlanmadım; romantik değilim.
HE. DUR HELE BİR. ROMANTİZM SEVERİM AMA ŞÖYLE: https://tr.wikipedia.org/wiki/Romantizm
Ve...
Asla chopstick kullanamam, bana çatal getirin.
vs...
vs...
vs...
Şikayetçi değilim.

Yani demek istiyorum ki aslında yolda yürürken yanlışlıkla çarptığınız ama özür dilemeyi unuttuğunuz biriyim; Starbucks'a gidip, sırada beklerken aynı zamanda ne sipariş versem diye düşündüğünüz anlarda arkanızda size sabırla sinir olmaya devam eden kişiyim. Bildiğiniz parlamıyorum ama kendi çapımda kendimi aydınlatıyorum; şikayetçi değilim.

Kabul, şikayetçi olduğum bir iki sekiz konu var ama bundan da şikayetçi değilim. Oradan bakınca büyük ihtimalle ensesine vur lokmasını al gibi biri çizdim sizin için, bundan da şikayetçi değilim ve aynı zamanda öyle biri de değilim...çoğunlukla.

Asıl anlatmak istediğim şeye gelirsek, yani şikayetçi olduğum konuya, işsizlikten olsa gerek ki burada işsizlik derken gerçek TDK anlamından bahsediyorum, bonus olarak mecazi anlamını da sıkıştıralım...Ne diyordum...Asla iç ses eklemesem olmaz, biliyorum. Toparlıyorum hemen... Birkaç ay öncesinde dinlediğim şarkıları dinledim bugün; her biri muntazam bir şekilde sıralıydı ve birkaç gün arayla tam olarak 7.890 adım eden eve gidiş yolumda dinlediğim bir listeydi. Etrafımda tek derdi üşüdüğü için ellerini ısıtma derdinde olan insanlar vardı; tanımadığı herkesle sorunsuz perdesiz iletişime geçmeye tereddüt etmeyen çünkü karşısındakinden ona asla zarar geleceğini düşünmeyen insanlar. Bir de tişörtle eksi yirmi derecede dolananlar vardı ama onların kanı kaynıyordu işte. Bugün o listeyi tekrar açtığımda, tüm kontrolü yine elime aldım ve hiçbir sesini duymadığım ama davranışlarını da incelemekten geri kalmadığım insanların suratlarını okumaya çalıştım.

Bir tane yaşlı amca vardı. Büyük ihtimalle 50'lerinde ve geçim sıkıntısı çekiyordu. Ellerine baktım, tutunma direğini bir tutup bir bırakıyordu, belli ki 50'lerine gelsen de kara kara düşünmeyi bırakamıyordun ve üstelik o deli kan da artık akmıyordu. Sonra birkaç tane liseli gördüm. Birbirlerine el hareketlerini devasa kullanarak bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı. Aslında biraz merak ettim ve kulaklığımı çıkarıp onları dinlemeyi düşündüm ama sonradan vazgeçtim. Ben lisede, okul servisindeyken ne konuşuyordum ki? Benden fazlasını yapıyor gibi görünmüyorlardı, inanın. Sonra birkaç ay önceki konumuma gittim. Tam buraya! Buradaki liseliler çok farklıydı. Böbürlenerek şöyle söylüyordum ergen zamanlarımda; yeaa bizim lisede gördüğümüz integraller var ya Avrupalılar onları master yaparken öğreniyor hebe höbe. İyi ki de öyle yapıyorlarmış. Biz lisede integral öğrenip; onu bunu şunu konuşuyorduk ama onlar lisede daha temel şeyleri öğrenip; gittiği sergiler hakkında ciddi eleştiriler yapıyorlardı. Kaideyi bozmayan istisnalar dışında elbet.

Şikayetim var çünkü SANATA KİMSE ÖNEM VERMİYOR diye bağırıyormuşum burada...

Yok yok, öyle değil. Bağırmayalım işte.
Mesela herkes (kendi hatalarını asla görmeyen ben ve siz) karşısında gördüğü eksiklikleri kendi tamamlasın. Ne bileyim, biri mutsuzluktan mı ölüyor, deli gibi gülsün; güldürsün. Gülmek bulaşıcı arkadaşlar. Tıpkı mutsuzluğun ve karamsarlığın da bulaşıcı olduğu gibi. Mesela ben ya hep çok güldüm ya da hep karamsarlığın dibini gördüm; çünkü bulaşıcı. Mesela, tek masası boş olan bir yere oturacaksın ve üzeri bir önceki dünyalıya ait. Kendi çöplerini daha önceki için kendin çöpe atabilirsin? Çünkü bu da bulaşıcı. Ciddiyim.

Başka ne bulaşıcı biliyor musunuz? Hastalık! Ama operasyon gerektirenlerden bahsetmiyorum. Huzursuz insanların hastalığından bahsediyorum. Bir grup var yakın çevremde; aman ha, sakın onlara hasta (ciddili) olduğunuzu söylemeyin; çünkü neden mi? Onlar sizden daha hasta. Başım ağrıyor dersiniz; onlar sizden ilaç ister. Geçen gün ameliyat oldum dersiniz; hastalık belirtilerinizi sorar ve hemen kendi teşhisini koyarak ameliyat için gün alırlar.

Belki de bu yüzden hasta olduğum zamanlarda doktora görünmeyi hep reddettim; çünkü etrafım benden daha fazla ruh hastasıyla doluydu.

Mesajı ileteyim diye epey sohbet kıvamında bir post oldu bu.

Hemen yazının şerbetini bırakıp gidiyorum:
Ya kusura bakmayın ama banane sizin gribinizden!

Yazının el öpülesi dipnotu:
Ben sarılmayı cidden seviyorum, bu yüzden sevdiklerime sarıldığımda bunu içtenlikle yaparım ve bulaştırmayı severim; sevgimi yani.