8 Kasım 2016 Salı

Ya sen nereye?



Bütün günün yorgunluğunu atmak için bir şeyler yapmaya karar verdiğinde zaten gün boyunca hiçbir şey yapmadığını fark eden bir adamın hikayesini dinlemek ister miydiniz? Ben istemezdim.

"Nereye gidiyorsun?" diye seslendi paltosunun arkasından. Paltosu bütün kibri ile arkasına dönüp, kaşlarını kaldırdı. Sonra tekrardan kapıya gözlerini devirecekken sol tarafında yerde bir valiz dikkatini çekti. Valizin görünümü perişandı, yüzyıl savaşlarından çıkmış sanki. Rengi soluk, iplikleri desen kopmaya yüz tutmuş. Kibrini askıya asmış, bakakalmış valize. Sormaya da utanmış halbuki hepsi aynı yolun yolcusu değil miydi?

Adam kıpırdanmış, adam duramaz yerinde. Tekrar seslenmiş paltosunun vatkasının ardından. "Bensiz hiçbir değerin yok senin, hiçbir yere gidemezsin!" Paltonun keyfi dahi bozulmamış, bu durum onu hiç rahatsız etmemiş. İnsan işte. İnsanlardan beklentilerini geçen sonbaharda bırakmıştı. Sonuçta her şeyde olduğu gibi paltoların da her sezon modası değişiyordu.

Valize dikti gözlerini tekrardan. "Neyin var böyle?" Dayanamadı, sordu yine. Valiz iplerini dikledi havaya, silkelendi, yırtılmaya yüz tutan bir tutam derisini döktü yere.

Tam cevap verecekken burnunu kaşıyan adamın kasket şapkası dikkatini çekti. Beş metre ileride kapısı aralık kalmış odadan hafif bir rüzgar geliyordu ve o hafif rüzgar şapkayı öyle derinden sallıyordu ki üzerindeki kılların bir sağa, bir sola sonra tekrar sağa savruluşunu görmemek imkansızdı. Yıllardır dışarı çıkamamanın vermiş olduğu durgunluktan olsa gerek rüzgarın onu savuruşu hiç umrunda değildi. Valiz, her ne kadar başkalarının işine karışmayı sevmese de tutamadı kendini. "Üşüteceksin öyle!"

Uzun zamandır birilerinin onu düşünmediğini fark ettiği andı o an, kasket şapkanın. Yıpranmış valizi selamladı. Beklentisi yoktu ama en azından birileri onu düşünüyordu. Üşüteceğinden değil elbette, hangi şehirde şapkalarının üşüdüğünü gördünüz? Yine de mutlu olmuştu.

Palto sakin, valiz sakin, kasket şapka sakin.
Adam öyle, adam oturuyor, arada bir oturduğu yerden kalkmayı düşünse de devam ediyordu oturduğu yerde kalmaya.

Rüzgarın geldiği yere baktı şapka. Yıllardır yeri hiç değişmeyen battaniyeyi gördü. Küf kokusu rüzgarla birlikte dağılıyordu her yere. Saymayı bilmez, zaman tutmaktan hiçbir şey anlamaz fakat kaç kış geçmişti de o battaniye oradan kalkmamıştı. Hatta bırakın kışı, yazları dahi orada beklerdi. Kendi ısısından belki de uyanamıyordu. "Senin de işin zor..." dedi şapka, battaniyeye. Palto fark etti şapkanın niyetini, insan olsa kur yapıyor derdi. Konuşturmaya çalışıyor, yatağın üzerinde kapalı kalan renkli desenlerini merak ediyor küf tutan yüzünün aksine, derdi.

Battaniye irkildi. Etrafına bakındı, göremedi kimseyi.

Valiz seslendi oradan. "Boşuna bekleme, gözleri görmez oldu onun." Palto ekledi. "Küf tuttu gözleri de kalbi gibi onun..."

Üzüntü gibi bir şey hisseti şapka, en azından öyle bir duygu olduğuna emindi. Hangi şehirde duygusuz bir nesne olabilirdi ki?

Televizyonun kanallarını gezerken durmak istedi birden adam. Sadece durmak. Yıllardır oturduğu yerden sayılı kalktığını biliyor ve etrafındaki eşyalarla konuşur olmuştu. Başlarda araları iyi olsa da o günden sonra onlar da kendi gibi adamı sevmemeye başlamışlardı.

=**Doğru, eksik bilgi var burada. Detayı adamla kendi arasında ama bir gün her şeyi arkasında bırakmaya karar verip toplamış pılını pırtısını, vazgeçmiş. Sonra da dönmüş koltuğuna geri, yaslanıp oturmuş arkasına. 

Koltukta, ileri doğru hareket etti ve ağır hareketlerle kalktı koltuğundan. Mutfağa gitti.

Battaniye bir şeylerin, rüzgar dışında bir şeyin hareket ettiğini hissetti. Palto, adamdan yaşlıydı ve dolayısıyla kibriyle bakmakta hakkı vardı. Sonuç olarak o adamın gördüklerinden fazlasını görmüş, duyduklarından fazlasına inanıp, yanılmıştı. Şapka adamın rüzgarıyla bir kez daha savurdu kıllarını ve valiz sallanan son derisini de döktü yere.

Her adımda genişliyordu ciğerleri. Her adımda kararından vazgeçtiği için pişman oluşunu bırakıyordu arkasına. Pişmanlığı yeterince yaşamıştı. Mutfağın eşiğinden geçerken ilk defa sinirlenmedi bastığı yerin gıcırdamasına.

"Bir şeyler olacakmış gibi hissediyorum."
"Ne düşünüyor acaba?"
"Acaba her şey eskisi gibi mi olacak?"
"Sizce dışarı çıkacak mıyız bugün?"

İnanın neyi, hangi eski eşya söyledi bilmiyorum. Ben de merak ettim açıkçası. Yıllardır izlerim adamı ve ruh halinin bu şekilde değiştiğini hiç görmedim. Sadece izlerim. Neye sevindiğini ya da üzüldüğünü bilmem. Bana sadece pişmanlık duygusunu hissettirdi bugüne kadar. Ben pişman olduğunu gördüm, o pişmanlığını yaşadı. Yorumlamak da istemedim zaten. Arada bir paltonun anılarını dinledim ama adamla ilgili bir bilgim yok.

Bütün eşyaların homurdanması kesildi aniden. Yüzleri yok oldu, nefesleri sessizleşti. Bunca yıldır dili olan eşyalar bir anda diğer bütün eşyalar gibi ruhsuzlaştı. Arkamı dönüp, adamı aradım. Bütün toz tutmuş eşyaların içinden geçtim, mutfağın kapısında adamı yere yığılmış bir şekilde buldum. Öldürmüş kendini. Nasıl yaptığıyla ilgilenmedim, bastığım yerde ilk defa kendi ağırlığımı hissettim. Bugüne kadar ruh gibi yaşamışım meğer. O yerin gıcırdamasına ilk defa sebep olmuştum fakat bunu yapan son kişi de bendim.

Paltoyu giyindim, battaniyeyi valize yerleştirdim, şapkayı da takıp çıktım eski evden.
Bir daha geri dönmeye niyetim yoktu.
İlk defa nefesi içime çektim,
Ve
İlk defa nefes verdim.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder