13 Ağustos 2015 Perşembe

ne hayat, şen mi hayat




Sadece piyano ve keman seslerinin birlikte dans edip, bir iki laf ettikleri kısa bir mola vermişti belki de.

Belki de insanlığın sonu, yeryüzünden başka bir yere göç eden kabilelerin varlığıydı.

İki eli de tuşların üzerinde, etrafta hiçbir şey yok, sadece kumdan ibaret bir görüntü. Karşıda bir karavan. Sadece bir karavan ve uzun-ince bir yolcu tayfası. Öyle büyük bir karavan da değil üstelik. Senin, benim.. en fazla 10 çocuklu bir ailenin yaşayabileceği bir karavan. Rahat rahat yaşamaktan da bahsetmiyorum, bahsettiğim sıkış tepiş yaşamak. Fakat kilometrelerce devam eden bir kuyruğa ev sahipliği yapmaya hazır ve nazır bekliyordu.

Keman sesi nereden geliyor, bu bir ilahi bakış açısı örneğine sahip metin mi bilmiyorum fakat o, piyanoda yeni bir dünya yaşatırken, bir yandan da kabilenin, karavana yerleşmesini izliyordu. Sonsuzluğun başladığı yerden geliyorlar, diye düşündü. Üstelik sonsuza kadar uzayacak gibi görünen bu kuyruk, sonsuzluğun bittiği yere gidecek gibi görünüyordu, diye düşündü devamında yeniden.

Sonsuzluğun başladığı yer?
Sonsuzluğun bittiği yer?
Bunları kim belirledi bu hikayede?

Piyano çalan parmaklar hallerinden memnun gibiydiler, üstelik sadece izliyor ve gördüğü manzaradan da keyif alıyor gibiydi beden. Öyleyse keman sesinin yankılanmasına sebep olan beden? Karavanın içinde miydi yoksa? Yolculardan biri? Hayır. Öyleyse bu ilahi bakış açısı kimindi? Sanıyorum ki bu dans, bu iki kelam laf etmek hiç bitmeyecek gibi görünüyor, duyuluyor ve en kötüsü de yaşanıyor... Yaşamak öyle sizin yaptığınız gibi de değil elbet, yaşamanın anlamı nedir? Nefes alıp, yeme/içme mi? Hayır, hissetmek. Kabilenin ya da tayfanın, hangisi hoşunuza giderse, kuzu gibi karavana doluşmaları elbette akla mantığa yatar şey değildi ve belki de o iki 5 parmak için de çok önemli değildi, o sadece dokunuyordu, yarattığı melodinin onda hissettirdiklerini yaşıyordu. Çok büyük ihtimalle, yine ona eşlik eden o telli çalgıdan gelen sesin bedenini merak ediyordu.

Oturduğu yerden kalkmayı denese -1 kere olsun denese- bulabilir miydi bedeni? Elbette. Fakat nasıl emin olabiliyorum? Nasıl emin olabilirim bu kadar sonsuzluğun içerisinde...

Karavan tamamen doldu.
Buna nasıl karar verdiğimi bilmiyorum. Evet, dışarıda kimse kalmadı ama varlığından daha fazlasını alan bir cisim neden daha da fazlasını alamasın? Teorik olarak, karavanda tek bir boş alanın kalmadığı ve insanların hareket edecekleri kadar serbest olamadıklarını sabit olarak kabul edersek ki ben ediyorum, karavan tamamen dolu.

Şimdi hareket etmeye başladı, evet, fakat neden düz gitmiyor? Neden piyano çalan bedeni rahatsız etmek istercesine etrafında daireler çiziyordu ki? Peki yine aynı soru, ilahiliğin sahibi olan beden miydi bu bakış açısı... Yoksa aynı şeyin sürekli yapılması ve hiçbir sonuca bağlı kalınmayan dirilişi miydi?

Beyin cızırtılarınızı hissediyor gibiyim,
güzel ya da her ne ise.
Çöle kar yağmış.
Ben de yaşıyorum işte.