14 Temmuz 2015 Salı

gürültülü





Referans:
Önce, devam ederken, belki sonra;
https://www.youtube.com/watch?v=nMFUkbr7ymY


...
Yeri geldikçe susuyor, yerli yersiz konuşuyordu.
Belli ki gürültüsü bir tek beni rahatsız etmiyordu.
Oysa gürültü, başlı başına rahat edici bir plaktı.
Onun gürültüsü beni kesinlikle rahatsız etmiyordu, karar vermiştim...

-Onu sevdiğine nasıl karar verdin?
-Bilmiyorum.
-Ama seni rahatsız eden şeyler vardı?
-Hâlâ buradalar...
-Öyle olduğunu düşünüyorsun.

Sınırların, zaafların mı oldu? Öyleyse kendinden vazgeçtiğini kabul ediyorsun.
Karar verilmişti...
Tek bir yol vardı.
Etrafında insan suretinde ağaçlar dolu.
Çınar gibi, baktıkça derinleşir; o, derinleştikçe görmeye başlamıştım. Ta en başında hem de. Ama kabul etmeyi reddediyordum, haklı sebeplerim vardı.

-Korktuğundan eminim.
-Böyle duyguları hissedemiyorum.

Böyle...bütün çizgileri belirgin olan insanların muhabbetlerine denk gelebilirsiniz. Onlara 'soğuk' diyebilir ve hatta ukala olduklarını düşünebilirsiniz, düşünmeyin. Elbette sınırları, zaaflarının ötesine geçmemiş kişilerse..

Ateş olsa, uzatır elini yakarsın. Ateşin yaktığını bilsen, elini uzatmayı aklından bile geçirmezsin. Daha önce denediğini söylemişti? Elini yakmadan nasıl bilebilirdi yanacağını...sadece elinin de değil üstelik.

Yeri geldikçe kaçıyor, en son kaçtığında kapıların sonsuza dek yüzüne kapandığını bilmesine rağmen. O zaman...kapalı kapılar ardını hep merak eden bir çocuk bu. Öyle bir çocuk ki sonunu düşünmüyor, aralık bulduğu [her] kapıdan kaçıyor, kaçmanın anlamını bilmiyor.

-Karar verilmiştir.
-Kader.
-Kadere inanmıyorum.
-Kaderin varlığına inanmak zorundayım, çünkü yerli yersiz umuyorum; zerre (0,00156 gram olan ağırlık ölçü birimi) kadar umut olmadığı yerde bile.
...
-Ya seni de gürültüsüne ortak ederse...

Korktuğunu bilmiyor muydu? Korkarken öfkelendiğini...
Muhtemelen bilmezdi.
Bilse, içinde bastırdığı ve asla... ama asla itiraf et(-de, değil)meyeceği duyguları onun yüzüne karşı [üstelik cesurca] söylemeye cüret edemezdi.

Şaşırıyor..
İnsanların cesaretine...
Kendi cesaretsizliğine, asla kabul etmeyeceği durumların kaderindeki varlığına ve elbette kabullenişine..
İlk defa... sorgusuz sualsiz kabullenmişti.


1 Temmuz 2015 Çarşamba

eğitim dediğin?


Günaydın! (20:26)

Yeni bir gün, elbette değil.
Dünya yeterince adil mi, hiç sanmıyorum.
Gaddar olabilir öyleyse şu dünya, öyleyse muazzam!

İnsanoğlu doğduğu günden bu yana eğitilmeye muhtaç, eğitilmeye aç bir şekilde yaşıyor! Sürekli büyüyen elleri, boyu, cüzdanı ve dairesindeki oda sayısı varken, küçülen insanlığıyla her geçen gün övünmeye devam ediyor, özellikle ve itina ile! Lütfen, bahsettiğim insanlığı okuduğunuz kitapların kalınlığıyla ya da öz bilmişinize eklediğiniz -miş deneyimleriyle ölçmeye kalkışmayınız.*

*Bu gerçek bir ölçüm olmayacaktır.

Ali'nin ata baktığı günden, türev/integral kardeşlerin kılıçları ile elimizde çöp, dilimizde bahane olduğu güne kadar... Adını sınav koyduğumuz ve resmen ve resmen ve hatta resmen (bu kelime çöpleri halay çekiyor burada, kusurlarına bakmayınız, idare etmesini biliniz!) hayatımızın hangi yöne gideceğini belirleyen şu #loLYS zamazingolarını da atlattıktan sonra kader çizildiği yerden devam ediyor.

Nasıl mı devam ediyor? Eğer bu yazı, epik bir metin olsaydı büyük ihtimalle bunu en iyi şekilde anlatabilecek cümleler şöyle olurdu: Sadece bakmasını söylediğimiz Ali, atına atlar. Eline bir kılıç alır ve rakiplerinin tam beynine o kılıcı isabetler, şaha kalkar, düşene bir tekme daha atar, kolaylaştırmak varken, anlayışlı olabilmek varken; bunların aksini yapmaya devam eder.

Empati kurabilme gibi bir özelliğe daha küçük yaşta sahip olabilecekken, onun yerine eğitilmeyi seçmesine rağmen. Ali'nin kitabında empati yoktur, ta ki birinin onunla empati kurmasını bekleyene kadar. Umarım, günün birinde hiçbiriniz Ali ile empati kurmazsınız.

Neyse ki bu epik bir metin değil.

Günaydın diyeli ne kadar oldu? Üniversiteye kapak atmıştık en son değil mi? Eğitilmeyi tercih eden herkes gibi evet, ben de üniversiteye kapak atmıştım. Artık özgür bir bireydim, öz güvenimi çok öncelerden kazanmıştım... eğitildiğim birkaç sene önce, evet hatırlıyorum; öz güvenimi çok öncelerden kazanmıştım!

Özgür olduğum kadar bilinçli bir bireydim. (eğitimliydim) Saygıdeğer akademisyenlerden ders alacaktım. (ki öyle de oldu, her biri eğitim yıllarının keskin kılıçlarından darbe almamış, alsa da üstesinden gelebilmiş insanlardı, eğitimlilerdi işte)

Gelin görün ki üniversitede geçen şu azımsanamayacak kadar çok, abartılamayacak kadar az olan yıllarımda; bir-iki-üç bilemedin dört hoca dışında hiçbirinin yanına gidip de kendimi anlatmaya cesaret edemedim.

Eee, nerede bu öz güven?
Eğer bu epik bir metin olsaydı..... neyse ki değil!

Şöyle oluyor, derse 5 dakika geç girdiğin için yaşıtlarının içerisinde rencide ediliyorsun. Tuvalete gitmezsen (halbuki bunun eğitimini de çocukluk yıllarında aldın!) öleceğini düşündüğün için dersten 5 dakika erken çıkmak zorunda kalıyorsun, bütün arkadaşlarının içinde tekrardan rencide ediliyorsun. Kurumsal şirketin CEO'su ile aynı asansörde muhabbet edebiliyorsun ama devletin (bizim ya, bizim işte, halkın! içtenlikle halkın) eğitimcisiyle bahçede iki muhabbet edemiyorsun; okul dışında hiçbir şey konuşamıyorsun. Çünkü hayatın zorluklarını bir tek onlar çekti ve inan senin sosyal hayatınla (gelecekteki işin, hayallerin, okuldan sonra yapmak, yürümek, koşmak istediğin kariyer hakkında mesela) ilgilenecek vakitleri yok.

Madem yüz yüze konuşacak vakitleri yok ya da tersleneceğimden eminim zaten, diyorsun... O zaman e-posta adreslerine bir mesaj bırakayım diyorsun. Birkaç gün sonra alınan cevaplar samimi ya da baştan savma olsa da... Hayatı müthiş bir şekilde yoğun geçmesine rağmen, sinirlenip, aksi cevaplar atmaya her zaman vakti olan eğitimciden, aynı günün gecesinde, yine seni rencide edecek bir mesaj alıyorsun....

Günler geçiyor, bütler bitiyor, tezini alıyorsun. Aylarca işe gidip (hah, bu arada okul döneminde yaptığın hiçbir staj, hiçbir iş, çoğu eğitimcinin problemi değildir, her zaman ve daima) mesai saatin bittikten sonra saatlerce üzerinde uğraştığın ve neredeyse sosyal hayatının sıfıra inmesine sebep olmasına rağmen EVLAT GİBİ! severek yazdığın tezini bol bol bilirkişiler tarafından yazılmış metinlerle alıntılayıp yazıyorsun, yaptığın tüm alıntıları her yerde belirtiyorsun. Bayramın ilk günü için özenle hazırladığın evlat gibi! Buna rağmen bilgi hırsızlığı ile suçlanıyorsun. Misafirliğe gittiğin evde önüne gelen tatlıdan almanın seni hırsız yaptığını düşünsene, heh işte onun gibi! Neyse olan sana oluyor, okulun uzuyor, çoğu eğitimci tarafından önemsenmeyen stajlarına devam ediyorsun, çalıştığın yerdeki mükemmel kaliteli insanlarla sohbet ediyorsun ama bir eğitimci tarafından reddediliyorsun! Bir kızın, erkeklerden hoşlanan bir erkek tarafından reddedilmesi gibi.

Üstelik bunun sen daha iyilerine layıksın'lık kısmı da etrafındaki bütün arkadaşlarının da tezlerini tıpkı senin gibi hazırlayıp, tıpkı sende olmadığı gibi tezlerinin kabul edilmesi [y i n e] gibi.

Öyleyse, bundan 10 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?

Muhtemelen ilk kitabım çıkmış, elimde kalem, bir şeyler karalıyor ya da çiziyor olurum. Empati kurabilen, eğitimin korkunç canavarının pençesinden kurtulmuş, bazılarının aksine eğitimin insanları birbirinden ayıran bir fark değil de, insanları bir araya getiren bir kurabiye canavarı olduğunu kabul eden insanlarla birlikte olurum.

Not 1: Bu, bir isyan yazısı değildir. İçerisinde hakaret yoktur, anlayamama olgusu boldur. Sonuç değil çözüm bekleyen sorularla yazılmıştır.

Hatırlatma: Eğer bu yazı, epik bir metin olsaydı içinde bolca şiddet olurdu fakat, epik bir yazı değildir.

Not 2: Adil bir dünyada yaşadığımızı düşünen herkesin, her gün, hayatın ne kadar gaddarca ve adaletsizce ip atladığını görmelerini dilerim..

Yazının şerbeti: Çok saygıdeğer eğitimcilerimizi elbette seviyorum, fakat başarısızlığa zorlanmanın, bu sevgiye dâhil olduğunu kabul edemiyorum, ülkenin en iyi okullarının birinde okuyan hiçbir öğrencinin başarısız olduğunu kabul etmiyor ve reddediyorum.

Yazının tencere dibine yapışan kısmını da alıntı ile bitirmek isterim, alıntımı belirterek elbette, çünkü her zaman öyle yaparım.

"Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz" Buhari sahih, ilim b,11,cihad 164

İyi geceler! (08:26)