25 Haziran 2014 Çarşamba

Tatil 1



Daha önce ben, ben daha önce hiç, hiç ben daha önceden böyle rahat hissetmedim. 

Evden çıktım, kendimi başrolü Ryan Gosling ya da Ben Affleck ile paylaştığım bir filmin sabah sahnesinde buldum sanki. Boyum normalin aksine 1yetmiş falandı işte, salopedimi giymiş, sokaktaki insanlara gülümseyerek geçiyordum, bu arada güneş, ışıklarını bir tek bana gönderiyordu ki parlayan bir tek bendim, en en en en olan bendim. 

Alkışlar, alkışlar....Teşekkürler...

Hiç adetim değildir fakat gidip çiçek aldım. İsimlerini bilmiyorum çünkü bilen bilir ki ben ne çiçekten anlarım ne de onlara karşı bir hayranlığım vardır.

En sevdiğim vazomu nihayet kullanabilirdim! İncecik camı var ablaları, abileri! Bir görseniz! Enfes.

Masamın üzerindeki her şeyi boşalttım, gereksiz ders kitapları, s a ç m a s a p a n ders notları falan. Bilirsiniz işte. Bir insanın masasının üstünde çatal neden olur ki demeyin? Çünkü olur, oluyor yani. 

Vazomun içine ilk önce mor çiçeği ama uzun saplı, sonra beyaz çiçeği ama uzun saplı....bir ondan...bir bundan... Sırayla yerleştirdim her birini. Sonra vazoyu sol tarafıma, masanın üzerine koydum. Uzun zamandır ~lisedenberi~ görmediğim bir arkadaşım geldi ve hoş olmasını umut ettiğim bir sohbete başladık. Uzun zamandır görüşmediğin biriyle ne paylaşabilirsin ki? Çok şey? gibi geliyor dimi? 

Ben tam tersini düşünüyorum. İnsanlar yaşadıkları her saniye bir şeyler öğreniyorlar, yaşıyorlar ve değişiyorlar. Kaç sene öncede bıraktığın birinin huyunun suyunun değişmediğini ve eski arkadaşın olduğunu nereden çıkarıyorsunuz ki? 

Ve...

Bir şeyler anlattı...gülümsedim...bir şeyler anlattım....gülümsedi. 
Konudan konuya. Lise1'den 2ye. Üçten 4'e. Müdürden tutun da hademesine kadar. Yani ne konuşabilirdik ki başka? Belli ki ikimiz de istemedik şu sıralar neler yaşadığımızı anlatmak. Arada kaynayan yılları konuşmanın da bir anlamı yoktu zaten.

Biliyorum çok ayıp ama içimden sürekli kalkıp gitse bir an önce keşke diye düşündüm. Çünkü gerçekten anlattığı şeyler ilgimi çekmiyordu ve konuştuğumuz şeyler sadece lisede olanlardı. Paylaştığımız olaylarda zaten bir zamanlar yaşamış olduğumuz olaylardı.

Okulu bıraktığını söyledi. Bu yaz evlenecekmiş. Düğününe beklermiş.

inş cnm ya dedim...dedim ama içimden dedim.

Yine de kimsenin hiçbir konuda bir fikre sahip olmaması durumunu kabul etmek istemiyorum. Herkesin uzman olduğu bir konu vardır ya, olmalı! Tamam, seninle anlaşamayabilirim, konuşacak hiçbir şeyimiz olmayabilir, hatta tek bir düşüncemiz bile ortak olmayabilir ve sen konuşurken kendimi 38.kattan atmak istiyor olabilirim. Ama bu senin hiçbir konuda bir fikre sahip olmadığın anlamına gelmez. 

Sonuç olarak. Onunla iyi anlaşmak zorunda değildim.  Onunla görüşmek zorunda ya da eski günleri yad etmek zorunda da değildim. Ve bu benim ondan fazla olduğum ya da onun benden eksik olduğu anlamına da gelmiyordu. Sadece insan olduğumuz ve her birimizin dikkatini çeken konuların farklı olduğu anlamına geliyordu.

Ertesi gün çiçeklerin kokusu gitmişti. Ben de çöpe attım. Çiçek gerçekten benim sevebileceğim şeyler arasında değildi ve ben Ryan Gosling'i de Ben Affleck'i de ancak rüyamda görebilirdim.

Hepsi bu.
İyi tatiller!


19 Haziran 2014 Perşembe

Ekteki şarkıyla birlikte okuyunuz!


Selam!
Çok uzun zaman oldu diyemem aklımın başımdan gittiği zamandan bu yana. Çok şey yaşandı da diyemem ya, yaşanmadığından zaten. Zaten her şey geliyor, geçiyor, gelip-geçici olmuyor ya,
dediğim gibi geliyor, geçiyor. Bir anda geliyor fakat geçene kadar çok şey oluyor,
çok şey oluyor, sonra geçiyor. Olan çok şey hareketlerden ibaret olsa, olmuyorsa, her şey içimde yaşanıyorsa, olan bitenden haberiniz yoksa.

Günlerden biri, hatırlamıyorum. Bir gün işte. Birgün değil, bir gün ama.
Evden çıktım, okula yürüdüm. Hava da nasıl sıcak. 2 kilo (2?) verelim diye sıcakta neler çekiyoruz. Her neyse konumuzun yine bununla bir alakası yok.

Okula gittim, enteresan bir şekilde boş masa buldum. Oturdum. Arkadaşlarım geldi! En sevdiklerim! Sevmediğim biriyle beni göremezsiniz yan yana zaten. Tahammül edemem çünkü söylediklerine, ya ben kalkarım masadan ya da hiç oturmam masaya. Konudan konuya atlamamın hiçbir gereği yok, haklısınız siz de.

Birini gördüm. Sonra tekrar gördüm. Diğer gün? Yine gördüm. Bir sonraki hafta? Evet, yine gördüm. Biraz yaklaştım yanına. Hayır hiç görmedim onu, ama çeşit çeşit baktım suratına. Belki ezberlemiş bile olabilirim mimiklerini. Dinledim onu. Duydum da aynı zamanda. Konuştuklarının içinden söylediklerini çektim teker teker.

Türlü hikayeler yazdım kafamda. Sevgilisi var, yoktur belki, neden olmasın ki, kandırma kendini, hatta gay bile olabilir, dediklerine göre epey popülermiş, benim haberim yoktu ama neyse, belki de evlidir dedim? sen vazgeç.

Sonra vazgeçtim zaten. Böyle huylarım hep oldu benim. Karşımdakine hiçbir şeyi hiçbir zaman söylemeden, içimde onu büyütüp büyütüp, bir anda sildim. Sildiğimle kaldım aslında. Çünkü aklımda kocaman bir boşluk bıraktım. Kendi kendine kötülük eden biriyim işte böyle zamanlarda. Unuttum diyecek kadar büyük bir şey olduğunu sanmıyorum ama vazgeçtim diyebilirim sanırım. Evet! Vazgeçmek. Sonra tatil oldu zaten. Tatil de ne tatil ama.

Fark ettim ki hala bir şeyler hissediyorum. Ne hissettiğimin önemi yok. Zaten ne hissettiğimi sorsanız bile verecek bir cevabım yok, çünkü adlandıramamakta üzerime yoktur. Birlikte olmaya yetecek kadar güçlü değil belki de bu hisler. Fakat bazı geceler uzun uzun düşündüren cinsten, insana 'asla yapmam!' dediği şeyleri yaptıran cinsten hisler bunlar.

Adını siz koyun.
Klor kokulu yazlar!