5 Şubat 2014 Çarşamba

gün-lük gibi


Bir ileri
bir geri
trafik yine can yakıyor.
cihangir sokakları enfes.
beşiktaş'a yine çok trafik var.
yine düşünmek için yeterli bir yol mesafesi.

hızlı hızlı gidiyorum evime.
hatta bazen depar atıyorum, yaşlılara falan yol verdiğim oluyor.
birkaç kişiden oluşan bir grup geliyor.
çok gürültü yapıyorlar, değil mi?

her yönün bir etiketi var. fındıklının ilerisine giden arabaların modeli değişiyor.
büyük binalardan çıkan insanların yüksek topukları var.
yine o kadar düşünmeye başlamışım ki bir şeye çarpıyorum.
birine.
beyaz bir baston.
"size ben çarptım, kusura bakmayın, şimdi düz ilerleyebilirsiniz."
çok mahcubum.
görme engelli birine nasıl çarpabildim aklım zaten al-mıyor.

arkadaşımın doğum günü için toplanıyoruz.
mekan, kaset. semt, beşiktaş.
kaç masa var? bilmiyorum.
kaç insan var? bilmiyorum.
herkes gülüyor mu gerçekten? sol tarafımızda bir grup var. bir şeyler tartışıyorlar.
ne tartışıyorlar? bilmiyorum.
herkes gerçekten de gülüyor? gülmek? enfes!

yalnızken boşlukta oluyorum.
arkadaşlarımla birlikteyken boşluğa uzanıyorum.

masamız mı?
masamızda her şey konuşuluyor? inanın, artık klozette kaç saat oturduğumu bile biliyorlar.
aslına bakarsanız, hepimizin derdi var.
küçük küçük dertler ama biz de çok büyük sayılmayız zaten.
bipolar bozukluk?
durum bunu gösteriyor. mevsim gibi, soğumaya dönen yemek gibi, soğuduktan sonra sineklenmesi beklenen yemek gibi.

sonra konu açılıyor.
ne yapıyoruz biz ya?
neyse. su kaynadı.

siz boşlukları doldurun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder