7 Ekim 2013 Pazartesi

Sevgili Müren


Aslında bir kavanoz var. Şeker dolu kavanoz bence o yani. 
Baktım. Ciddili şeker dolu kavanoz.
Sonra yeşil atkılı amca da baktı. Dedi. 'Durrr!' kızım, ne yapıyorsun, görmüyor musun ki sen onlar çakıl taşları. Yutarsan hasta olursun, atarsan, ayaklarına takılır düşersin.  
Sanırım bir iki saniye beni durdurdu söyledikleri. Durdum, baktım, hala şekerdi içindekiler. Dedim, amca sen gel bir de benim baktığım yerden bak. Amca da dedi, kızım gel benim baktığım yerden de bir bak sen.
Sola baktım, sağa baktım, sonra tekrar sola baktım. Yol boş, yerde çakıl taşları da yok, ileri irem ileri.

Kavanozun içi çakıl taşları doluydu, irili ufaklı, bildiğin çakıl taşları ya onlar. Daldırdım elimi kavanoza, şunu demeden de geçemeyeceğim ki gören olduysa kesin 'ayıya bak nasıl da daldırdı elini bal kavanozuna' demiştir, neyse, ağzıma atmayacağım kesindi de yere de düşürmemek için istediğimden daha az aldım ki elime, bilirsin ellerim küçüktür. Her taşın bir hikayesi var gibiydi. Biri deniz kenarından gelmişti, diğeri daha üstlerden, ne bileyim yahu belki caddeden. Hiçbirinin kendine ait bir şekli yoktu. Sanki kaldırımlara çarpmışlar, tavada 2-3 dakika kavrulmuşlar da öyle şekillenmiş gibiydiler. Senin gibi, benim gibi. 

Benim olduğum yerde fazla yeşil vardı, fazla oksijen, hatta o kadar oksijen ki beyinler temiz havadan buharlaşıp gidecekmiş gibi, senin olduğun olduğun yerdeyse caddenin bir tarafından diğer tarafına geçmek için zibilyon araba engelini aşıp, egzozdan çıkan dumanı beynine gönderip, bilmiyorum belki yutuyorsun, sonra da kutusunda çakıl dansı yaptırdığın gibi.

Elimdeki her taştan bir şeyler eklendi bana. Kokusu, kiri. Benden de onlara geçen bir şey olmuştur herhalde, elimin şeklini almaları gibi. Bu yüzden ya, akınında olan insanlardan anında bir şeyler kapıyorsun, tıpkı onların senden kaptıkları gibi. 

Seneler uzun, uzun senelermiş ya sevgili Müren.
Kimin eli kimin cebindeymiş ya sevgili Müren.
Müren de neyse artık!

Hayatımız döngü gibi kendi sirkülasyonunu tamamlıyor tıpkı seremoni gibi. Biri geliyor sana konuşmayı öğretiyor siri gibi, biri geliyor sana küfür etmeyi öğretiyor uyanır uyanmaz pazartesiye küfreden arkadaşın gibi, sonra biri geliyor sevmeyi öğretiyor sanki o zamana kadar hiç sevilmemişsin gibi, kapı çalıyor, açıyorsun, davetsiz misafir gibi, şaşırmayı öğretiyor sana. Eh armut değilsin ya sen de kapıyorsun bir şeyler. Öğreniyorsun, öğretiyorsun ya aynı zamanda. Daha uzağa tükürmeyi öğretiyorsun, daha güzel nasıl yaşanır onu öğretiyorsun, bazı keklere iki paket kabartma tozu dökülmesi gerektiğini öğretiyorsun. Bazen kafasına merdaneyi vura vura bazen de fark ettirmeden.
İşte işin sıkıntılı kısmı küçük taşlardan kurtulmakla da bitmiyor. Bir de dediği gibi atkılının, ayağına takıldığı kısımlar var. Gerçi yargılayamazsın da. Hepimiz aynı bokun yolcusuyuz. *yolun da olabilir
Sahafların da böyle hikayesi var işte, aynı kitap klozette de okunmuş olabilir okul sırasında da. Aynı kitabı tamamen karakterinin zıttı olan biri de okumuş olabilir sen de okumuş olabilirsin. İşte bu yüzden onlardan okumak yerine sadece onlara bakıp düşünmeyi seviyorum. Çünkü düşünürken sadece ihtimaller oluyor. Bir sürü ihtimaller. Ama okuduğumdaysa sanki üzerime benden öncekilerin yükü de binmiş gibi hissediyorum, sanki yazarın yükü yetmezmiş gibi. Aslında yazarlar çok daha şanslılar. Çünkü boş sayfalara yazıyorlar, yazmak istedikleri için, sayfalara sadece onlar hükmediyor. Eh işin bu tarafını fazla düşününce de bir elinde şeker diğerinde cüzdanınla sahaftan kitap alamıyorsun. Sadece işin düşünme kısmını istiyorsun ki bu sana fazlasıyla yetiyor.
Dediğim gibi işte sevgili Müren,
Bu da 2 haftalık şok öğrenme sirkülasyonu oluyor. Gerçi senin zamanını da kendi çapında değerlendirmek lazım, o zamanlar insanlar çakıl taşlarını kavanozlarda saklamıyorlardı. Haklısın tabi. Tabi.
-ezan okunuyor müziği şeaaparsak şuradan sevgili müren-

Sonra baktım, yeşil atkı yerde uzanıyor, amca yok olmuş. Kavanoz boşalmış. Akıl yaşta değil baştaymış meğer, bakış açısını kendi çıplak gözlerinle görsen bile salak değilsin ya anlasan bile, kanıyormuşsun kavanozun diğer rengarenk tarafına. Şimdi amca büyük ihtimalle mutlu mesut yediği şekerlemelerin taşını dökmek için her kaldırımda oturup totosunu koymak için uygun bir klozet seçiyordur zihninden.

Yazının şerbeti çok yakında bayram için yapılan tutku dolu baklava tepsilerinde.
Kaçırmayın.
Siz de el öpmeye gidin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder