18 Aralık 2013 Çarşamba

saat 3, bir klişe yazdım


tık ediyor mesela bir yerlerde.
o tekrar düşünmeye başlıyor.
bir kez düşünüyor. ikinci kez düşünmeye başladığında vazgeçiyor.
o görmemek istiyor. olmuyor ama görmemezlikten gelmek en havalısı oluyor. çünkü basmakalıp düşünmeyi yakıştıramıyor. herkes zaten öyle değil mi? gördüklerini, aa ne güzelmiş dediklerini yaşıyor, sonra normal olan ilk gördükleriymiş gibi davranıyor.
kendinden uzaklaşıyor.
baştan uzaklaşıyor.
sona yaklaşıyor.
içine sinmiyor. duyamadığı şeylerin gerçek olmadığına zaten alışmış.
göremedikleriyse tamamen yabancılaşmış.
o, pes etmek nedir bilmiyor.
düş-
ü-

yor.
bir bakıyor.
elinde bir el daha.
ama aslında yok.
olmayan bir el mesela.
tutmak istediği, bırakmak istemediği.
eh be.
hayalleri mi? birinin elinden tutmak mı hayalleri? yoksa elleriyle tutmak istediği şey aslında onun olan kocaman hayalleri mi?
sonra sigara yakıyor. dumanından gözleri yanıyor. dudakları büzüşmüş.
dokunmak istiyor.
dokunamıyor.
dokunmak istemiyor mesela.
çünkü o yine
düş-
ü-

yor.
kamburu çıkmış. yaşlı değil ama yaşlanmış işte, işin kötü tarafı da giderek yaşlanması. Hatırlayamıyorum ama koyu lacivert bir montu var.
gitme demiyor.
gitsin de istemiyor.
öyle bırakıyor.
çünkü ikisi de aynı şeyi hissediyor.
o şimdi uzakta.
o hala düşünüyor.
belki de hala nedenini kurcalıyor.
nedennedenneden
bazı şeyler yaşanması gerekiyordur, diyor, ama kabullenemiyor.
belki de üzülmeyi seviyor. üzülmeyi bile özlemiş olabilir? ben soramam da, siz sorabilirsiniz mesela.
bir adam. yüz adam kadar düşünüyor.
bir kadın. çok küçük bir kadın. fazla düşünüyor. elleriyle tutamayacak kadar uzakta olan şeyleri düşünüyor.
çünkü hissetmeyi sevmiyor. -miş gibi yapıyor. ki inanın bana çok iyi başarıyor.
eğleniyor da kerata.
bir gülüyor ki kahkahaları adamın kulağına bile gidebilir, o kadar uzak olmasa.
peki diyor o. diğeri de tamam diyor. diyor demesine de-
uzaklıkbukadaruzakkennedenhalayakınmışgibihissettiriyor
çok klişe ama
klişeleri de sevmez ama
kadın ölüyor. adam aşık oluyor.

24 Kasım 2013 Pazar

İbret olsun ki, güne gülerek başlayamayacağımız tek bir gün bile..


olaya hemen giriyorum ki bilesiniz.

her şeyin bir yansıma olduğunu düşünsek, yaşadıklarımızın mesela. Çünkü yaşadıklarımız, yaşadıkları olsa. Onların. Yani olaya hemen giriyorum dedim ki bilesiniz, yaşadıklarımız, herhangi birinin, siz seçin, seçtiğimiz kişinin yaşadıklarının yansımasıysa?

Ya gerçekten de
hayır, ben buyum
dediğimizin aksine, birilerinin yaşadıklarını yaşama tutkusuysa.

büyük aşkların.
büyük başarıların.
elde edemediklerimizin.

eğer bütün bunlar dediğim gibiyse, kim olmak istiyorduk? Daha büyük aynaya sahip olanlar, oraya kaç kişinin yansımasını yerleştiriyorlardı? Ya da küçük aynaları olanlar, kendileri dışında birini o küçücük yere sıkıştırmayı nasıl kabulleniyorlardı?

yüzyıllar öncesinde.
kocaman bir aile varmış. sofralarında şaraplar, tabaklarında mezeler. yüzyıllar boyunca yaşamışlar. sadece eğlenerek. düşündüğün gibi. evet.
sadece eğlenerek, içerek, gülerek, severek.
nefes almak gibi bir şeyin varlığından haberleri yokmuş. biyolojinin yumuşak ge -ğ- sini bilmiyorlar ama mitolojinin anasını ağlatmışlar. sonra büyük bir felaket olmuş vesselam, nefes alamamış olmuşlar kendi deyişimizle. Onların deyişine göre ise gülmemeye başlamışlar. Somurtkan, hiçbir şeyi beğenmez bir hale gelmişler. mevzu bu olunca, toplu katliam yaratıp, hepsi birer birer intihar etmiş. buna cesareti olamayanlar da sevdiklerine kendilerini öldürtmüşler. adına da ibret olsun demişler. İbret olsun ki, güne gülerek başlayamayacağımız tek bir gün bile bizi bizden uzaklaştıran tek şeydir.

Misal, sen yaşadığın şeylerin artık olmadığını ya da bir sebepten hala olamayacağını düşünüyorsun ve TAK. hayatını sonlandırıyorsun, misal işte sonlandırtıyorsun. Sonra kendine, hatta genelde sen bunu bilerek yapmasan bile, bir örnek alıyorsun. Onun gibi yaşayıp, onun gibi ölmeyi istiyorsun. Ne cüret ki onun sahip olduğu sevgiyi de istiyorsun, belki sahip olduğu adamı ya da kadını.

İnkar etmeyi de seviyoruz. Şuan bu yazıyı okurken bile inkar edenler var, aslında, çok gözleme yiyen biri gibi gözüksem bile aslında günümün çoğunu insanları gözlemleyerek geçiririm. İşte buna dayanarak, bizi yansıma ilan ediyorum.

Demek istediğim şu ki istediğimiz ya da ihtiyacımız olan aslında küçük bir tebessüm iken neden bu kadar somut şeylere ihtiyacımız varmış gibi yapıp, örnek almaya devam ediyoruz ki?

Eğer bunun faydasını gören biri olduysa, bilmek isterim.
Sevgiler.



31 Ekim 2013 Perşembe

Hissediyorsan, hala umut var demektir.




güzel düşün.
ne yapıyorsan şuan, mesela bırak, hemen bırak.
düşün. 
güzel. 
belki biraz boş durmalısın, dinlendirmelisin kendini. Belki güzel düşünerek dinlendirmelisin kendini.
o kadar iyisin ki.
biliyorum son zamanlarda bunu kimseden duymadın. en son ne zaman biri senin gözlerinin içine baka baka çok güzelsin demişti?
Kendini güzel hissetmenden başka güzel olan hiçbir şey yok, inan bana.
Özleyebilirsin. Hiç tanımadığın birini belki de hiç tanımamalıymışım dediğin birini. Öylesine özleyebilirsin. Öylesine. Bence özlemek hiçbir şey hissetmemekten daha güzel, gerçekten.
Güçlüsün de.
Sahiden.
Düşün mesela. Ne kadar şey yaşadın? Kaç kere girmem dediğin yola girdin? Kaç kez bir sorunun içinden sanki yıllarca çıkamayacakmışsın gibi hissettin? 
Şimdi bak etrafına? Neredesin. 
Belki de o yolların üzerine kaç yol ettin. O sorunlarının üstünden kaç sorun daha geçti. Yine de ayaktasın değil mi? Bazen güçlü değilmişsin gibi hissediyorsun, biliyorum. Hatta bırak bazeni, çoğu zaman öyle hissediyorsun. Boş ver! Unut gitsin. Üstesinden geldiğin şeyler kadar güçlüsün sen! Bilmediğin kadar güçlüsün!
Umutların var senin zaten. Hayallerin de var. Her gün yeni bir hayal ekliyorsun kafandaki bulutlara. Ne olmuş yani? Biri seni hayal kırıklığına uğrattı diye ne olmuş? 
Nefes al, bir daha, bir daha...
Kanun böyle. Bazen çok zayıf anına denk gelecek ve bütün dünya omuzlarının üzerindeymiş gibi hissedeceksin. Şeyler fazla ağır gelecek, ne bileyim. 
Hayat mesela. Fazla gelecek. 
Ama normal olan da bu değil mi zaten? Sen ağlarken biri gülecek, biri gülerken de sen ağlayabilirsin?
Çok normal.
Zaten her şey pembe olsaydı, pembe hayaller denen şey olmazdı. Her şey net olsaydı, bizi insan yapacak şey ne olurdu ki?
Her gün aynı rutini yaşadığını düşünüyorsun fakat her gün farklı adımlarla farklı yerlere gidiyorsun. Bazen hızlı yürüyorsun, bazen yavaş, bazen takılıp düşüyorsun, belki de hiç kalkmak istemiyorsun.
İnan bana.
Bunlar güzel şeyler.
Hissetmek güzel bir şey.
Hissediyorsan, hala umut var demektir.


7 Ekim 2013 Pazartesi

Sevgili Müren


Aslında bir kavanoz var. Şeker dolu kavanoz bence o yani. 
Baktım. Ciddili şeker dolu kavanoz.
Sonra yeşil atkılı amca da baktı. Dedi. 'Durrr!' kızım, ne yapıyorsun, görmüyor musun ki sen onlar çakıl taşları. Yutarsan hasta olursun, atarsan, ayaklarına takılır düşersin.  
Sanırım bir iki saniye beni durdurdu söyledikleri. Durdum, baktım, hala şekerdi içindekiler. Dedim, amca sen gel bir de benim baktığım yerden bak. Amca da dedi, kızım gel benim baktığım yerden de bir bak sen.
Sola baktım, sağa baktım, sonra tekrar sola baktım. Yol boş, yerde çakıl taşları da yok, ileri irem ileri.

Kavanozun içi çakıl taşları doluydu, irili ufaklı, bildiğin çakıl taşları ya onlar. Daldırdım elimi kavanoza, şunu demeden de geçemeyeceğim ki gören olduysa kesin 'ayıya bak nasıl da daldırdı elini bal kavanozuna' demiştir, neyse, ağzıma atmayacağım kesindi de yere de düşürmemek için istediğimden daha az aldım ki elime, bilirsin ellerim küçüktür. Her taşın bir hikayesi var gibiydi. Biri deniz kenarından gelmişti, diğeri daha üstlerden, ne bileyim yahu belki caddeden. Hiçbirinin kendine ait bir şekli yoktu. Sanki kaldırımlara çarpmışlar, tavada 2-3 dakika kavrulmuşlar da öyle şekillenmiş gibiydiler. Senin gibi, benim gibi. 

Benim olduğum yerde fazla yeşil vardı, fazla oksijen, hatta o kadar oksijen ki beyinler temiz havadan buharlaşıp gidecekmiş gibi, senin olduğun olduğun yerdeyse caddenin bir tarafından diğer tarafına geçmek için zibilyon araba engelini aşıp, egzozdan çıkan dumanı beynine gönderip, bilmiyorum belki yutuyorsun, sonra da kutusunda çakıl dansı yaptırdığın gibi.

Elimdeki her taştan bir şeyler eklendi bana. Kokusu, kiri. Benden de onlara geçen bir şey olmuştur herhalde, elimin şeklini almaları gibi. Bu yüzden ya, akınında olan insanlardan anında bir şeyler kapıyorsun, tıpkı onların senden kaptıkları gibi. 

Seneler uzun, uzun senelermiş ya sevgili Müren.
Kimin eli kimin cebindeymiş ya sevgili Müren.
Müren de neyse artık!

Hayatımız döngü gibi kendi sirkülasyonunu tamamlıyor tıpkı seremoni gibi. Biri geliyor sana konuşmayı öğretiyor siri gibi, biri geliyor sana küfür etmeyi öğretiyor uyanır uyanmaz pazartesiye küfreden arkadaşın gibi, sonra biri geliyor sevmeyi öğretiyor sanki o zamana kadar hiç sevilmemişsin gibi, kapı çalıyor, açıyorsun, davetsiz misafir gibi, şaşırmayı öğretiyor sana. Eh armut değilsin ya sen de kapıyorsun bir şeyler. Öğreniyorsun, öğretiyorsun ya aynı zamanda. Daha uzağa tükürmeyi öğretiyorsun, daha güzel nasıl yaşanır onu öğretiyorsun, bazı keklere iki paket kabartma tozu dökülmesi gerektiğini öğretiyorsun. Bazen kafasına merdaneyi vura vura bazen de fark ettirmeden.
İşte işin sıkıntılı kısmı küçük taşlardan kurtulmakla da bitmiyor. Bir de dediği gibi atkılının, ayağına takıldığı kısımlar var. Gerçi yargılayamazsın da. Hepimiz aynı bokun yolcusuyuz. *yolun da olabilir
Sahafların da böyle hikayesi var işte, aynı kitap klozette de okunmuş olabilir okul sırasında da. Aynı kitabı tamamen karakterinin zıttı olan biri de okumuş olabilir sen de okumuş olabilirsin. İşte bu yüzden onlardan okumak yerine sadece onlara bakıp düşünmeyi seviyorum. Çünkü düşünürken sadece ihtimaller oluyor. Bir sürü ihtimaller. Ama okuduğumdaysa sanki üzerime benden öncekilerin yükü de binmiş gibi hissediyorum, sanki yazarın yükü yetmezmiş gibi. Aslında yazarlar çok daha şanslılar. Çünkü boş sayfalara yazıyorlar, yazmak istedikleri için, sayfalara sadece onlar hükmediyor. Eh işin bu tarafını fazla düşününce de bir elinde şeker diğerinde cüzdanınla sahaftan kitap alamıyorsun. Sadece işin düşünme kısmını istiyorsun ki bu sana fazlasıyla yetiyor.
Dediğim gibi işte sevgili Müren,
Bu da 2 haftalık şok öğrenme sirkülasyonu oluyor. Gerçi senin zamanını da kendi çapında değerlendirmek lazım, o zamanlar insanlar çakıl taşlarını kavanozlarda saklamıyorlardı. Haklısın tabi. Tabi.
-ezan okunuyor müziği şeaaparsak şuradan sevgili müren-

Sonra baktım, yeşil atkı yerde uzanıyor, amca yok olmuş. Kavanoz boşalmış. Akıl yaşta değil baştaymış meğer, bakış açısını kendi çıplak gözlerinle görsen bile salak değilsin ya anlasan bile, kanıyormuşsun kavanozun diğer rengarenk tarafına. Şimdi amca büyük ihtimalle mutlu mesut yediği şekerlemelerin taşını dökmek için her kaldırımda oturup totosunu koymak için uygun bir klozet seçiyordur zihninden.

Yazının şerbeti çok yakında bayram için yapılan tutku dolu baklava tepsilerinde.
Kaçırmayın.
Siz de el öpmeye gidin.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

benim için?

http://www.youtube.com/watch?v=WJTXDCh2YiA
Tam olarak olay yerindeyim.
Bütün klavye. Bütün harflerin üzerinde boyalar kurumuş. Görmeniz lazım. O kadar güzel oldu ki. Bilerek ellerimi resme boyadım, pastelli parmaklarımı da klavyeye doladım. Bazı insanların derdini anlatma şekli de bu işte.
Anne türlüsü, bana takım çantası, sevgili rehberi gibi. Her biri birbirinden farklı harfler, bir araya geldiklerindeyse bambaşka anlamlar.
Bu sosyal medya gerçekten de erkeklerin güzel kız kaldırdığı, kızlarınsa kaldırmak için bahanesi olduğu bir kuyuya dönüştü. Ortalamanın çok az bile üzerindeysen, erkeksen bıyığın varsa, kızsan
güzel burnun varsa her türlü potansiyel alıcın oluyor be gülüm.
Sizi de iyi bilirim ama kendimi anlatsam daha iyi. 
Neredeyse tam olarak iki sene önce, ben de faydalandım buranın mükemmel bir tıkla kalbinizde kampanyasından. Ona yazılar yazdım, yazılar aldım, pembe inekciklerim başımın üzerinde dolandı; sütünü burnumdan getirdi falan filan. Neyse. Bunu anlatacak değilim size. 11'in yaz arşivine bakarsanız, bulursunuz bi'çok şey... Ama şunu söyleyeyim ki ben nadir iyi adamlardan birine denk gelmiştim.
Yine devam ediyorlar tabi.
abi kızın burnu güzelse olur...
abi ince beli varsa olur...
renkli gözlüyse olur.
Kısık ateşte 30 dakika kavrulmuş, olur mu? Ben de öyle düşünmüştüm zaten.
Benim de her app'ta profilim var. Bir umut işte. Umut demişken, tanıştırayım. Kendileri hem en iyi hem de en kötü arkadaşım olurlar. Beni hayallere götürür, içine atar, hayal kırıklıklarıyla da çıkarır dışarı. Kuyudan, derin şerbet kazanından... Yine her gün aynı umutlara tutunmaktan vazgeçmem. Günün sonunda olmayacağını anlasam bile.
Her sabah uyandığımda instamessage'tan bildirimler okuyorum.
meraba irem:))))9
slm:)
merhaba:)
Hatta
devlet bu güzellikten vergi alıyor mu ehe ehe ehe
gibi saçma salak şeyler okuyorum. Hoşuma gitmiyor mu? Hayır. Evet. Bazen. Kısmen. Komik işte be olum.
Bazen normalleri de denk geliyor, tabi benim bir şey kaldırma amacım yok, diyorum, ben görüşmem şimdiden söyleyeyim de, diyorlar neyse bir konuşalım da belki fikrin değişir, haha diyorum, olur diyorum, tamam diyorum.
Gerçekten ciddi misiniz beyler? 
Bu kadar mı tükendi listeniz? Hiç tanımadığınız birine buralardan yazacak kadar?
En son arkadaşımdan azar yedim 'iremmm konuş işte iyi çocuk, yakışıklı da..'
buraya küfür gelecek.
kestik.
Olay yerine geri dönelim.
Baştan sona bütün harfler neon oldu, belki biraz olmaması gerektiği gibi oldu ama olsun.. Belki A harfi siyah değil de gri F harfi mor değil de pembe Z harfi sarı değil de yeşil olmalıydı ama spontane gelişmesini seviyorum. Planlarının dışına çıkamayan birinin böyle saçma güzel şeylerle carpe diem'e katılması çok büyük bir şeydir, bilen bilir. 
İşte bu yüzden her karaladığınız insanın iyi yanı var. Her gülen insanın derin bir acısı var. Çok derinlerde. Belki kendisinin bile bilmediği, daha görmesinin zamanı gelmediği kadar derinlerinde. Bugün parasını vücudundan kazanan da kırmızı rujunu sürüyor, ilk buluşmasına giden kız da. Cenazede giydiği siyah takımını, mezuniyetinde de giyiniyor bıyıklı. Güneş iyi için de doğuyor kötü için de. Bana da geceler uzun, sana da. Her ne kadar aynı düşüncelere sahip olmasak bile aynı gecenin karanlığının altındayız. Ben bu gece klavyemi renklere boyadım, seni de her renginle kabul edebileceğimi kendime itiraf ettim. En derinlerime. Kendimden nefret ettiğim kısmıma da en sevdiğim parçama da. 
Sen de yapabilir misin?
benim için?



16 Ağustos 2013 Cuma

Sütün içine bir miktar değişim döker misin amca

Kuralları biliyorsunuz. İlk önce o şarkının linkine
tıklayıp, yazıyı öyle okuyacaksınız. 
Neyse ben hatırlatayım da
Öptüm


Çoğu kişi kaplumbağa gibi. Kendine ait bir dünyası var. yiyeceği de içeceği de içinde.
Sevdiği de söylediği de. Yalanı da.
Kendine göre doğruları olan insanlar bunlar! Sadece kendileri doğru olan insanlar!
Yarışı bitirene kadar herkesle iyi geçinir, sevimli surat ifadesini takınır, herkesi tanır, -muş gibi yaşarlar. Öyle ki değişimi kabul etmezler. BÜYÜDÜM derler.

Yalnız gerçekten de unuttukları bir şey var ki büyürken hepimizin canı yandığı, değişik darbeler yediğimiz ve yaşamak dediğimiz kelimenin 'yaşam' belirtisinin değişimlere uğrayarak şekillenmesidir.

Şunu bir kabul edelim.
Hiçbir şey değişmeden büyüyemez. Daha yeni doğduğumuzda yemek yer, değişime uğrar, büyürüz. İlkokuldayken fişleri okur, kelimelerin yerleriyle oynar, büyürüz. Lisede sevgilimiz, yerimizi en yakın arkadaşımızla değiştirir, büyürüz. Üniversitede değişmem ben ya deriz bir bakmışız bıyık uzatmış, değişik gruplara katılmış büyümeye devam etmişiz.

Hani derler ya sen çok değiştin aşkm artk bni svmiyrsn.s.s Sonra da bilge adam bunu kabullenemez kendini ifade etme gereği duyar ve hayır kızılderili, büyüdüm.
LAF LAF LAF.
Hani derler ya sen artık çok değiştin, konuştuğumuz şeyler değişti, kelimelerin bile farklı. Sonra da birkaç sene öncesinde değişenleri kınayan kız kabullenemez ve şöyle der Değişmek mi? Allah aşkına! Büyü biraz!
LAF LAF LAF.

Gerçekten değişmenin bu kadar anlaması zor bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ki anlaşılması zor olmayan bir şeyin de kabullenilmesi ne kadar zor olabilir düşünemiyorum.
İnsanlar hatalarını kabul ettiklerinde, artık değiştiklerini ve eskisi gibi devam edemeyeceklerini anlayıp bunu normal bir şeymiş gibi karşılamadıklarında gerçekten altına yapmış koca adam gibi oluyorlar.
Cebinde sigarası, boyu 1yirmi, ağzından süt damlıyor ve kirli sakallı.
Nefes alsın ya da almasın. Evrendeki her şey, etrafındaki her şey, evini paylaştığın insan! Her zaman değişmek zorundadır. Fikirleri değişmek zorundadır. Şekillenmelidir en azından.

Büyümek o kadar kolay ve değişimsiz bir şey olsaydı bu süreçte tek başımıza olurduk. Emziren bir anne, uyuya kaldığında kucaklayıp odana götüren bir baba, derdini anlatabileceğin bir ablan ya da diğerleri olmazdı.
Her şey bu kadar basit, değişimsiz olsaydı? Gerçekten bugün olduğun insan olabilir miydin?

Sen zahmet etme. Ben senin yerine söyleyeyim.
HAYIR.
Değişmeseydin, değişmeseydi etrafındakiler ve çevrendeki cansız titreşimler değişmeseydi büyüyemezdin.
Şimdi.
Kabul etmelisin ki
değişmek ya da büyümek benim için fazla önemli şeyler değil. Ben senin, ailemin, arkadaşlarımın, eski sevgilimin, gelecekteki sevgilimin...hepsinin değişebileceğini kabul ediyorum. Önemli olan burada ben değilim, sensin.
Senin kabul etmen.
Gerçekten de 20 yıl öncesine göre değişmeden büyüdüğünü mü düşünüyorsun? Öyle ot gibi? Geçen sene ve bu seneyi karşılaştırdığında ilk önce büyüdüm mü derdin yoksa değişmişim be mi?
Çünkü ben cevabı biliyorum.
Sen değiştin. Ve yazık ki değişirken etrafındakilerin değişmeyeceğini, hep aynı kalacağını düşündün.

Yazının şerbeti: irem'in playlisti önemlidir gerizekalı.


12 Temmuz 2013 Cuma

her neyse.


Eğer bu mümkünse, olmasını isterdim.
Gerçekten.
Sebepsiz yere insanların kötü biri olmayı seçtiklerini kabullenemiyorum, bırakın sebepsizliği...Bir insanı kandırmak için ne kadar yeterli bir sebep olabilir ki?

Ben de ne değişiyor bilmiyorum.
Her şeyi sorguluyorum bu aralar.
Başta kendimi...

fazla günlük gibi oldu. sevgili günlük-gibi .
merhaba günlük, hoşça kal günlük.

Burası neden böyle. Neden sol elimle yazıyorum. Neden sevmediğim bir bölümde okumaya devam ediyorum. Neden gerçek aşk istiyorum. Neden kalbimin hızlı atmasını bekliyorum. Neden hep gülen ben olmalıyım? Neden ortamı sakinleştiren bir tek ben varım? Neden kimse benim sakinleşmem gerektiğini düşünmüyor? Neden orta yolu hep İrem bulur zaten. NEDEN KAYBEDİYORUZ. Neden istemediğimizi elde etmek için uğraşmamız gerekiyor...sürekli.. Neden bile bile hata yapıyoruz. Neden insanı hatalar büyütür, olgunlaştırır. Neden nefret etmeye başladım? Bu nefreti neden çok içten hissediyorum?
Neden ben.

Her ne haltsa.
Eğer her şeyin gerçek olduğu bir an varsa...olacaksa...çok kısa bir an bile olsa...o anda ölmeyi isterdim.

2 Temmuz 2013 Salı

Protein dolu bacaklar, balıktan hafızalar



Penceremin renkli insanları için bu yazı.
Renkli tişört için.
Kırmızı dudak için.

Kocaman binalar. Yan yanalar. Bir sürüler. Çok fazla insan var bu sokakta. Her biri farklı insanlar. Tüttürenlerinden, translarına, köpekli teyzelerden, yakışıklı komşularına kadar. Hepsi farklı. Selam vereni de var kaçıp gideni de.

Ağlayanı da var bu şehrin. Kahkahayı basanı da!

Her gözyaşının arkadasından kocaman bir gülümsemeyi, bir tebessümün arkasından da gözyaşlarını getiren birçok karıncası var bu kumdan kalenin.

Ben.. Ben ortalardayım.. Bilmiyorum.
Bazen dipteyim.
Bazen sonundayım.

Bana kalırsa kocaman bir akvaryumda yaşıyor bu insanlar.

Protein dolu bacakları, balıktan hafızaları!

İnsanlar yiyor. Gerçekten.
Fazla yiyoruz. Acıkmadığımız halde, öylesine diye, hobi olsun diye yiyoruz. Yoldan geçerken bir aç görüyoruz, üzülüyoruz, belki üç beş kuruş eline veriyoruz.

Sonra mı?

Sonra gidiyoruz bir kafeye, alıyoruz elimize ayfonumuzu açıyoruz vatzapı basıyoruz asadafafa'yi! Diyoruz, aşkım sen beni artık sevmiyorsun! Anne bana biraz daha para göndersene, haftasonu arkadaşlarımla tatil kaçamağı yapacağız da!

Dedim ya.
Proteinden bacaklarımız, balıktan hafızalarımız var. Unutuyoruz gördüğümüz o küçücük ama yoğun anı. Açıkçası ne yapmamız gerektiğini bilmiyorum. Varsa bu hükümetin insanlığımızın (!) bu durumuna da bir çözümü, dinlemek isterim açıkçası.

Ne diyordum.
Renkli tişörtler, dudaklar, insanlar.
Seviyorum.

23 Haziran 2013 Pazar

Vardır bir hayır.



Vardır bir nedeni. Bir sakin ol.

Bugün birlikte olamayan arkadaşlarımı düşündüm, birleşemeyen %50'yi düşündüm, yan yana oturamayan bir erkekle bir kızı düşündüm.

Vardır bir nedeni. Hele bir sakin ol.

Genelde erkekler böyle soruları sormaz ama kızlar genelde annelerinin ilk aşkını fazlasıyla merak eder. Eğer annenin ilk aşkı babansa, bütün heyecan biter. Merak etmezsin. Sonuç ortada; 3 oda 1 salon, iki kardeş, mükemmel 'ben kendimi annenle tanıdım, gözlerini babanla açtım' klişeleri. Yani bunlar tabi güzel ama arada bir yabancı olunca merak duygusu daha ağır basıyor.

Sorunun cevabı 'yok canım, babanla sonradan tanıştım ben' ise gözlerde şimşekler çakar, midene kramp girer, heyecandan ölmezsin. Bir dur.

Anlatır da anlatır annen.
Güzeldir o zamanlar için. İşte bakışmalar, mektup göndermeler, ananenden kaçıp çocukla buluşmalar vs vs. Ama sonunda geneli şöyle bir cümle getiriyor 'geçen gördüm, bir çökmüş, bir çirkin olmuş...iyi ki sevişmemişiz.'

O zamanlar annen, baban falan gözleriyle, kalbiyle sevişiyordu. Hemen pislikleşme. İzlediğin dizilerdeki gibi değildi yani.

Her neyse. Var işte bir sebebi.

İki insan birlikte olamıyorsa, bir taraf çok istiyor, diğer tarafın haberi bile yoksa ya da birlikte olmamaları için çok farklı sebepler varsa vardır bunda bir hayır. Belki çocuğunuz sakat doğacaktı, belki hayatının hatalarını onunla birlikte yaşayacaktın, belki kalbin çok acıyacaktı..Belki künefe sevmeyecekti!

İki insan mutlu olamıyorsa, bu onların mutlu olmayı bilmedikleri anlamına gelmez. Birlikte mutlu olamadıkları anlamına gelir. Ya da herkesin zamanla değiştiği sorunsalını getirir.

2si 1arada tatsız oluyorsa...3ü 1arada tatlı geleceğindendir.

%50 birleşemiyorsa; vardır ortada koca bir yalan. İki taraftan biri körü körüne inanıyordur. Ne demiş Can Yücel 'bağlanmayacaksın öyle körü körüne..' Tapmayacaksın öyle etten kemikten birine. İnanacaksın ulu güce, kullanacaksın aklını. Belki düşünmeye başlayacaksın, belki senin için çok zor olacak ama düşündükçe anlayacaksın. Ki ben ayrıntılı düşünmeye başlayan insanların bir önceki kendisiyle bir sonrakinin arasında milyon fark olduğunu çok iyi bilirim.

İki kız birbirine aşıksa...
İki adam birbirine arkadaştan farklı bakıyorsa...

Metrobüste yan yana oturamıyorsa bir erkekle bir kız. Vardır bunda çok büyük bir hayır.

İki yakan bir türlü bir araya gelmiyorsa...

Aslında anlatmak istediğim değil cümlemin başı. Aslında öyle demek istemedim de değil. Aslında bir konu da yok. Öyle söyleniyorum işte.

He bir de benden söylemesi. Rüyanızda her tanımadığınız isimler, gerçekten hayatınızda olması gerekiyor anlamına gelmiyor. Rüya işte. Ya toton açıkta kalmıştır ya da uyumadan önce çok ağır yemek yemişsindir. 

Şimdi bana sor. Kaza geçirmendeki hayır neydi İrem?
Belki ben o gün orada olmasaydım, bana çarpan adam başka bir zaman daha büyük bir kaza yapacaktı. Belki kendi de zarar görecekti. Belki kim arkadaşım kim ne kadar arkadaşım ya da kim benim hiç arkadaşım olmamış göremeyecektim. O kadar hızlı gidiyordum ki, o kadar istediğim her şeye hızlı ulaşıyordum ki belki de elimdekilerin değerini bilmemeye başlayacaktım zamanla. Annem, kaza geçirdim diye İstanbul'da olmasaydı, belki de evi temizlerken ayağı kayacak...allah korusun...Belki de...

Sanırım herkesin dillendirdiği, epey acı çektikleri, yeri geldiğinde mutluluktan ağladıkları aşka denk gelmemem de bundan. Ben fazla soğuğum, o fazla sıcak. Eriyip gidiyor işte.

Ne gerek var zorlaştırmaya? Üç harfli duygudan bu kadar korkmaya ya da onu dolabın en yüksek rafına kaldırmaya?
Bilemedim.



15 Mayıs 2013 Çarşamba

KONSEPT: trafik kazası

Bilen bilir ben aylardır diyorum.
"bana araba çarpacak, çarpacak bana araba, bir araba çarpacak bana, araba çarpacak bir bana..."
Neyse hayatımda ilk defa Kanlıca'ya otobüsle gideyim dedim.
Bak köprü...
Aaa kısaymış aslında ya bu yol...
Telefon çalıyor. Arayan ablam. "Nerdesin böcük?"
Ay geliyorum işte. Kız kıza bir gün geçireceğiz. 'Biz İsmailağa'dayız. Orada buluşuruz.
Öptüm.
Öptüm.
Biz sık sık öpüşürüz zaten, sevgisini gösteremeyip ablalarını annesini öpemeyen insanlar çok şey kaybediyor...şerbetsiz künefe yemek gibi... Neyse en azından onlardan beş milyon sıfır öndeyim.
İETT ötüyor...dindon...dindon...İsmailağa'nın önünden geçti otobüs. Bugün sınavlarım da bitti. Oh mis. Kızları da özledim bile.
KANLICA...
"Arka kapıyı açabilir misiniz acaba?"
...
...
...
BUM!....
...
...
...
Çok hızlı gidiyor, hayır midem de bulanıyor, neden hızlı gidiyorlar ki...
"trafik kazası geçirdin iremcim, aileni aradık korkma..."
"Kot ceketini çıkaramayız, kolunu oynatamıyoruz"
"Keselim"
KESMEYİN KEYMEYİN
"Fularını da kesiyoruz iremcim"
(!)....

Kaza geliyorum demez mi yoksa bir şeyi 40(kırk) defa dersek olur muymuş bilmiyorum ama cumartesi günü ben partimi 112 ACİL'de verdim arkadaşlar. Atıştırmalıklarda beyin kanaması, alkollü içeceklerde serum alkolsüz içeçeklerde ise çiş vardı. O da yersen tabi...
Gecenin konsepti kaşta dikiş, omuzda kırık ve iki kişi olmadan yürüyemeyen bir elbise...

Benim güzel babaannem..dedem..arkadaşlarım..kuzenlerim..annemin arkadaşları..uzaktan akrabalarımız...dıdılarımız bıkbıklarımız.
İYİ Kİ VARSINIZ!
Aramayan sormayan kimse kalmadı galiba. Hepsini öpüyorum kek çırpan ellerinden, dua eden dillerinden...
Çok şükür bugün garanti olsun diye bir hastaneye daha gittik.
Çileğin kilosu üç buçuk, patatesin kilosu iki lira sağlığına ne zaman kavuşursun ya da kavuşacak mısın ya da ya da kavuşman için ne yapman gerekiyor diye öğrenmek için en az dört yüz (400) tane iki buçuk liran olması gerekiyor. Yapacak bir şey yok. Sistem böyle...... Olmayan ne yapacak peki? Bunu da büyük eller düşünsün artık degil mi? Benim ellerim küçük, zaten tırnaklarımın arasında da kan kurumuş.
Neyse sonuç olarak iyi olma yolunda gidiyorum. Ben babamın kızıyım, yorulmam da yenilmem de.

Tembellik yapmayın, dualara devam. Daha iyileşmeyen yerlerim var.
Öptüm.
Not: fotojenik çıkan sadece buralar buralarım var:))))9))))9))



18 Nisan 2013 Perşembe

Kimin sevgilisi yok?


Kimin sevgilisi yok, parmak kaldırsın?


Sanırım sevgilisi olmayan beş kişi falan kaldık. İşte ben, Blossom, Bubbles, Buttercup ve bir de profesör Utonyum. 


Barbaros Bulvarı'na bir çıksanıza. Bir çıkın ya. Herkes el ele. Böyle herkesin sevgilisi var ve utanmadan ellerini gözlerime sokuyorlar. Aşkımlar, kikirikakalar, sevgilimler, seviyorumlar havada uçuşuyor Barbaros'ta! Hayır bir de bakıyorum kıza tam bir İsmail, sonra çeviriyorum kafamı yola, oradaki kıza bakıyorum o da Süleyman. Erkeklere bakıyorum, ama öylesine değil he, Süleymanların İsmaillerin ellerini tutan erkeklere bakıyorum....nasıl söylesem...Hepsi mi Kıvanç olur hepsi mi Mert Fırat olur?


Kimin sevgilisi yok, üç kere öksürsün.


Hayır bunları taktığımdan değil ama etrafımda artık o kadar sevgilisi olup mutlu olmayan bir de sevgilisi olmayıp hayatı Esra Erol'den ibaret görenler var ki arkadaşlar....yemin ederim 19buççuk yaşında 32buççuk sendromu yaşıyorum. Acaba ben de mi sorunlar, acaba sorun onlarda değil de bende miydiler falanlar filanlar...

-19buççuk yaşında
-başak burcu
-yürümeye aşık
-beşşiktaştan katılıyor, yazar burada aramıza. Bu arada baya yazan yazar biri vardı hayatımda ve kendisine yazar denmesinden hoşlanmazdı. Laf tekrar aramızda ama baya baya baya yazardı, çaktırmazdık sinirlenmesin diye.

Eğer en sevdiğiniz abiniz olduysa,kolay kolay kimseye aşık olamıyorsunuz. Eğer aradığınız şey böyle gerçek aşksa ki onun ne olduğunu tam olarak bilmiyorum, öyle iki kalp kıpırdamasına kimseyle birlikte olmak istemiyorsunuz. Ne gerek var ki diyorsunuz, benim gibi. Napim elin çocuğunu hayatımda? Elektrikler de kesildi. Heh bir de o eksikti, diyorsunuz. 


Sonuç olarak bana biri aşk nedir diye sorsa sürekli düşünmek derim, künefe derim, abim derim, en yakın arkadaşımla abuk subuk şeylere bile sorgulamadan gülmek derim, yazmak derim. FARKLI ŞEYLERİ ARAMAK. pembe. Dans etmek derim. Beirut derim, MIKA derim... Bunlar bitmez.. Ama bunları derim. Çünkü bir erkeğe körü körüne bağlanmak nedir bilmiyorum. Bir erkeğin benim sevgimi hak edecek kadar mucizevi bir şey olduğuna inanmıyorum. Bir şeyde çok iyiyim ki o da kendimi sevmek; onu iyi biliyorum.


DÖNEM NET KARI: ELDE VAR 5 PARMAK BİR DE ÜZERİNE 3 ÖKSÜRÜK. ÖPÜCÜKLER, PEMBELER Bİ'ŞİLER.





4 Nisan 2013 Perşembe

küçük değil büyük




Eğer küçük insan olursan ezerler seni.
Eğer küçük insansan kendi gözünde, herkes önüne geçebilir senin.
Sen. Kolaysan. Her şey üzebilir seni.
En doğrusunu bildiğini düşünebilirsin. En doğrusunu bilebilirsin. En doğrusunu söylemediğin sürece, söylemeye cesaret edemediğin sürece herkes yıkabilir seni. İstediğin şeylerin olmasını bırak, istenileni yaparsın sürekli.
Sen bu musun?
Herkesle aynı mısın?
Değilsin.
Ufak tefek kırgınlıkların mı var. Boşver! Hayallerin mi yıkıldı? Vazgeçme! Mutsuz mu ediyor? Unut gitsin. Anlamıyor mu, anlattığın halde mi anlamıyor? İki kere denedin. Beş kere denedin. Altıncısında da mı anlamıyor? Anlatma. Dibine mi tutmuş? Ocakta fazla tutma!
Sen kimsin?
İstedikleri misin istediğin misin?

Evet misin yoksa hayır mısın? Bazen olabilir aslında imkansız mısın?

Bugün devam et.
Gülmeye.
Sevmeye.
Hayatına.
Hayal kurmaya.
İstediklerini elde etmek için uğraşmaya.
Araştırmaya. Devam et.
Onunla sen mi? İmkansız değil. Amerika ve sen mi? Neden olmasın değil, neden olmayacakmış! Bir öyle bir böyleler mi? Sen yoluna devam et.
Küçük resme bakma sen, büyüğüne bak. Küçük dertlerin olsun senin ama yinede büyükleriyle uğraşabilecek kadar iyi de ol. Küçük adımların olsun büyük hedeflerine götüren seni. Küçük hayallerin olmasın. Hayal ya bu! Kim karışabilir sana! İstemek her şeydir, hayal etmek; elde etmektir. Başkalarından istediğin her yardımı desteği unut şimdi! Sen yapabilirsin her şeyi.

Kolaysan. Bitirebilirler seni.
Sen. Devam edersen. Seversen kendini, kimse değiştiremez seni.

21 Mart 2013 Perşembe

compliqué! Come on! Yok. Vazgeç!


Peki uslu bir çocuk olursak rüyamızda onu da görebiliyor muyduk ablalarım abilerim.
Denedik.
Oldu. Oldurduk. Sevgili olduk.

Rüyamda.

Sonra...

Yine 3 kredilik bir ders. Micro in summer, statistic in spring . Dersi anlamsız kılan hocası, ağzının içinde gevelediği cumulative distribution function ve orayı anlamlı kılan iki ayaklı bir şey. Gülüyor, konuşuyor ama diğer kıllı şeyler gibi değil. Hem tanıdık hem yabancı. Ona yakışıklı diyorlar.

Sorular...sorular...
Kaçta bitecek bu ders. Yemek yiyelim mi, acıktın mı, off şarjım bitiyor...

İnsanları kolay sevmeyi beceremem. Çok önceden insanları şerbet kazanıma 30 kredileriyle birlikte alırdım. Kırdıklarında, üzdüklerinde ya da tutarsızlıklarında kredilerinden düşerdim. Tabağında yemek bıraktığında gözünün ucunda bulduğun çatılmış kaşlar gibi. Fakat bununla birlikte herkesin ikinci bir şansı da vardı benim şerbetimde.

Kırdın mı?
Fark etmez. Gel. Gel. Ne olursan ol yine gel. Bunlar çok bedava gel. Gel.
Ben akıllanmam derdim, belki de biraz güçlü olmadığımı göstermeliydim.

Bir genç kızın günlüğünden bunlar. Bilmiyorum belki de yemek tarif kitabından da olabilir.

Genelde seviyoruz deriz, aşık olduk deriz. Deriz yani yapacak bir şey yok, biz kızların malzemesi de bu kadar. Erkeklerden akıllıyız ama bunu kullanmayı her zaman akıl edemiyoruz.* 20 YAŞINDA PLATONİK AŞIK MI OLUNURMUŞ CANIMLAR YA? Çok iyi hatırlıyorum, en son böyle salak gibi platonik aşık olduğumda kuzenimle tatildeydim, yaş kaç bilmiyorum ama iki basamaklı bile değildi; karşı balkondaki çocukları kesiyorduk. Ha tabi aramızda da paylaşmıştık çocukları ki herkes yerini bilsin, öyle atlaşmalar olmasınlar falanlar filanlar.

Kredilerimizin 30(otuz)u da tükendi. Mümkün olsa insanları referansla birlikte alacağım kazanıma. Ama yok. Henüz İsviçreli bilim adamları bunu bulamamış.

Ne diyordum?
Heh.
Haftaya vizeler başlıyor. Görün bak nasıl insanlar dizilere, yataklarına yapışacak. Sonra F'ler havada kapışacak!

Je le veux!

------------------------------------------------------------------------------------------
*aynı cümlenin içinde 'akıllı' kelimesinin hem olumlu hem de olumsuz anlamını görmüş oldunuz, bu da benden size kıyak. ÖPTÜM.

9 Şubat 2013 Cumartesi

öyleSİnE


İnsan yolda yürürken öylesine kırmaz bir insanın kalbini. 
Geçerken uğramadığı gibi öylesine yalan söylemez. Her şeyin bir nedeni vardır. Bir şeyler saklamanın, korkmanın, uzaklaşmak istemenin ya da öylesine sıradan bir hayat yaşamak istemenin.

Öylesine dediklerimizin bir sebebi vardır.
Öyle...geçiyordum uğradım..
Öylesine yazamamak diye bir şey yoktur, yazdıran insanın olmaması diye bir şey vardır. 

Bugün uçakla martı öylesine aynı anda, aynı yerden geçmiyor. Biri dünyanın bir ucundan başka bir ucuna birilerini götürüyor; telaşlarını, projelerini, geçmişlerini belki de geleceklerini. Biri de kendine yeni bir solucan belki de bir simit parçası arıyor.
Sen bugün öylesine çok çirkin, kilon var ya da herkes seni parmağıyla gösteriyor diye öylesine birinin kalbini kıramazsın. 

Tıpkı öylesine bir başkasının kalbine giremeyeceğin gibi.
Öylesine yolda yürürken sakızın, ayakkabının kırmızı tabanına yapışması gibi.
Kırmızı lipstick gibi.

Sadece birkaç saniye yeterli bir akla saçma sapan bir fikir düşürmek için. Birinin sevgilisinden ayrılması için, sevdiği insanla barışmasını engellemek gibi, gelecek planlarını suya düşürmek için ya da sırf kıskanıyorsun diye onun hevesini reçele sokup orada bırakmak gibi. 
Sebep yok.
Sonuç yok.
Havalar soğuyor.

Aynı yöne doğru iki uçak gidiyor. Biri daha alçaktan, diğeri fazla yüksekten.
Ben ve siz gibi. Siz ve bir başkası gibi.
Sonuçta kimse dengiyle olmak istemez; kendini daha önemli hissetmek ya da kendini daha az önemsiz hissetmemek için. İkisi de aynı şey gibi? Öylesine bakıldığında evet; aslında hayır.
Hiç konuşmasa bile ilişkiyi yürütebilecek insanlar var. Hayatlarında başkaları dahi olsa, hiç ayrılmamış insanlar var. Kızını okuldan alıp, babası yaşındaki adama verenler var. Öylesine diye, para diye. Şımarık olanlarımız var her istediği olmuş diye; ezik hisseden insanlar var tek isteği reddedilmiş diye. 

Yazının şerbeti;
Öylesine eli tarçına çarpıp, sütünü tarçınla karıştıranları sevin. 
Tarçınlı sütler.


5 Ocak 2013 Cumartesi

Neden final haftasında dizi izleriz?


ÇÜNKÜ

-Yayındaki ya da nete düşmüş bütün diziler iki hafta içerisinde kaldırılacak ve kayıtlardan silinecektir.
-En aşklı, kanlı, kaçırmalı, sinir bozucu bölümlere denk gelmişizdir.
-Lucas'ın annesinin lisedeki sevgilisi Dan aslında Lucas'ın babasıdır, babası yani Dan, gerçekten Dan, onu sahiplenmemiş ve yıllar sonrasında kardeşini yani Lucas'ın amcasını öldürmüştür.
-Ders çalışırken cips vs yemek istemezken diziyi izlerken heyecandan yiyemezsin.
-Mesajlaşacak kimsen yoktur.
-Yarım saatlik mikro çalışmaktan yorulabilirsin ama yarım saatten oluşan seksen tane bölüm izleyebilirsin.
-Dizilerde yakışıklı çocuklar vardır.
-Dizilerde seksi kızlar vardır.
-Dizilerde cidden çok seksi erkekler de vardır.
-Kamu çalışırken çişin gelirse, ara verip dersi bıraktığın an derse döndüğünde geriye kalan hiçbir şeyi toplayamazken dizilerde pause-play tıklaması kurtarıcımızdır. 
-Dizilerde felsefi sözlerden çok şarkı sözleri vardır.
-Belki de yapmak istediğimiz işi dizideki en salak kız yapıyordur, biz de hiç alakamız olmayan bir bölümün dandik sınavına çalışmak zorundayızdır.
-Ucumuz biter, şarjımız bitmez.
-Daha 20lerimizin başındayız.

ÇÜNKÜ

Dün gece elektrikler kesilmişti hocam....