28 Aralık 2012 Cuma

aslında bir konu var

Aslında
insanlar bizi hayal kırıklığına uğratmaz. Biz onlara yüklediğimiz anlamların içinde, yine kendi kendimizi hayal kırıklığına uğratırız.
Biz üzeriz kendimizi, biz heveslendiririz, biz pes ederiz, biz bir anda siler ve yine biz asla silemeyiz.

İnsanlar ikiye ayrılır; güzel gülen, gülmeye çalışırken nefesi kokanlar. Facebook'ta sürekli oyun daveti yollayanlar ve gelen oyun davetlerini spamlayanlar. İnsanlar ikiye ayrılır; abartanlar ve arada oynayanlar; dedikodu yapanlar ve dedikodusu yapılanlar; sarhoş olanlar ve ayık kalmaya çalışanlar...
İnsanlar hep ikiye ayrılır. Etrafımızda aslında sürekli iki farklı insan olur. Ve her seçimimizde de insanlar değişir, karakterler daha farklı şekillenir. Yeni insanlar, yeni ikilikler ve yeni yeniler.

Bencillik mi bilmiyorum. Kararsızlık mı yoksa her şeyden fazlasıyla emin olmak mı bilmiyorum ama bazı insanlar hep hayatımızda olmalıdır. İlişkiyle birlikte, yazılarıyla, filmleriyle ya da 'günaydın' mesajlarıyla...
Evet. Günaydın mesajları atanlar vs iyi geceler.

Yanımızda olmayanlar daha güzel gelir. Hatta tam karşımızda, bize ters olan şeylerse en güzelidir. Çünkü uzaklar daha çekici, tanımadığımız insanlar her zaman daha iyidir.
Tanıdıklarımızsa her geçen gün biraz daha tanımadıklarımızlaşır.


Not: Bu yazı seksen bölümden oluşuyor. İçinde milyon insan ve milyon tane insanlıktan uzak davranış var. Bu yüzden her cümleyi birbirinin arkasından okumalı ama hiçbirini birlikte düşünmemelisiniz.


18 Aralık 2012 Salı

2 gün, 3 hafta, 2 sene

http://fizy.com/#s/3wosj4



Öncelikle yanınıza bir bardak soğuk su alınız. Yazının sonunda da benim yerime içiniz.

Bazı mevsimlerin bazı soğuk gecelerinde küçük mucizeler olurmuş. Elektriğin kesilmesi gibi bir şey değil, suların donması ya da boruların patlaması gibi de değil; sıcak şeyler olurmuş. Sıcak çikolata gibi, yanan ateşin başında oturan insanlar gibi, dilini yakan süt gibi ya da keşke beni kollarının arasında boğsa gibi... Bazıları ateşi eline alır, bazıları da soğukkanlılıkla ateşin üzerine yürürmüş.

Sonu nereye gidecek şimdiden hiçbir fikrim yok ve bir sonu da yok.
Ben varım. 2gün. 3hafta. 2sene var. Bir de dün geceler var ki oralara hiç girmeyelim.

Çocukların ulaşabileceği kadar yakınımda, her çeşit çikolata bulunduğu zamanlarda, benim için fark etmez; birini seçerdim. Ama sadece tek çeşit çikolataya yüklenirdim. Bitter, sütlü, karamelli...
2gün 3hafta önce bunun fazlasıyla saçma ve eleyici olduğunu öğrendim. Farklı ve yeni insanlarla tanıştım. Akıllı, yetenekli, garip, ilgiye aç, kontrol altında tutabilen, yakışıklı, güzel, tatlı, ukala, komik, çok iyi dans edebilen, zeki, ona baktığımda kendimi gördüğüm gibi ve şey yakışıklı... Kaç kere yakışıklı dedim? Pardon. Neyse. Ve daha bir sürü özelliği olan insanla tanıştım. 

Çeşidi fazla, sayısı az olan çikolata yükleme işine geçtim.

Neden her gün insanların birbirine tahammül ettiklerini düşünüp duruyorum, çok iyi anlaşanlar neden çok iyi anlaşıyor ya da bir türlü anlaşamayan insanlar neden birbirlerini bir kepçe suda boğmak istiyor...diye..diye..diye düşündüm. 
Bizi birbirimize bağlayan şeyler neydi?
Bizi birbirimizden tamamen ayıran şeyler neydi?
Sevgi, aşk, çıkarlar, para, baskı? Her biri birçok insanı birbirine bağlarken diğer bir yandan da çoğu insanı birbirinden uzaklaştırıyor.
Bu şey gibi; acının acı acı çıkması.
yok, olmadı.
Şey gibi işte, annenin kullandığı bardağı kullanabileceğini bile düşünemezken sevgilinin bardağını her gün kullanmak gibi.
oldu bence.
Bir de beklemek var.
Sırf birinin geleceğinden emin olduğun için diğer herkese katlanmak ya da sırf o kişinin gitmesini beklediğin için etrafındaki herkese köpü...r..me..k gibi.
...
Ben sizin yerinizde olsam bu aralar yaptığım birçok şeyi yaparken, yaptığım tek şeyden uzak dururdum. Ve 1haftada anne aşuresiyle hunharca kilo alan kızın dramı adlı filmde başrol olduğumu söylemiş miydim?
Sanmam.

Bol yapmacık ilişkiler.
Bol bol samimi ilişkiler.

Öptüm.