27 Ağustos 2012 Pazartesi

şerbet önemli



Böyle çilek gibi sevdiklerim var. Yesem, biliyorum doymam. Benden dolap kadar uzakta olsa bilirim dayanamam gider alırım ellerimin arasına. Bir yerim ki sormayın.
Son zamanlardaki yazılarımın hepsinde bir yemek derdim almış başını gidiyor. Bu da demek oluyor ki sadece erkeklerin kalbine giden yol mideden geçmiyor; onlara ben de dahilim!

Sonra. Durdum. Düşündüm.

Biten güzel şeyleri sevmeyi hobi edinmişim.
En soslu makarnalar, birkaç dakikalık ama birkaç milyonluk huzur veren şarkılar, künefeler, bittersport mesela. Sonra güzel başlayıp sonu -benonutanıyamıyorum- luk aşklarım.

Hep şey diyorlardı aşkım; beklemediğin anda öyle biri çıkıp gelecek ki seni büyütecek, güldürecek. Sesini yemek isteyecek; kokusunu görmek isteyeceksin. Böyle şapsal, gerizekalı bir şey olacaksın dediler aşkım.
Şimdi sen geldin ya. Ben çok gerizekalı oldum.

Karpuz iyidir.

Geldim. Baktım. Kimse yokmuş.

Valla biri olsa gelmezdim. Biriyle dolu olsaydın sevemezdim. Sen de sevemezdin. Gülemezdin ve en kötüsü güldüremezdim seni. Bende biri var sanıyordum ama insan kendisini kandırmakta bir numara biliyor musun. Hiç sevmediği birini bile sevebilir insan. Tanımasa bile tanımak isteyip tanıyormuş gibi yapıp yapmacıktan tanışır tanışmak istediğiyle. Sonra pişman olur. Ne kadar kandırabilir ki inancı kalmadığında...

elektrikler gitti.

Neyse sonuç olarak hiçbiriniz çişini tutarken yazı yazmak nasıl bir duygu bilmiyorsunuz. Ben biliyorum ve kahretsin ki yine en birinci benim.

Öğreniyorum ben. Hala öğreniyorum.
Güvenmeyi öğreniyorum. Öylesine sevmeyi. Kafamda kurduklarımın beni ileri değil geri götürdüğünü kabullendim ve hala öğreniyorum ben.

Bugün kendine beni anlat sevgilim. Seninle olan beni.
Ne kadar güzel güldüğümüzü. Birlikte hazırladığımız gidilecekler listesinin her bir şehrine attığımız tikleri düşün sevgilim. Hiçbir şey tabii ki de kolay olmayacak. Kolay olsaydı istemezdim zaten. Bu çişimi tutarken hala bu yazıyı devam ettirmem gibi bir şey.

hadi gel. su içelim.

Yazının şerbeti : seni bana hazırlayan her neyse sevgilim, ona çok teşekkür ederim.




13 Ağustos 2012 Pazartesi

bir çikın olayı


Beyler. Bayanlar.
Fırında tavuğa hoşgeldiniz.

Bende bir ses var susturamadığım, doyuramadığım. Onun adını söylemek istiyor, sus diyorum herkes duymasın. Susmuyor. Sıkılmak nedir zaten hiç bilmiyor, hep adını söylüyor.
aynı isim. aynı adam. aynı soğandan göz yaşarmaları.

Beyaz mutfağımızı kirletmeyi severim. Kırmızı biberleri jülyen keserim, sarıların da tohumunu çıkarırım. Onlar bir tavada kavrulurken, bendeki ses yine söyler aynı ismi. Sanki o herkes değil, herkes oymuş gibi. Birilerinde onu bulmak zor, onda birilerini bulmak kolaymış gibi herkesten sıyrılırcasına.
Soğandan inatla sıyrılmayan zarı gibi. İlişkilerimiz bir zar inceliğinde ve aynı zamanda inatçılığında da. Gel desen gelmez, git desen gitmez aynı tavaya yağ koyduğumuz insan. Gelemeyenler çok önemli oluyor; ulaşılmaz oluyor ki zaten onları önemli yapan da ulaşılmaz oldukları. Tavayı boyumuzun yetişmediği dolaptan almaya çalışmak gibi. Bir türlü gitmek bilmeyenler de saygısızca hayatımızdan bir andan çıkıp giden daha sonrasında da bir arkadaş ortamında gördükten ya da 'profilresminideğiştirdiktensonra' arayıp, soranlar oluyor.
Tatlıya ilk başlamak isteyen ben olurdum ve bu yüzden kendimi bencillikle suçlardım. Yemek yapmaya başladıktan sonra; insanların cidden birbirlerini ayakta götürdüklerini fark ettikten sonra en büyük bencillerin o bir türlü gitmek bilmeyenler olduğuna karar verdim.

Babam her Rusya'ya gidişinde değişik baharatlar getirirdi ve bence evinde bu baharatlardan olmayan insanların hayatlarında çok büyük bir eksik var. Fırındaki tavuğun kokması gerekir; çeşit çeşit baharatlarla, soğanla birlikte. Abarttığımız ilişkilerimizde de böyle. Kokular olmasa belki de hatırlamak daha zor olurdu. Gitmek nedir bilmeyenler, kokulardan başlar sizi rahatsız etmeye. Mesaj atarlar 'otobüste bir kız vardı, senin parfümünden kullanıyordu' ya da sosyal mesaj gönderirler çok tırt tivitleriyle.
İnsanlar kendilerini hatırlatmak için ölüp bitiyor şu günlerde.
Bilmek için gerek duymadığım şu günlerde.
gitmemek' diye bir kelime varsa hayatımızda; ilişkide tutunmalıyız o kelimeye. gitmesin diye. bitmesin diye. Yoksa bittikten sonra sadece çırpınışları izlemek hoşumuza gidiyor. İnsanız ya hoşumuza gidiyor birilerinin bizim için çırpınması, biz başkası için çırpınırken.

Neyse. 


9 Ağustos 2012 Perşembe

Saygılı bir yazı


Çok saygılı bir yazı olacak bu yazı çok.
Çok saygılı yazının çok saygılı bıdı bıdıları.

Evvel zamanın iki v'li olmasından önce; bundan yıllar öncesinde, çok çok öncesinde, her şeyin başlamasından önce ya da birkaç ay önce bilemiyorum ilk görüşte ve anlık olan aşka inananlardandım. Öylesine sever öylesine üzerdim. Bir anda başlayan şeylerin sonsuza kadar süreceğini düşünecek kadar da aptaldım. Biraz Gülşen Bubikoğlu'ydum biraz  Leighton Meester'dım. Kıskanır ama sonuna kadar peşinden gider, peşine kadar gider ama sonuna kadar kıskanırdım. Bu yüzden krem şantiden yaptığım ilişkimin temelleri en ufak bir güvensizlikte eriyip giderdi. Akıl edemezdim ilişkimin temeline koyduğum krem şantinin içine toblerone karıştırıp etrafını wafflelarla kapatmayı. En ufak bir sıcakta kayıp gittiler bu yüzden. Sayemde. İsteğimle.
Sonra istemeden değiştiğimi fark ettim. Birini kıskanmak çok farklı bir şeydi. Kıskanmak çeşit çeşitti ve ben kafamda türlü senaryolar yazıp ilişkisini o senaryolara inanarak bitirmekte markaydım. Ortada kız yok aşk yok ben geçmişten gelecekten toplayıp ortada bir aşk olduğuna kendimi inandırırdım.

Sonra, evvel zamanın tek v'ye de düşebileceğinden sonra düşündüm ki ne gerek var elin çocuğunu bu kadar göğe çıkarmaya. Sev, tamam. Aşık ol, tamam. Güzel cümleler, çilekli pastalar tamam. Tamam ama neden onu geçmişinden kıskanayım ki? Tabi ki de keşke benle yaşasaymış onları gerizekalı, ne gerek vardı ki gibi düşünüyorum. Ama kıskanamıyorum. Her zaman dengeler olduğunu düşündüm. İçimizde bir yerlerle dengelerin dışarıda bir yerlerde bütünleştiğine inandırdım kendimi. Neden seninle olmayı tercih ettiği halde bokuna kadar inersin ki çocuğun. Oldu ki korktuğun başına geldi. Bıraktı seni. Sana onunla olmayı istediğini söyledi. Olabilir. Ölmeyeceksin inan bana. Sevdiğin kadar sevileceksin ve seninle olmak istemeyeni bir noktada sen de istemeyeceksin.

Kimse kimsenin ruh eşi değildir. Yoktur yani öyle bir şey. İnsanlar ortak noktalar bulurlar bir sürü farklı yönlerinin arasından. Sonrada ruh eşim derler. Oldu. Bok eşin canım. Kendini kandırmakta bir numarasın. Onun seni aldattığı kadar sende aldatacaksındır. Sevmediği kadar sevmiyorsun. İstediği kadar istiyorsun ve bazen kendini çok kandırıyorsun.
Böyle bakmaya başladığımdan beri inanın başım daha az ağrıyor. Hep diyorum ki 'ne olmuş yani ölecek miyim?' Çünkü fark ettim ki çok süslü unutmalarım var.Ve aşk bir anda olmuyor. Fark etmeden oluyor. Hadi lan; onunla ben mi? hahahah derken oluyorsun. Birine ne zaman seni unutacağım artık dediysem zaman aldı, zor unuttum. Bu yüzden unutmak istediğimde bir anda onun haberi yokken başlıyorum buna. 

Çok saygılı eski sevgililerim, sevgilimin eski sevgilileri, eski sevgilimin yeni sevgilisi, gelecekteki sevgilim; şuanda eşitiz ve ne zaman olmaması gereken bir şey düşünürseniz büyük ihtimalle ben de öyle şeyler düşünüyor olacağım ve bana vermiş olduğunuz sıkıntı künefemi yiyene kadar olacak; sonrası hep şerbet.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

okul biyografisi



Boy 1.40 Statü: İlkokul
Kokulu silgilerin var. Barbie li defter kapların ve ayrıca kokulu kağıtların da var. Mavi önlüğünün desen desen yakaları var. Beyazları sevmiyorsun, nerede değişik şeyler var onları seviyorsun. Her gün son tenefüste düşüp, çorabının dizini yırtıyorsun. Bu işte iyisin ve sınıf öğretmenine aşıksın. Sınıftaki, yan sınıftaki, bahçedeki bütün o sümüklü çocuklar senden de kısa ve çok aptallar. Öğretmeninin gözüne girmek için her şeyi yapıyorsun. Beslenme saatlerine dikkat ediyorsun, fişlerini ezberliyorsun. En sevdiğin cümle IŞIK ILIK SÜT İÇ. Işık değişik bir isim senin için. Ali gibi değil, Ahmet gibi hiç değil. Atlarla ilgilenmiyor, süt içiyor. O senin idolün kızım.

Boy 1.55 Statü: Ortaokul
Siyah en sevdiğin renk. Kırmızı, pembe? Hayatta tercih etmeyeceğini düşündüğün renkler. Göğüslerin yeni yeni çıkıyor, herkesten saklıyorsun. Kamburun çıktı gerizekalı, görünmesinler diye uğraşmaktan. Her şeyi en çok sen biliyorsun ve yeni bir saç modeli buldun bırakmıyorsun.
Hayatının aşkını buldun.
Esmer ve yakışıklı.
Seni tellerinle seviyor.
Kaşların seksen santim kalınlığında güzelim ama küçük dağları ben yarattım havasındasın. Ortaokula da sığdırdın bir aşk. Öyle çok heyecanlı değil ama ilk aşkımsın diyorsun ona. Lan dünkü boksun ne aşkı? Bütün gece, bütün gün konuşuyorsunuz. Yanında bir kız görsen kapıları yüzüne çarpıyorsun. AŞKIM O KAPILAR DEVLETİN MALI BİLİYORSUN DİMİ? Bırak onu, arkadaşını duvarı delsin diye ikna ediyorsun. Yetmezmiş gibi dersi dinlemeyip onunla kağıtlaşıyorsun. O değilde, kim bilir kaç kişiye önayak olduk.

Boy 1.58 Statü: Lise
Hay aşkım. En çok evrim geçirdiğin dönem. İnanmayanlara bakın neymişim ne olmuşum diye öğrenci kartlarını gösteriyorsun. Çalkantılı bir dönem bu. Her senesinde ayrı bir saç modelin var şimdikinin aksine. En güzel dönemim diyemiyorsun. Dilinin ucuna geliyor ama geri gidiyor sözcükler.
Lise 3 kişiydi. Seninle birlikte 4.
*Hayatınızda tanıyabileceğiniz en kötü kız. Şu Rosalinda'daki SOLEDAD, 101 Dalmaçyalı'daki Glenn Close gibi bir şey.
*Hayatına girdikten sonra adam ettiğin insan. Örnek veremiyorsun çünkü aranızda kötü bir şey olmadı.
*Bir de hayatının her anını birlikte geçirebileceğin kız. Örnek veremeyeceğin kadar sevdiğin.
Hem şanslı hem hatalı. Bazen çok sabırsız, dinlemeyi sevmezdi. Bazen de çok sabırlı oldu. İnsanlar konuştu, insanlar uydurdu. Biteceğini bildiği şeylere katlanma gibi huyları var deli kızın, hiç sesi çıkmaz. Nasıl olsa bitecek, nasıl olsa gidecek....

Boy 1.62buççuk Statü: Üniversite
Biri onu BBG evine atmış gibi hissetti.
-Noluyor lan kimse birbirini tanımıyor ama herkesin birbirinden haberi var düşüncesi.
-Anne ben gaylerden hoşlanıyorum, evren bana pis pis sırıtıyor ve şöyle diyor 'YALNIZÖLECAKSIN' kabullenişi.
-İnsanların yaptıklarını sevmen, onları sevdiğin anlamına gelmiyor pişmanlığı.
-KENDİSİNİHERKESTENÇOKSEVDİĞİNİANLAMASI
-Bir anda deliler gibi kilo alışı ve çılgınlar gibi tatlı yemeleri.
-Olmayan şortları.
-Kilo verişi.
Biri sanki seni düdüklü tencerede pişmeye bırakmış gibi hissettin dimi.
Yandım alın beni isyan bayrakların.
laflar.
laflar.



Yazının şerbeti:
Hala tatil yapamadım ama havalıyım.