13 Temmuz 2012 Cuma

olur olmaz yerde geldiler

onlar dedi ki olmaz
olmaz dedim. pembeyi sevmeliyim bugün de. artık taze fasulyeye ketçap sıkmadan yemeliyim. büyükler böyle şeyler yapmaz. baktım ki çok samimiyetsizler. geğiremiyorlar insanların içinde. ben yapsam gülüyorlar. dedim ki yine çok samimiyetsizler. kafaları çok büyük. ne gerek var koca kafalı olmaya. olmaz dediler. büyüyeceksen sevmeyeceksin öyle herkesi. herkesi kendin gibi görmeyeceksin. kendini herkes gibi bilmeyeceksin. dedim olur. ne gerek var ki benden başkasını kendimden çok sevmeye.
onlar dedi ki olmaz
zamanlar evvel zamanlar diye bilirdim. on ikiden sonra yakışıklı erkekler bal kabağına dönüşür diye dışarıya çıkmazdım. parmak uçlarımda yürürdüm kristalden ayakkabılarım çatlamasın diye. olmaz dediler. zaman dediğin su gibidir akar gider. her şey gerçek. senin o bal kabağı dediklerin seni üzer. kristalden ayakkabıların da ayaklarını acıtır dediler. sen bir dur şunların üzerinde yamulmadan, dile bizden ne dilersen dediler. diledim. sarılabileceğim bir bal kabağı diledim. hayatına sarılabileceğim. sesine sarılabileceğim. gülüşüne, geaaaaaaaaaaak geğiriğine sarılabileceğim bir bal kabağı diledim. olmaz dediler, öyle olmuyor. sarılamazsam şerbeti kaynatıp üzerine şeker doldurup yerim kabağı dedim. dedim ya evvel zamanda dedim.
olur dedim
bak hüseyin abinin kızına. nasıl da mutlu. bak oğluna. bak kızına. kendine bak. ne kadar mutlusun dedim. panjurlar bile pembe gerizekalı nasıl olmaz dedim.
güldü aptal.
güldürdü aptal.
çok aptal.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

ben iskeledeyken


#Uzun bir iskelenin başındayım. Ayaklarımda şeker babetler. 
Koşmaya başladığımda ayağımı kesiyor biliyorum. Acıyor, hissediyorum. Sanki henüz tanışmadığım biriyle ilk görüşmemizde ayağımın yerden kesileceğini bildiğim gibi. yinefiilimsileribolkullandımbununanlamınebiliyormusun? Rüzgarla birlikte tuzlu sular geliyor yüzüme. Yutuyorum bana ulaşan her küçük damlayı. 
Sanki onlar da bana ulaşabilmek için yarışıyorlar...
Sahi. Benim amacım neydi bu babetler ayağımı acıtmaya başlamadan önce? Evet. İskelenin sonuna varabilmek. Benim amacım hiçbir şey düşünmeden oraya gitmekti. Bunu hiç başaramıyorum. Düşünmek istemediğim zamanlarda bile düşünüyorum. Düşünce durağan bir şeyken düşünme eylemi neden sürekli hareket etmek zorunda? Bir kelime nasıl kendisiyle bu kadar çelişebilir.
#Ben sona acı acı yaklaşırken, bana da su damlacıkları yetişmeye çalışıyor. 
Sürekli olmak zorunda mı bu şey? Yeni bir sayfaya geldiğinde eski sayfada kalan cümle tam bitmemiş olur da o sıfır sayfaya tekrar onu devam ettirmek zorunda kalırsın. Ya da tabağında kalmış bak ağlar arkandan dediler diye dolu mideye illa bir şeyleri tepmemiz mi gerekiyor?  Bir yıl sonrasını düşünüp, seneye de giyerim mantığıyla neden bir beden büyük eşya alır bu insanlar? Neden virgülleri hayatımızın merkezine koymayı çok iyi başaran bizler, noktayı olması gereken yere koyamayız?
#Daha sona gelmedim ama ayaklarım su topladı, hatta serçe parmağım kanamaya bile başladı.
Tanımadan aşık olmak. Başlamadan nasıl biteceğini bilmek. Sınava girmeden kötü geçeceğini hissetmek. Ya tutarsa diye göle maya çalmak. İstemeden bir konuşmaya kulak misafiri olmak. Kısacası bazen beynimiz öyle bir regl dönemine giriyor ki başlamadan sona geliyoruz. Dur bir bakalım bitirsin sözünü, giyinsin üstünü. Şöyle gün yüzüyle mantıklı konuşalım. Aceleye gelmez bu işler. Sahi. Bu işler hangi işler?
#Çok acıyor parmağım!
Yeter lan artık, deyip de kurtulamadım şu sesine tahammül edemediklerimden. Bir striptiz yapıp gider misin diye soramadım kimseye.Neden? Çünkü çok terbiyeli biriyim. Nah!aha. Üst üste severken çok acıtanlar var. Yanlış anladıysan bir şey diyemem. İki kere sevmekten bahsettim, aynı kişiyi seksen kere sevmekten mesela. Adam seviyor ama ayının yavrusunu sevdiği gibi. Sanki aslan terbiye ediyor hıyar! Sonra bu hıyarlar büyüyüp baba oluyor. Bir de şansınıza gelenek diye safsatalara inanan biriyse baba dediğiniz adam. Ne evden çıkabilirsiniz, ne eve azıcık dedikodu yapacak arkadaş alabilirsiniz. 16nıza kadar evde yer, içer görür sonra da evlendirilirsiniz. Yine hıyar bir babayla. Deden yaşındaki adamla. Acıttığını bilmiyor ya bazılarınız, bir gün bile acımıyorum onların canı yanarken.
#Sarı şeker babetlerim kandan turuncuya döndü, artık oturup durmasını beklemeliyim.
Rengini belli etmeyen insanlar var aramızda, iyi olduğunu düşündüğümüz anlarda en sağlam kazığı yediğimiz. Renginin ne olduğu belli olan insanlar var. AKPli, CHPli onlar. Korkudan susanlar var, nötrlüğü sevenler. Sevdiği halde gururdan dönmeyenler, daha tanışmıyor hakkımda ne düşünür diye düşünüp sevdiği adamın dudaklarını öpemeyenler. Bir de kararmış solmuş renklerini bizim gibi pembe, sarı seven insanlara bulaştırmaya çalışanlar. Bazen bazı insanların -sevmediklerimin- hep mutlu olmasını isterken buluyorum kendimi. Çünkü onlar mutsuz olduğunda, mutluları da kendi mutsuzluklarına çekmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
#O yükselen şeyde ne? Bana yaklaşan koca bir dalga mı? Sona geldim.
Şimdi ne yapacağım? Başından beri istediğim sondu. Şimdi elime ne geçti? En sevdiğim babetlerim kan içinde, üstelik parmağımdaki kan, kabuk bağladı. Acısını söylemiyorum bile. Beni üzdüğünü, seni tanımamazlıktan gelip yeni sevgilisinin koluna girdiğinden hiç bahsetmiyorum. Annenin en çok seni sevmesi için her şeyi yaptığından eminsin, kendinden eminsin. Ama ne yaparsan yap kardeşini daha çok seviyor. Aşık olduğun adam seni bir gün bırakacak. Bırakmasa bile aldatacak, biliyorsun. Çünkü tanıyorsun. Muhalefetler hep tartışacak, sonu var bunun biliyorsun. Ama son'un ne olduğu bilmiyorsun.
Başlangıç belki de bir sondu.
Sona geldiğinde belki de yeni başlıyordun.
#Düşünmeden soyundum orada! Kim ne düşünür demeden atladım suya, yine düşünürken boğuldum iki kez. Bir suya bir de düşünmeye boğuldum o gün.