29 Şubat 2012 Çarşamba

Kahvesi türk falı


Bugün bir türk kahvesi içti dünya. Falına baktım. Telvenin fazlalığından mıdır yoksa insanların kalabalıklığından mı nedir bilmiyorum ama içi kabarmış.
Dalgalar, rüzgarlar, gelgitler... Hayal kırıklıkları, tutkular, kopamayışlar...
Yolları var birbirini seven aşıkların. Önlerinde koca bir yol var, beraber yürümeyi her şeyden çok istedikleri uzun bir yol. Sonunu bilmeseler de istiyorlar.
Denemeyi, görmeyi, yaşamayı. Yemeyi, içmeyi, gezmeyi.
Gözyaşı var.
Yolun sonunda mı dökülüyor bu yaşlar yoksa yola başlamadan önce döktükleri yaşlar mı gözlerinden akanlar? Herhalde en kötüsü başında da sonunda da yaş dökenler olsa gerek.
Fazla gürültü var etrafta.
İnsanlar konuşuyor, ağlıyor, hakaret ediyor, bağırıyor, tartışıyor. Ama aynı zamanda da seviyor, gülüyor, bağlanıyorlar.
Zaten her şeyin mükemmel olduğu ne bir dünya ne bir ilişki ne de dostluk olabilir. Yani kimse içtiği kahvesi zararsız olsun diye sırf su içmez.
Dünya için düşünürsek, mükemmel bir dünya yani, ne kadar gelişmiş olabilirdi ki? Hangi ilişki zorluğu tatmadan ileriye sağlam temeller atabilir ya da sürekli birbirine 'aynen' diyen insanlar ne kadar birbirine bir şeyler katar da ilişkilerine 'dostluk' adını verebilir?
Tam olarak anlamını bilmediğimiz şeyleri ne kadar savunabiliriz?
Görünce heyecanlanmadığın, elini tuttuğunda bırakmak istediğin birine ne kadar katlanabilirsin. Ben bir dakika katlanmam. Çok sevdiğin birinden ne kadar uzakta durabilirsin? Kaybetmeyi göze alamadığın insanı neden üzersin ya da ilişkinde heyecan olsun diye neden farklılık istersin ki? Farklılıklar, değişiklikler kahveye sonradan atılan şeker gibidir, hep bir eğretilik. Kahvenin tadını değiştirmez, suda erir gider. Ya fazla gelir ya da tekrar ihtiyacın olur.
Kahvesini şekerli içen biri ne kadar tek düze yaşamaya devam edebilir?
Kahvesini şekersiz içen biri ne kadar insanların zayıflıklarına tahammül edebilir?
Ne yazık ki hiçbir şey fincanda görüldüğü kadar değil. Ne yazık ki hiçbir şey görmek istediğimiz gibi de değil.

22 Şubat 2012 Çarşamba

bir eski bir yeni


Bir gün ikinci el bir kitap alırım. Sonra sayfaları çevirdikçe başka biriyle ya da birden fazla insanla o kitabı aynı anda okuduğumu fark ederim.
Elli sekizinci sayfada kahve lekesi görürüm. Hafif buruşmuş bir sayfa. Çok da severim. Sekseninci sayfasında bir not bulurum. Birkaç yıl daha silinmeyecek bir yazı belki de, bilmiyorum. O nottan sonra hayatım değişir. Belki sevgilimi öyle nedensiz bir şekilde bırakırım, istifa ederim işimden, hiç bilmediğim bir şehre tanımadığım insanların içine giderim. Yaşamayı denerim. Yüzümdeki herkese verdiğim tebessümü keserim.
Sanki olması gereken her şeyi tamamlamışım gibi kitaba kaldığım yerden devam ederim. Aslında değişen bir şey yoktur. Yani yine birileri vardır aynı anda benimle o kitabı okuyan ama benim etrafımdaki birileri eksiktir.
Büyük ihtimalle bırakırım kitabı. Okumayı.
Müzik dinlerim. Bir şarkı çalar, eski demeyi beceremediğim sevgilim gelir aklıma. Ağlarım. Yüksek sesle hemde. Belki günlerce odamdan çıkmam. Kimseyle konuşmam. Konuşacak kimsem de yoktur zaten o yeni şehirde.
...
Yine vazgeçtim ikinci el kitap almaktan, alışkanlıklarımdan uzaklaşmaktan.
*vazgeçtimyazanyerikorktumdiyeokuyacaksın.
Bunun yerine tek başıma kitabımı okumaya devam ediyorum. Kimsenin anısı olmasın istiyorum. Beni etkileyecek hiçbir not, söz görmek istemiyorum. Kendimi tanıyorum her şeyden önce ben her şeyden etkilenen bir insanım. Beni çok kolay üzebilirsin mesela. Tabii çok kolay mutlu da edebilirsin. Bu şehirden de gitmek istemiyorum. Sevgilimi bırakacak bir neden ya da ona eski dememi gerektirecek hiçbir not bulmak istemiyorum.
...
Bu yüzden kimsenin geçmişi olmasın istiyorum hayatımda ve geleceğimde. Ne yarım kalmış bir aşk ne de bitmemiş bir hikaye.

18 Şubat 2012 Cumartesi

bir şeyler hiçbir şeyleri dengeliyor


Yaşamımızdan küçük şeyleri sorun haline getirip, kendimize hediye paketi halinde sunup küçücük bedenlerimizi yoruyoruz. Düşünmeden duramıyoruz. Sanki dünyayı biz kurtaracakmış gibi saçma sapan hareketlerimiz var. Çok küçük detayları bile günlerce düşündüğümü hatırlıyorum ben. Abartmıyorum. Onu düşündüğümü fark edip uyandığım sabahlar, onu düşünmemeyi deneyerek uyumaya çalıştığım geceleri biliyorum. Gerçi hala öyle. 

Sanki dünyadaki bütün tatlıları toplatmışlar da bir daha asla yiyemeyeceğim. Hatta en son tatlıdan uzak durmaya çalıştığımı hatırlayınca kendime kızacakmışım gibigibigibi.

Bazen diğerlerini kendimizden daha çok düşündüğümüzü söyleriz bir diğerlerine ama bir türlü kabul etmeyiz aslında kendimizi herkesten fazla düşündüğümüzü. Her şeyin dengesi olduğunu düşünüyorum ben. Yani dünyada ne kadar iyi insan varsa bir o kadarda kötü insanlar var. Birini ne kadar seversek o kadar bizden uzaklaşıyor. Ben ne kadar aç gözlülük yapıp kendimi patlayana kadar doyurursam, bir başkası -yeri fark etmez. belki yan komşum belki de benden kilometrelerce uzakta biri- benim aksime açlıktan ölüyor. Benim onu sevdiğim kadar, beni bir başkası seviyor. Ya da benim onu sevdiğim kadar o da bir başkasını seviyor, bu da olabilir. Her şey olabilir. 
Yorulduğumu hissettiğim anlar oluyor. Üşendiğim zamanlar oluyor. Bıktığım, usandığım günler oluyor. Hepsi hayatımdan birilerini götürüp yerine bir başkasını getiriyor. Bu da bir denge. Şimdi hayatımdan kim isteyerek gitse, yerine bir o kadar isteyip gelecek insan olacak.
Her şey dönüşümlü.
Her şey karşılıklı.
Ne yazık ki hepsi de sabır gerektiriyor.

Kendi kuruntularım, takıntılarım, aşklarım, hayal kırıklıklarım.... Hepsine karşılık gelen sevinçlerim, mutluluklarım ve tabii aşklarım da var.
Bugün ne olursa olsun. Neye kızarsam kızayım, içimden 10a kadar sayıp bekledim. Çünkü biliyorum vücudum ne kadar bir anda kasılsa da, hemen gevşeyecekti. bkz.dengelerdenbahsettim 

15 Şubat 2012 Çarşamba

bir kez daha sevgilim dedim


Bugün bir arkadaşım sevgilisiyle etiketlemiş kendisini. İsminin sonuna da 'm' getirmiş, sahiplenmiş onu. Kötü oldum. Ben de seninle herhangi bir yerlerde olabilirdim. Sen de beni sahiplenebilirdin. Olmadı işte. Olmayacak. Neden böyle olmak zorunda? Neden seni hala seviyorum? Özlüyorum bir de. Hiçbir derdim yokmuş gibi bir de seni özlüyorum.
Senin bildiğini ben de biliyorum. Bunu bilecek kadar tanıdım seni.Aynı zamanda sevdim. Hiç kimsenin senin gibi olmayacağını biliyorum. Kimse senin gibi elimi tutmayacak. Belki de kimse sebepsiz sevmeyecek. Belki o gün çok güzel giyindiğim için benden etkilenecek, belki derslerimde iyiyim diye, belki arkadaşının arkadaşıyım diye, belki onu güldürebiliyorum diye. Hepsinin bir sebebi olacak. Benimse hiçbiriyle ilgilenmem için bir sebep olmaz. Olamaz. Çünkü hepsinde bir sıradanlık. Belki ben seni gözümde büyütüyorum diye düşünmeyi o kadar çok isterdim ki.
Neredesin?
Ne yapıyorsun?
Beni düşünüyor musun?
Sevgilin oldu mu, benden sonra kiminle görüştün? Daha çok yeni, görüşme kimseyle. Biliyorum çok yoğunsun sen ama o yoğunlukta diğerlerine vakit ayırabiliyor musun? Ya da ben varken yapamadığın şeyleri yapmaya başladın mı? Galiba başlamışsın. Merak ediyorum ki bilirsin seninle ilgili her şeyi merak ederim ben, tekrar alışkanlıklarını da yapmaya başladın mı? Galiba buna da başlamışsın.
şimdi ben de senin eski sevgilinim. sorun yaptığım şeyleri teknik olarak şimdi üstüme alınmam gerekiyor ama bunu yapacak cesareti bile kendimde bulamıyorum. 
İsmimi senin ağzından duymayı da özledim. Kimse senin gibi öylesine irem demiyor bana. İstedikleri yere gitmek için, beraber takılmak için, bir şeyler içmek için, sevgilisi olmam için irem diyorlar.
Yine uyuyamıyorum.
Sürekli düşünüyorum. Beraber geçirdiğimiz son günü hatırlıyorum sürekli. Bazen silik silik hatırladığımı fark edip ağlıyorum, kendime kızıyorum. Bunu da mı unutur insan, diye. Onu da beceremiyorum. Yani kendime kızmayı. Sen bile daha güzel kızıyordun bana...
Aklım çok karışık. Sensiz çok mutsuzum. Öğrenmem gereken tek şey bu. Sensizken mutlu olmak. Bunu da yapabilir miyim, öyle mi dersin? Seni de istemiyorum ama. Gelmeyeceğini biliyorum ama zaten gelmeni de istemiyorum. Dediğin gibi; yürütemiyoruz biz. Olmuyor yani.
Neyse.
İnanmayacaksın ama iştahım da kesildi. Kaç gündür tatlı yemiyorum.. Durum o kadar vahim yani.
Zeki insanlarla tanışmak istemiyorum. Hepsinde senden bir şeyler bulurum diye korkuyorum. Bazı filmleri hiç izlemiyorum bile. Bana o da böyle söylerdi ya da biz de böyleydik dememek için.
Bildiğin şeylerden...kitap okuyorum. Ama bu sıralar delirmiş gibi abarttım bunu. Gözlerim çok yanıyor ve kaşınıyor. Bu yüzden olabilir.
Bana attığın üçkısamesaj hala telefonumda. Bir şey istediğim yok. Okuyorsan sakın dön gibi algılama bu yazıyı. Zaten yine boktan yazıp, seni sıkmış bile olabilirim. Sadece bil. Hiçbir şey kolay değil. Düz yolda yürümek, sebepsiz gülmek, mutlu uyanmak, düşünmeden uyuyabilmek...hiçbiri kolay değil. Sadece saçma bir sebepten ağlayabilmeyi, dalıp gitmeyi kolay yapabiliyorum gittiğinden beri. Sana iyi geceler demiyorum, dediğinden beri. Bu iyi bir şey değil ama dimi?
Öyle görmezsem unuturum da diyemiyorum herkes gibi. Ben seni görmeden sevmiştim.  Zaten herkes gibi de sevmemiştim. Böyle bir adam olmasaydın inan çok kolay unuturdum.
Hak ver bana. Çok zor, biliyorsun.
Ama inan bana. Bir tek kötü söz söylemiyorum senin hakkında kimseye. Hatta inanmayacaksın ama anlatmıyorum bile kimseye seni uzun uzun.
Bir yazı yazmıştın. Ojelerini sürerken hatırla beni diye bitirmiştin yazıyı. Keşke sadece ojelerimi sürerken hatırlayabilsem seni, bilirsin işte daha kolay olabilirdi.
Beni unutmak zor olmayacaktır senin için. O yüzden arada bir hatırlasan da mutlu olurum ben. Zaten küçük mutluluklarım vardır benim. Sen de onlardan birisin işte. Sadece etkin büyük.
Şimdi sen çayını içmeye devam et sevgilim. Yazı yaz. Onlarla konuş. Yani seni ne mutlu ediyorsa onları yapmaya devam et. Ben de biraz daha seni özlemeye devam edeyim.
Bırak uğraşmayı, sen denemedin bile.
Ben de kendimi kişisel gelişim kitaplarına verdim, işe yarıyorlarmış.
Sen gibi olmazmış ama faydası varmış. Öyle diyorlar.
bir de ben yazılarımı herkesin senin aksine...üstüne alınman için yazıyorum.
Sen de telefon bekliyor musun benim gibi? Unut gitsin, bekleme. Ben de senden beklemeyeyim.
Biliyorsun, yürütemiyoruz.  Şu kelimeden de nefret ettim iyice.

14 Şubat 2012 Salı

mutlu noeller



İçinde bir nebze olsun ekşilik barındırmayan meyveleri sevmem. Arada bir limon yerim. tuzsuz. Sabahları greyfurt suyu içmeye bayılırım, sayısını bilmediğim kadar portakal yerim. Erken kalktıysam mutlaka kahvaltımı yaparım, geç kalktıysam da ara öğünle başlarım. Bugün de bunları yaptığım sıradan günlerden biri işte. Geç kalktım. Eğer arkadaşım arayıp uyandırmasaydı şu an hala uyuyor bile olabilirdim.

Sevgililer Günü, her yılın 14 Şubat günü birçok ülkede kutlanan özel gündür. Kökeni, Roma Katolik Kilisesi'nin inanışına dayanan bu gün, Valentine ismindeki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bazı toplumlarda "Aziz Valentin Günü" (İngilizce: St. Valentine's Day) olarak bilinir. Valentine kelimesi, Batı medeniyetlerinde hoşlanılan kişi veya sevgili anlamlarında da kullanılır.
Günümüzde, bazı toplumlarda sevgililerin birbirine hediyeler aldığı, kartlar gönderdiği özel bir gün olarak devam etmektedir. Tahminlere göre 14 Şubat günü, tüm dünyada 1 milyar civarında kart gönderilmektedir. Bunun yanı sıra hediye alımlarından kaynaklı piyasada satışlar artmaktadır.

bkz.vikipedi


Sevgililer Günü'nün her yıl 14Şubat'ta kutlandığına kalben ve manen inanmıyorum. Şöyle oluyor ki eğer böyle bir gün varsa benim için bir kere oldu o da 21Temmuz. Zaten bu gün önemliyse, bir kere olması da mantıklı. Tıpkı bende olduğu gibi. Kökeni bizimle bağlı olmayan bir inanışa bağlı olduğuna göre zaten inanmamız çok da mantıklı olmazdı dimi? 
Her ne kadar inanmasam da ki hala inanmıyorum bunu okuyorsan herhalde sürprizine verdiğim karşılığı düşünüp atma diyebilirsin neyse ne diyordum? Heh. Her ne kadar inanmasam da 12cm olan sarı topukların üzerinde aralıksız yarım saat dans edebilmeyi başarmışken (düşmedim bile) çalmaya başlayan şarkıyla salona gelen koca çikolatanın beni çok çok çok çok çok mutlu ettiğini saklayacak değilim. Galiba fazlasıyla mutlu oldum. Usis derdi yüzünden düşünüp üzülmem gereken şeyi bile düşünmedim hatta üzülmedim. Şimdi geriye bir dersim kaldı ve kendimi üzülmem gereken konuya yoğunlaştıracakken tekrar beni mutlu etmeyi başaran arkadaşlarım olduğunu söylemeden edemem.


şimdi gelelim sana.
inan uzun uzun üzülemiyorum bile. böyle düşünmemiştim. böyle olacağını düşünmediğim bir şey değildi 'bitmesi' yani biterim, ölürüm sanmıştım ama ne mutlu sana ki olmadı öyle bir şey. belki sendeki rahatlıktan dolayı böyle de olmuş olabilirim. senin için rahattı, böyle istemiştin. Neden ben huzursuz olmalıydım? ben de istemeliydim ki artık ilk defa da olsa aynı şeyleri istiyoruz. Düşünmeme kararı aldım, galiba başardım. sadece alıştığım bir durumdu. aslında çok şanslısın. şu kısacık paragrafta bile kendimde anlatılacak sen bırakmamışsın. bu yüzden şanslısın. 


Bugün neler mi yapabilirsiniz. Bilmiyorum önünüze bir google açıp, alın elinize nutellanızı kaşıklayıp durun. Arada bir fizy'e geçin. Yeni insanlarla da tanışabilirsiniz. Bugün illa ki birileri bir hata yapıp birisine aşık olacaktır ki o kişi siz de olabilirsiniz. Ya da sevgilin varsa ve bugün senin için çok önemliyse onunla buluşup mıçmıç hareketlerde bulunup, bir sonraki günün de aslında bugün gibi bir gün olduğunu unutup saçmalayabilirsin. Belki bana kızabilirsin. Belki kendini haklı görüyor olabilirsin. Belki de sen de benim gibi önemsememeye başlamış bile olabilirsin. Çok yorgunum ve midemde henüz yeni yeni erimeye başlayan çikolatalar var. Bir de henüz seçemediğim türkçeII dersim.








12 Şubat 2012 Pazar

uyuyabilirdim ama olmaz, çünkü bu da planlıydı

Bazen susarken çok şey söylüyorum.
Kavga ediyorum. Bağırıyorum.
Kendi kendime konuşuyorum.
seninle. Onunla konuşuyorum. Bazen sizi bile konuşturuyorum.
Küsüyorum.
Duymuyorsunuz. Bazen 'evet' deseniz de unutuyorsunuz. En kötüsü de unuttuğunuzu bile fark etmiyorsunuz.
Sonra çok şey söylediğim zamanların çoğunda da susuyorum. Konuşuyorum ama öylesine. -muş gibi yapıyorum. Dinliyormuş, hak veriyormuş gibi...
Kelimeler de anlamlarından uzaklaştı iyice. Aslında iyi de değilim, ne kadar nasılsın dediğinizde iyiyim desem de. Belki iyiyimdir ama fark edemiyorumdur, bu da olabilir.
Sanki künefemin üstüne süt dökmüşler gibi. 



Bir de isteksizlik diye bir kelimeyi aldım kısıtlı konuşmalarıma. Ne zaman bir kelimeyi tam anlamıyla kullanacak olsam, aslında istemediğimi fark ediyorum. Bazen sadece alıştığımı düşünüyorum; yemeye, sevmeye, hissetmeye, söylemeye, kabul etmeye...
Kabul etmek istemediğim bir şeyi sırf karşımdakinin planları bozulmasın, üzülmesin diye kabul etmekten de sıkıldım. Bunu kabul etmemi bekleyenlerden de sıkıldım.

Gece yeterince uzun olacak ama bu bu kadar kısa olmak zorunda mıydı? 2dakika 21saniye boyunca neler yapabilirsin bilmiyorum ama dinlersen seversin.




9 Şubat 2012 Perşembe

Bir bahanem var o güne dair


Artık ne anlattım bilmiyorum. Ne duymak istedin, işte bunun hakkında da hiçbir fikrim yok.
Sadece bir şarkı vardı. Onu hatırlıyorum. Biraz saçmaydı. Yani gün için saçmaydı. Hayır, biraz değil epey saçmaydı. Bahanemi çürütecek tek gerçek o duygusuz şarkı olabilir.


Ayaküstü yapılan şeyler denildiğinde aklınıza neler geliyor?
#ayaküstüyemekyeme
#ayaküstüvuruş
#ayaküstüöpmek
#ayaküstüyerler
#ayaküstüuğramak
...
#ayaküstüsevmek

Ne zaman farklı ortamlara girsek, yeni insanlarla tanışsak, dansta partnerin olduğunda, sıkıcı esprisine sen güldün diye, sınıfa aynı anda girdin diye, son çikolataya beraber uzandığınızda, sinemada koltuklarınız yan yana geldiyse, en yakın arkadaşının sevgilisinin sevgilisiyle tanıştın diye bir ilişkiye başlamak zorunda mısın?
Ayaküstü sevmek zorunda değiliz birbirimizi. Böyle yapacaksak bugünden hiç tanışmamış iki insan olabiliriz.
Kolay olan şey bu zaten. Bugünlerde herkes bunu yapıyor. Kolayı seçiyor. Koşullara bakıyor, baktı uygun hemen "bir ilişkisi var!"
İlk günden el ele tutuşmalar, ikincide öpüşmeler, ayaküstü koklaşmalar, sonra sevişmeler falan filan. Sorsanız, en doğru olanı onlar yapıyor. Birbirleriyle her dakikalarını, en mahrem yerlerini paylaşıyorlar. Sorsanız, bu devirde aşk böyle yürüyor. Çünkü bunlar birbirine 'aşığız' diyorlar.
Ne zaman ayaküstü yemek yesem ya ana öğüne tıkanır, onu yiyemem ya da bütün günü ara öğünlerle geçiştiririm. Ne zaman bir yere şöyle geçerken uğrasam sıkılırım. gibi gibi.

Bir sebebi var.
Kimseyi öylesine sevemeyecek halde. Herkesi gülerken mutlu eden beni biraz sıktınız bu aralar. Kendisini soyutluyor atıştırmalık ilişkilerden.

Bir dakika.
Mümkünse yarın, yarından sonra, sonradan da sonra...
Bir dakika.
Bu yazıyı yazdıktan hemen sonra, benden gereksiz ilgi, sıcaklık, mesaj, arama gibi şeyler beklemeyin. Bir de az konuşun. Kafam şişti.

Çikolata gününüz bol çikolatalı olmuştur umarım.




4 Şubat 2012 Cumartesi


Erkekler bir şeyler paylaşabildikleri kızlara
 ilk önce arkadaşım sonra da aşkım
 demek
 istedikleri için kızların
 sevgililerini en yakın arkadaşları gibi
 görmek istemelerini anlayamıyorlar.

merhaba cumartesi


Daha dün geceden başladı bizim 'yarıın napsaaak acabaağ?' demelerimiz. Geceden planları yaptık.
kahvaltıya sapancaya gidelim
bowlinge gideriz 
dışarı çıkıp 5dk da bütün çarşıyı gezip eve döneriz 
adaya gider alışveriş yaparız
film izleriz
tatlı yaparız. yok lan uğraşmayalım.
Sonra sabah oldu.
Kahvaltımızı evimizde yaptık.
Bowlinge gidemedik çünkü çok üşendik.
Çarşıya çıkmak ölüm gibi geldi zaten.
Alışveriş ise regl öncesinde hiç mantıklı değildi.
Vizyonda cumartesiyi katledecek bir sürü film var ve buna değmezdi.
Tatlı mı? Geçen pazartesi ve diğer geçen pazartesilerde olduğu gibi diyete başlamıştık.
Sonuç olarak hala evdeyim. Gün resmen bitti. İffet'in bu akşamki bölümü merakla beklenmeye başlandı bile.
Anneme kerevizi ben yaparım demiştim ama tahmin etmeniz çok zor olmayacak ki onu da yapmadım. Bu yazıdan sonra birkaç saatliğine Jacop'la buluşmaya gideceğim. Umarım ondan da sıkılmam. Heh bir de tumblr'a üye oldum. tehlikenin farkında mısınız?

2 Şubat 2012 Perşembe

Güzel bir gün ölmek için


Zaman geçtikçe daha umursamaz oluyorum.
Zaman geri kaldıkça arkamda kırgın bıraktıklarımı tekrar hayatıma alıyorum.
           alamadıklarımı özlüyorum.
Zaman benimle dalga geçtikçe ona gülümsüyorum.
Zaman beni yanına çektikçe biraz daha özlüyorum, bizi.
Zaman bizimle beraber mi?
            benimle beraber değil. Seninle birlikte ama görüyorum. 
Zamanla alıştık dimi?
            bir tek anlaşamadık.


Suç yok, suçlu yok
Hayat böyle anladım
Aşk yok, artık yok
Ama zamanla alıştım
Senle ben hep böyle kalacagız
Gitgide eriyip yok olacağız
Yavaş yavaş



Böylesi çok güzel. 
Böylesi daha sakin.
Böylesi daha biz.
gibi. keşke her seferinde böyle olmasa.