31 Ocak 2012 Salı

diğeri kilo alıp vermekten oluşan çatlaktı kanka


Her kırgınlıktan bir anı seç kendine.
Her anından bir kırgınlık bul kendine.
Sonra zamanı kendine al. Merkezine git her şeyin, kendinle beraber.
Bütün çatlakları doldur. Biliyorsun hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ama yinede doldur sen. Üzerinden geçenler, çatlaklara basıp tekrar aynı yerden acıtmasın canını. Daha fazla acıtır belki, sen önlemini al. Kimse bilmesin zaaflarını. En azından doldur ki hepsine güçlüymüş gibi görün. Olmadığını sen bil ama kimse bilmesin.
Eski sevgiline dönme mesela. Ona ikinci bir ilişkide yeniden sevgilim deme. Hele senden sonra başkasına sevgilim dediyse hiç düşünme bile. Senin onda aradıklarını, o başkasında aradıysa yüzüne bile bakma. Bunlar seni yıpratır. -mış yani. öyle söylemiştiler bana. 
özlediğin zaman SANA Yaptıkları gelsin AKLINA mesela.
özlediğini SÖYLEDİĞİ zaman 'SİZE' yaptıkları GELSİN aklına mesela.
Bu çok işe yarıyormuş. bana öyle söylemiştiler. Eski sevgilini gördüğünde hala içinde bir şeyler oluyorsa iyi ya da kötü yeni birisini hayatına dahil etmeyi de isteme. Sonradan dank ediyormuş. söylemiştiler bana öyle.
Sonra hayatına aldığın kişiyle her şeyini de paylaşma ilk günlerden. Kimin ne zaman gideceği, aslında sendeyken bile hiçbir zaman hayatına dahil olmadığı belli olmaz. Seninle hayatını paylaştığını söyleyip, paylaştıklarına hayatım deyip kandırmasın seni yani. Belki de en önemlisi hayatına üçüncü bir kişi gibi bakabilmelisin. Tarafsız olmak ne kadar zor olsa da denemelisin.
Her ilişkinin bir öncesi ve sonrası olduğunu kabul etmek gerekiyor. Benim ilişkimin de bir öncesi ve sonrası var tabi. Senin sevgilinin de. Önemli olan diğerleriyle birlikte bunu yürütebilmek.
Sonuç olarak hayatta başımıza gelebilecek olan 2 çatlaktan biri olan bu bahsettiğimize dikkat etmek gerekiyor. Demek ki ben üstüne basılmaması gereken bir açığı, yaramı göz ardı etmişim bugüne kadar. Şimdi dönsem, onu onarsam da pek bir anlam ifade etmez. Çünkü geri dönemeyecek kadar ilerledim. Ve üstüne basıp geçen durumlar da kapatmayacak kadar ilerledi derine.
Benim için bunu dinleyebilirsin şimdi.

27 Ocak 2012 Cuma

En kro şarkılar bile sevgilin söylerken çok iyi gelebilir


Orada sen varsın burada ben varım. Birbirinden özenle ayrılmış, en uç köşelerde yaşamayı seçmişiz. Sanki birlikte olmayı hak etmediğimizi düşünüyor olaylar.
Ne kadar da saçma.
Birbirinden uzak yaşamayı seçmiş iki insan.
Ne kadar da seçilmiş bir durum.
Geçen her dakika saçma. Ayrı geçen her dakika, araya giren fazlalık insanlar... Sebepsiz olan durumlar... Hepsi saçma.
Zaman geçmeli. Zaman durmadan akmalı, her zaman yaptığı gibi. Bazı şeyleri dindirmeli. Bazı şeyleri unutturmalı. Ya da hiçbir zaman unutturmamalı.
Bugün sana tam sekiz kere aptal dedim. Çok özür dilerim.
Herkesin bir rengi olmalı. Benim rengim pembe ve kırmızı olsun mesela. Çünkü en çok o iki rengi seviyorum. Aslında her rengi seviyorum ama o ikisi benim enim. Onunla her mutlu olduğum dakika pembe sayesinde. Aslında kırmızı olmalı bu durumlarda dimi? Ama değil. Pembe daha yumuşak. Pembe olsun istiyorum. Kırmızı ise saçmaladığım dakikalarda benimle. Şu an olabilir mesela. Mesela şu an tam anlamıyla saçmalıyorum ve kırmızıyım. Yapabileceğim bir şey var. Ama yapmıyorum.
Şu an sadece seni arayıp, çok seviyorum demek istiyorum. Ama bunu da yapmıyorum tabi. Çünkü hala kırmızıyım. Kızıyorum. Kızarıyorum belki de bilmiyorum. Uyuyorsun ya. O yüzden aşkım. Şimdi rüyanda benimle olduğun için. Bir de şey. Ben rüyalarında beni görme ihtimalinin yükselebileceği umudunu sevdim aşkım. İçimdeki kroyu uzun zamandır duymuyordun.
Bugün kendimi etrafımdaki insanlarından birine benzetmeye çalıştım. Tip olarak değil. Koca göbeğim ve hava yastığı popomla tipimin benzemesi çok zor. Sadece yaşanılanları. Benzemez ama denedim işte. Olmadı. Hep kendimi 'ama'larla ayırıp durdum. Ama ben öyle değildim, ama ben daha az sevmiyordum, ama ben fazla özlemiştim, ama ben evine gitmiyordum, ama ben ileriyi düşünüyordum, ama ben abimi daha fazla seviyordum....gibi....
En yakınlarımı seçemiyorum bu aralar. Yine herkese güvenir, ikinci dakikada her şeyimi anlatır oldum. Oysa bu bana çok zarar vermişti. Yapmıyordum uzun zamandır. Yine yapmaya başladım. huyluhuyundanvazgeçmezmişyaişteböylebirşeydırırırıişyeböylebirşey.
İnsanları hiçbir zaman tam olarak tanıdığımı söylemedim. Hep bir 'belki'm oldu karşımdakilere. Ve yine öyle. Çünkü tam olarak tanıdığımı düşündüğüm anlarda hep bir şey oldu. Bir şey oldu ve devamında hayal kırıklığı. Canımın acıması. Tedirginlik. Bir şey oldu ve her şey değişmeye başladı. Benim konuşma baloncuklarım, iyimser düşüncelerim....hepsi değişti. İşte bununla beraber kimseye güvenememe sendromu başladı. Bazen yeri geldi kendime bile güvenemedim. Hatta güvenmek istemedim.
YAKLAŞIK BİRKAÇ AYDIR KENDİMDE SADECE TEK BİR DUYGUYA GÜVENİYORUM. HİÇBİR ZAMAN HİSSEDEMEDİĞİM BİR DUYGU.
Kimse karşısındaki için vazgeçilmez değildir diyordum herkese. Şimdi benim de vazgeçemediğim biri var. Şimdi benim vazgeçmek istemediğim biri var. Zaman hızlı geçsin istiyorum ya, benim inadıma zaman sadece onunlayken hızlı geçiyor. O yokken sanki elimden tatlımı alıyor gibi acı çektiriyor. Bir de pis pis sırıtıyor yüzüme salak şey! Daha kaç gün oldu. Sanki yıllardır görmemişim gibi.
Bazen. Yani çok özlediğim zamanlarda. Yani aslında hep özlüyorum ama bazen daha çok özlüyorum. Neyse ne diyordum. Çok özlediğim zamanlarda, onu yeni bulduğum için mi diye düşünüp duruyorum. Önceden olsa,  ondan öncesindeki gibi olsaydım ya da az önce bahsettiğim çok güvendiğim duygu olmasa, zamanla özlemem hatta bazı şeyler eksilir bile diyebilirdim. YANLIŞ Hatta imkansız. Ne yapıyor bilmiyorum ama imkansız.


22 Ocak 2012 Pazar

ukala gülümsemesi götürmüş onu heyecana












İstemeden oldu dedi.
Sadece dinledim.

Ona bütün gün evde olacağını söyledi, konuşurken hiç takılmadı kelimeleri birbirine. Hepsi sırasıyla dizildi, eksiksiz ve kusursuz. Evet kelime bu. Tam anlamıyla kusursuz bir şekilde. Bazen espriler de yaptı.
Çok sıkılacağım, seni özleyeceğim gibi gibi gibi. 
Sonra yaptıkları da birbirini izledi tabi. Üstünü giyindi, en sevdiği parfümünü sıktı. Yüzüne ukalaca bir gülümseme yerleştirdi. Böyle olur zaten. İnsan ne zaman kendisine güvense, birilerini ciddi anlamda kandırabildiğini ve hatta bunun hissedilmediğini anladığında yüzüne o sahte gülümsemeyi yerleştirir.
Sahte ama başarılı. Sonra söyleyeceği cümleleri seçti. Basit ama etkili.
Çok sıkıldım sensizken, seni çok özledim gibi gibi gibi.
Kapıdan çıkarken neredeyse uçacak gibi hissediyordu kendisini. Aslında yedek lastiği vardı ama bir yenisi ve daha heyecanlısı daha kötü olamazdı ya?
Buluşacakları yere gittiğinde heyecandan ölecekti. Öyle ki bana attığı mesajda hissedebiliyordum o anki ruh halini. Mal. Harfler birbirine girmişti. Artık bakmadan mı yazmıştı ne yapmıştı bilmiyorum ama içine girdiği durumun farkında değildi. Farkında olamayacak kadar sıkılmıştı ilişkisinden. Öyle söylüyordu. Sıkıldığına kendisini inandırmıştı.
O gün. Eski sevgilisiyle buluştuğunda, hiç susmadan konuşmuşlar. Birbirlerine eski günlerden bahsetmişler. Bazen gözlerinin içine bakmışlar uzun uzun, aralarında geçen kötü şeyleri düşündüklerindeyse; gözleri kaçmış birbirlerinden. Uzaklara, birbiriyle temas edemeyecek en uzak ama bir o kadar da yakın mesafeler aramış gözleri. Mesela kızın kırmızı çorabına takılmış gözleri. Eskiden dokunduğu saçlarını düşünmüş. Ne de güzeldi o zamanlar diye.
...
...
Günlerce tekrarlamış bunu. Fırsat bulduğu her an, zaten boş bir insandı ve her saati de boştu, sevgilisinin yanına gitmektense eski sevgilisiyle görüşmeyi tercih etti. Her buluşmasında da bana mesaj attı. Benim onu rahatlatacağımı, süslü cümlelerimle onu desteklememi mi bekliyordu bilmiyorum ama istediğini vermiyordum. Çünkü ilk görüşmelerinin dışında, yani diğer görüşmelerinde hiç konuşmamışlardı. İlişkileri daha çok tensel bağa dönmüştü. Özlüyorum diyordu ama sesini değil; dokunmasını. Gülüşünü değil; öpücüklerini. Eskiden paylaştıkları ŞEYLER dışında hiçbir iletişim yoktu aralarında. He unutmadan. Hala diğer kızla ilişkilerine devam ediyorlardı. Bitiremiyordu. Çünkü bitirirse konuşabileceği insan kalmayacaktı. Samimi olarak sevdiği, sevildiği biri kalmayacaktı. Ben dinlemiyordum çünkü dinlenmeyi hak edecek olaylar yaşamıyordu son birkaç ay. 3kalbi bir arada tutuyordu.
Eski sevgiliyse yine görüşmeye(yiyişmeye)gideceği günlerden biriydi.
O ve ukala gülümsemesi eve doğru yol almışlardı.

He evet artık barlarda ya da kafelerde takılmıyorlardı. Rahat değildi onlara göre. Evi tercih ediyorlardı, çünkü rahattı onlara göre.

İki gün önce beni aradı. Ağlıyordu. Benim ukala arkadaşım ilk defa ağlıyordu. Sevgilisi öğrenmiş. Ayrılmışlar. Ne bekliyordu? Dün görüştük. Neden bilmiyorum ama ikimiz, tek başımıza görüşmek istemedim. Ortak bir çift arkadaşımız vardı onları da çağırdım. Hep beraber oturuyorduk. Sonra aldı beni camın kenarına götürdü 'NEYAPARIMBENİREM' dedi. Ne yapabilirdi ki? İlişkileri o kadar güzeldi ki; o yeni heyecanlar uğruna batırmıştı her şeyi. Ve ben ne diyebilirdim ki ona. Dinlemiş miydi beni ukala gülümsemesi?


İstemeden oldu dedi.
Sadece dinledim.





21 Ocak 2012 Cumartesi

Sayılı gün çabuk geçer oğlom



Ben her güzel şeyin bir sonu olduğunu biliyorum.
4kardeş hep bir aradayken...herkesin farklı şehirlere dağılmasında, künefemin sonuna yaklaştığımda, onun yanından ayrıldığımda....hep güzel şeylerin sonuna geldiğimin farkındaydım.
Annemle babama bakıyorum mesela.
Babam evde olduğunda sürekli annemin etrafında olur. Mutfakta hep annemin yanındadır. Annem üzüldüğünde...Tansiyonu tavan yaptığında...Hatta annemi kızdırdığında bile yanındadır onun. Ne zaman anneme kızsa, tartışma sonunda 'anneniz haklıydı' der bize. Bugün mesela onları düşündüm. Nasıl evlendiklerini. Neleri aştıklarını.
O zor zamanlarda, eski zamanlarda....batıl insanların zihniyetinden nasıl da ilişkilerini kurtardıklarını düşündüm. Babamın anneme her bakışında nasıl adım attıklarını düşündüm.
Madem her güzel şeyin bir sonu var, bunu söylediklerine göre var bir şey, neden evlilikleri hala sürüyor?
Yani aralarındaki sevgi bitmediyse biten ne?
Aşk mı?
Aşk biter mi?
Her gün yüzünü, gülüşünü hatırlamak için gözlerini O'na kapatmak mı yoksa bir zamanlar 'araya mesafe girerse aşk biter' düşüncelerine katılan bir insanın düşüncelerinin 'şu sayılı sürü gün geçse de O'na sarılsam bir an önce' şeklinde değişmesi midir aşk?
Bazen susarken bile sevmek olabilir aşk.
Tek bir telefon sesine 32diş moduna geçmek.pardonbenim28dişimvar.
İkinci, 3üncü, dördüncü....görüşmede hala kalp atışlarının bir anda hızlanıp yavaşlaması olabilir. Onunla telefonda konuşabilmek için kurabiyeyi son anda ısırmaktan vazgeçmek de olabilir.
ya da bilmiyorum.
onu hatırlatan, hatırlattığında beni heyecanlandıran her şey aşk olabilir, sevgi olabilir.
Bu gece de çok seviyorum onu.
komik olduğu için, düşünebildiği için, konuşmasını bildiği için, benimle dalga geçtiği için, her an gidebilirsin ama' korkumu üzerimden attığı için...yaniherzamanbirkorkuvaramaböylebenimşizofrenikkorkularımgittienazından. 
Asla unutamam dediğim insan aylardır aklıma bile gelmiyor peki buna ne demeli?
Bana herkesin aksine bir geleceği hissettirdiği için seviyorum onu.
Her an düşünüyorum.
Her an özlüyorum.
Sanki hep onunlaymışım gibi hissediyorum bazen.
sanki onun sıcaklığı üzerimde olmayınca hep üşüyecekmişim gibi.
başa dönecek olursak; bir son olduğunu kabul edecek olursak.... her şeyin sonu biz olabiliriz. birlikte bir sonumuz olabilir bence, çünkü her şey birlikte sona doğru gitmemiz için uygun.
Sadece sevelim birbirimizi.
Sanki ben aylar öncesinden seni sevmeye hazırmışım gibi benimsedim seni. Şimdi baktığım her yerde sen varsın. pekibukötübirşeymi.






17 Ocak 2012 Salı

Bugünün içeriğinden koptu geldi



Bir şeylerden ne zaman vazgeçsem, birileri için o şey en önemli şey haline geliyor. Ne zaman birisi benim için çok önemli olsa o kişi bir başkası için 'gereksiz' olarak nitelendiriliyor. Künefe için ne zaman çok güzel desem, ay çok şerbetli nasıl yiyorsun tepkisi alıyorum. Birini ne zaman çok sevsem her şey çok sıradan geliyor insanlara. Sevgiyi basite indirgiyorlar. Künefeyi şerbetli diye dışlıyorlar.
Pembeyi de sevmiyorlar. Panjurdan bahsetmiyorum.Barbie'yle Ken'in arabasından da bahsetmiyorum. Elbiseden, atkıdan, kalemden, defterden, çilekli sütten bahsediyorum. Çok kızca lan diyor arkadaşım. Gerizekalı sen nesin, erkek mi? Yoksa 30 yaş bunalımında falan mısın?
Türkçe şarkı fazla bilmediğim için ne biçim Türk'sün muamelesi görüyorum alfabemizin harflerini yersiz ve sebepsiz kullanan 'sevqili aRKadaşım'dan.
Tuvalette yarım saatten fazla durduğum için vaktimin birçoğu boşuna geçmesin diye kitabımı, bilgisayarımı yanıma alıyorum diye oyalanıyor oluyorum olmasına ama bilmiyorlar ki düzeni bozulduğu an iki hafta gazını ben çekiyorum.
Gülerken kendimden geçiyormuşum bazen, çok mutsuz olduklarında onları güldürebiliyormuşum. Şebekmişim. Şükür lan. Sonunda iyi bir yere bağladılar.
Acele etmeseymişim bugün düşüp morartmazmışım bir yerlerimi. Haklılar. Ama bilmiyorlardı ki neden acele ettiğimi. Siz de bilmeyin zaten. Ama haklı sebeplerim vardı cidden.
yani
her şeyi
bilemezsiniz
zaten. bu biraz
şey...işte biraz imkansız
Beni böyle kabul edin.
Konuşurken birden ne söyleyeceğimi unutabilirim. Bazen çok kırmızı ve pembe sevebilirim. Bir anda dalıp gidebilirim. Sevgilinle aranın neden bozulduğunu yarın bana tekrar anlatmak zorunda kalabilirsin. Bazen seni sıkabilirim, hep onu anlatabilirim. Bazense hiçbir şey anlatmam, en yakın arkadaşım olduğunu düşünüyorsan haklı olarak isyan edip 'anlatsana biraz' diye sitem edebilirsin. Hayatından bir anda çıkıp gidebilirim. Bazen hiç gidemem. Paylaştığım tatlılardan rahatsız oluyorsan beni feysten silebilirsin, çünkü bu benim klasiğim. Hep olacak yani. Ama sen listemde hep olmak zorunda değilsin. Benim için bir şeyler ifade ediyorsun demek değil sana 'kanka' demem. Ağlarsan senin yanında olabilirim. Soru sormam, anlat demem. Tamam çok merak ederim ama sıkmam seni. Ama bazen de çok sıkabilirim.
Yarın Türkçe sınavım var. Konuyu kimse bilmiyor, müfredat diye bir şey yok. Sadece konuşuyoruz derste. İnsan merak etmez mi ne çıkar diye. Etmiyorum işte. O kadar da rahat oluyor insan ilk vizesi yüksek, sunumu da pohpohlayıcı bir not olunca.
neyse
son2.

15 Ocak 2012 Pazar

bonomolaştırdığım pazar

















http://fizy.com/#s/2b7jp7


Güneş vuruyor storların arasından. 
Hepsi beni davet ediyor pazar gününe, deniz kenarına.
Şu an direniyorum. Evet direniyorum.
Ama günü yatağın içinde gece etmek de istemiyorum. Pazar günlerinden nefret ettiğimi söylemiş miydim.
Biraz yürürüm, biraz düşünürüm. Belki hiç düşünmem.


Değişme hayat çok güzel
sen
bana deli deme deli değilim ben
hayat güzel değil mi buradayken
memnun musun seferinden
dünya bir başka değil mi aşıkken
sevdin mi sen
sevmek güzel 

****
Sevmek çok güzel seni sevmek çok güzel
seni sevmek çok güzel
senin olmak süper 



diyor Bonomocuğum.
Katılıyorum. Siz de dinler misiniz ben dinlerken, böyle tek başıma olmuyor da.


Bugün kırmızı olsun.
Dikkatimi çekecek her şey bugünde toplansın istiyorum ve artık bana aynı çocuğun cips anketimize katılır mısınız demesinden vazgeçmesini istiyorum. 
Çalışmıyorum derken neden beni kandırmaya çalışıyorsun güzelim ben bilmiyor muyum sanki senin çalışmamalarını.
Mavi ojem olsun bugün. Mavi gibi cıvıl cıvıl dışarısı.
Tokamı kaybettim.
Birileri geliyor bugün buraya. Keyfim kaçtı ama yapacak bir şey yok. Yok tabi kendimi toplu taşıma aracında yaşıyor gibi hissediyorum. Odanın içi İETT ler gibi. Bir sürü kafa var. Bir sürü tilki. Bir sürü yaşanmışlık var. Seveni de var sevilmeyi hak etmeyeni de. Aldatılanı da var her gece aldatanı da. Horlayanı da pis kokanı da var. İNECEK butonu da yok bu odanın. 10ay sözleşmesi var. Tıkır tıkır 775X10 canım. Pahalı parfümler ucuz vücutlar. Allık allık (alıkalık) suratlar. Bir bedende birkaç vuruş. Siyah elbiseler, kırmızı topuklu ayakkabılar.
Kokuyu hissettiniz mi? Koku hissedilir mi?


Sen de özledin mi beni? Ben çok özledim anne seni.


Ben sarhoş olsam, bu güneşten, seni sayıklasam duyar mısın, gelir misin. Ya da bir kez daha bana sevgilim der misin, belki bu son duyuşum olur. Belki birazdan çok önemli şeyler olur.
Bu saçmalamamın bir sebebi var elbet. Var tabi. 5beş05:05 te uyudum ben. Sabahtan beri bonomo dinliyorum ve bunu ilk kez yapmıyorum ben.
bana greyfurt sıkar mısınız.
Bugün pazar.
Bugün bilmem kaçıncı kez yine pazar.
Telefonumun hiç çalmadığı pazar.


sen seç. ne renk oje süreyim?
biraz yüksek sesle konuşur musun, müzikten duyamıyorum da.







5 Ocak 2012 Perşembe

fazlasıyla onlardan


Sağlıklı olsun da..
Şu sınav bir geçsin de..
Biraz birbirimize zaman tanıyalım da..
Bir pazartesi gelsin de..
olsun da gitsin de bitsin de sevsin de.
Sürekli bir şeylere bağlanıyoruz. Hatta durmuyoruz. Bir şeyleri de başka bir şeylere bağlıyoruz.
Kendimizi bir başkasına.
Başkasını koşullara.
Koşulları imkanlarımıza.
İmkanlarımızı ruh hallerimize.
falan.
Birini ne zaman çok seversen, daha az sevilmeye razı olacaksın.
Birinden ne kadar nefret edersen, daha fazla görmeye hazır olacaksın.
Nasıl diye düşünmeye başlayacaksan da içinden çıkamayacağını baştan kabul edeceksin, etmelisin.
Bazen duygular tamamen katlanılmaz olacak bazense her şeyin bir an önce başlaması için çok değişik heyecanlar hissedeceksin, bitmesi için demiyorum buraya dikkat etmelisin.
Mesela birinin elini tutabilmek gibi..
Onu öpebilmek gibi..
ya da hepsini geç.
Sadece düşünmek gibi..
Bitirmeyi düşünmeyeceksin daha başlarken.
Şuan hayatının tam anlamıyla boktan olduğunu düşünüyor olabilirsin. Hayatına birini alamayacak kadar korkak, birinin hayatına dahil olamayacak kadar yetersiz olabilirsin. Sevdiğini ona söyleyecek cesareti kendinde bulmuyor da olabilirsin. Belki de hiçbir zaman bulamayacaksın. Çünkü zaman sadece sende geçiyor olmayacak, karşındakinde de hızla ilerliyor olacak seninkinin aksine. Belki zaman çok hızlı akacak. Belki kendine güvenmeye başladığında, bu ne kadar mümkünse, her şeyi düzeltebileceğine kendini o kadar inandıracaksın ki onu bıraktığın yerde görmeyince, göremeyince kendine bir kez daha küfredeceksin! bir kez daha korkak olduğunu düşüneceksin.
Birlikte mutlu olacağına inandığın bir insandan nereye kadar kaçabilirsin ki. Ya da kendinden... düşünmekten..





1 Ocak 2012 Pazar

ho ho HÖ



Dünden ne farkı var bugünün diye merak ediyorum. Genel olarak tabi ki de hiçbir farkı yok. Ama yine de bir şeyler değişti. En azından rakamlar yer değiştirdi? Çift sayı geldi ki ben çift rakamları severim.
Çiftleri severim.
çift bizsek daha çok severim, neyse.
ikibinonbirin bitmiş olması o kadar güzel ki. İçine birkaç güzellik serpiştirilmiş berbat koca bir yıl.
İnsanların güler gibi yapıp söver gibi konuştukları yıl.


Bol yüzlü.
Bol kalorili.
Bol stresli.
Bol iniş çıkışlı, koskoca bir yıl.


Neler öğrendiğimi konuşalım biraz.
Öyle birkaç gün takıldığım insanlara 'iyi' dememeyi öğrendim. gibi gibi.
İntegrali öğrendim. Çok da sevdim.
Sınavların yüzümüzde çıkardığı sivilcelerin gelip geçici olduğunu gördüm, aynı zamanda sınavın birçok insanı değiştirdiğini.
2 yılın sadece alışkanlık olduğunu anladım. Koskoca 2 yılın boşuna geçtiğini, belki de bana birçok şeyi kaybettirdiğini fark ettim.
Baklavanın ayda sadece 3 dilim yenmesi gerektiğini duydum ki sonrasında yaşadığım travmayı düşünmek istemezsiniz.
Bazı şeylerin görmeden de olduğunu anladım ki bu çok korkunç. Yani duymak bile yetiyor çok güçlü duygular için.
İlk defa kovaladım mesela.
Bu yılsa yeni olduğu kadar güzel olmalı her şey.
Mesela önceliklerimi bilmeliyim.
Sabretmeyi öğrenmeli hatta yeri geldiğinde bittiğini kabul edip uğraşmamayı öğrenmeliyim.
daha az tatlı yemeliyim ki bu imkansız.
Yatarken ayaklarımı havaya,duvara uzatıp kitap okumaktan vazgeçmeliyim.
Dişlerimi fırçalarken konuşmamayı öğrenmeliyim. Oluşan görüntüden bazen ben bile korkuyorum.
Az şarkı, az kayıp. İnsanlar vöoysimden kaçıyor.
Siyaha bu yıl da devam etmeliyim, çünkü... Çünkü güzel yani.
Daha azına alışmış insanlardan daha fazlasını beklemenin hata olduğunu anlayıp, oturmalıyım popomun üstüne.
ota boka gülüp, her an beni kırabilirsiniz' ifademden kaçmalıyım. Kaçamasam da en azından bunu herkese göstermemeliyim.
meliyim.
malıyım.

Neyse.
Şimdi kahve içip, fal baktırmalıyım.
möcük.


daha az sevmek için uğraşırsam, deneyebilirsem... bence her şey daha güzel olabilir.