20 Mart 2012 Salı

Ben pembe rujumu taşırırken


Benim küçükken de pembe rujlarım vardı ama o zaman doğru düzgün süremiyordum dudağıma. Bazen sadece alt dudağıma sürüyordum, bazen burnuma kadar uzuyordu rujun izi bazen de bütün dişlerim pembe oluyordu. Bir de benim hiç çürük dişim olmadı bütün arkadaşlarımın aksine.
Kırmızı ojelerim vardı. Küçücük tırnaklarımın neresine sürüyordum bilmiyorum ama yarım yamalak sürüyordum onları yine de büyük azimle. Kuzenim kandırmıştı beni sürekli oje süren küçük kızların tırnakları kökünden kopuyormuş diye. Çokta tın. Aşıktım onlara, bugün gibi. Yatağımın üstüne kaç kere kırmızı oje döktüğümü bilirim. Bilerek değil ama gerçekten. Yanlışlıkla oluyordu. Sonra annem odamın önünden geçerken görmesin diye kırmızı ojenin üstüne un dökmüştüm. Bence çok mantıklı.
En güzel barbieler benimdi. En güzel tencereler. En güzel altına çişini yapabilen bebekler.
Her güneşli yağmurda gök kuşağının başladığı yeri bulma hayalim vardı benim. Onu bulabilmek uğruna Rosalinda'nın tekrarını kaçırmıştım.O zamanlar hiç takılmadan 'fernando jose altamiano del castro' demek çok havalı bir şeydi ve ben gerçekten çok havalıydım.
Babaannemin topuklu ayakkabılarını giydiğimde kendimi genç kız gibi hissediyordum. Boyum bir40tı, ağzım süt kokuyordu ama o ayakkabılarla 18liktim.
Bütün doğum günlerim kutlandı.
Sayamayacağım kadar fotoğrafım var.
Çok çirkin olduğum dönemlerim var mesela. Böyle saçım erkek gibi. Ön dişlerim yok. Fareler yemiş öyle deyip kandırıyorlar beni.
Aylık dergilerim vardı. Şimdi yok ama o zamanlar barbie dergileri oluyordu. Yani derginin adı 'Barbie' ydi. Müjdat abi sağ olsun, almayı unutsam bile ayırırdı. Çünkü ben sadık bir dergi abonesiydim.
Sabahları kahvaltımı yaptıktan sonra annemden gizli gizli diş macunumu yerdim. Kırmızıydı, çilekliydi. Çok güzeldi tadı! 
Aha.
Atilla Taş'a aşıktım. Çok karizmatikti.
Herkes gibi kapının ziline basmaz 'aaaaaaaaaaaağnneeeeeeeeeeeğ' diye bağırır bütün mahallede duyulurdu sesim. Kızıyordum anneme çünkü bütün yaşıtlarım dereye girip kurbağalı lağımlı suda yüzebiliyordu. Ama ben! Bahçenin kapısından bakıyordum onlara.
Bir dönem odamın duvarlarında posterler vardı.
Gel zaman git zaman Blue grubundaki Lee'ye aşık oldum ve zamanla anladım ki sarışın erkeklerin kedilerden farkı yoktu ve ben kedilerden nefret ederim.
Bu şarkıyı dinlediğim dönemler oldu.
İnsanlar tanımaya başladım.
Aşık oldum.
Aşık olduğum çocuktan ayrıldım.
Aşık olduğum çocuğu özledim.
Aşık olduğum çocuk öküzün tekiydi. Ox'um dedim bir dönem ona. Salak sınıf arkadaşım sınıfın duvarını delmişti. Biz de akıl bedava deyip öküzcüğümle dersteyken sınıftan sınıfa kağıtlaşmıştık. Çok romantikti.
O da büyüdü şimdi. Koca adam oldu.
Lise geldi.
Lise 4yıldı.
2si güzel 2si berbattı.
Sonra herkesin yediği şeyleri yedim; kaşarlı tost gibi dost kazığı gibi.
Daha dün okulun ilk günüydü ama bugün fark ettim ki bu dönemin de sonuna yaklaşıyorum. Bir eksik bir fazla ne fark eder.
Bugün de pembe rujum var. Kırmızı ojem de var.
Bugün pembe rujumu dudaklarıma tam olarak sürebiliyorum ve kırmızı ojelerim tırnaklarımdayken küçük bir çocuğun elini yansıtmıyor.
Çocukluğumda filmlerdeki aşkların baş rol oyuncusu ben olurdum. Yani en güzel kız. En çok sevilen kız. Dudağına pembe ruju en çok yakışan kız. Bugün kendi hayatımdaki aşkın bile baş rolü olamadım. Belki de olmak istemedim onu da bilmiyorum ya.
İnsanlara gerek duymuyorum mesela. Herkesle iyi anlaşmaya çalışmıyorum. Biri hayatımdaysa, merkezime almıyorum. Okulda birçok yüz var. Kendimde birçok yüz var. Herkesin birçok yüzü var ve ben bir tanesini bile tanımak için çaba sarf etmiyorum.
Bugün fernando jose altamiano del castro demek hiç havalı değil. Atilla Taş'sa kronun önde gideni.
Çok sevdiğim gülüşüm var dişlerimin beyaz olmamasına inat. Kimseden saklamadığım düşüncelerim.
Başladığı yeri merak ettiğim hiçbir gök kuşağı yok ve dünya hiçbir aşkın etrafında dönmüyor.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder