29 Ağustos 2011 Pazartesi

Şerbetli Günler


Kızıyorum özrü olmadan şu 12 ayın sadece 1 ayını islamın şartlarından birini yerine getirmeyenlere.
Sigara içenlere mesela.
Adam sigara içmek için orucunu tutmuyor. Ne oldu işte. Biz de zorlandık ama sonuçta bitti değil mi ?
bu arada ablam aradı. kendisi yan odada olur. canı sıkılmış ne yapıyorsun diyor. canım. bunu da belirtmek istedim. neyse.
Sonra bir de içenler var. Alkolden bahsediyorum. Çok iyi bir halt oluyor siz onu içince. Önemli bir insan oluyorsunuz. Gerçekten bak. Böyle alkolle devam ederseniz bir gün şirinleri pardon cenneti pardon cehennemi görebilirsiniz.
Neyse kimsenin sevap/günah defteri ilan etmedim kendimi. Paylaşayım dedim.

Yarın belki de en mutlu olacağım birkaç günün içine giriyoruz.
HER YER ŞERBET ARKADAŞ.
Onları yerken mutlu oluyorum. Belki de onları mutlu olmak için yiyorum? 
Yok artık!
Cidden kimse benim kadar değişemez tatlı yediğinde.
Bende resmen tatlı yedikten önce ve tatlı yedikten sonra diye iki durum oluşuyor.
Yüzüm asıksa. İnceleyin yani. Bir anda 32 dişe yol alıp gidiyorum.
Beni gülerken daha çok seviyorlar. Öyle vslla. Yakışır gülmek.
Bu arada en önemlisi.
BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN. 
İyi şeyler yapmaya devam edin... mesela... sevin herkesi.. deneyin bi.
Oluyor. 
Gerçekten.



27 Ağustos 2011 Cumartesi

beni aşkla aldatma,gerçeklere kapatma...


http://fizy.com/#s/3e3b5q

Bekleyince olmayan şeyler var.
Aşk gibi.
Tesadüfen olması gerekiyor diye düşünüyorum artık. 
İnsan isteyince sevebiliyor. Yani sevgi tamamen saygıyla olabilecek bir şey. Dün hiç sevmediğim, muhabbetinden hiç haz almadığım bir insanı bile sevebileceğimi anladım. Yeter ki istesin insan. Önce biraz saygı duymayı denedim; söylediklerine, düşüncelerine. Sonra neden sevmeyeyim dedim. Onun için ölüp bitmediğim kesin ama yine de düşmanım olması anlamsızmış.
Sevgi kazanması kolay, kaybetmesi güç olan bir duygu.
Aşk ise
Hep gelmiyor , hep bulmuyor. Bizi sürekli mutlu etmiyor. Üzüyor, hırpalıyor, yapmam dediklerimizi yaptırıyor. Hatta gözümüzü bile kör edebiliyor.
Görmenin kolay olduğu şeyleri göremeyecek kadar kör edebiliyor.
Bağımlı hale getirip seni herkesten her şeyden soyutlayabiliyor.
yapıyor,ediyor

Bunların dışında;
Seni merkezine birini daha almaya davet ediyor. Ben yerine biz geliyor.
Özlüyorsun.
Sonra ne oluyor.
Her şeyin mükemmel olduğu o an.. Her şey bitiyor.
Kapatıyorsun kapılarını herkese.
Herkeste onu arıyorsun.
falan filan.


Şimdi senin şehrini özler oldum, bir ay sonra oradayım. Arkadaşlarımlayım belki de tesadüfi bir aşkımlayım. Sen yokken. Ben olmanı isterken..


26 Ağustos 2011 Cuma

Bitmeyen şeyler






















Herkesin inanmak istediği bir hayatı var.
Hepsi ayrı ayrı isteklere dayalı, farklı heyecanlarla dolu.
Bazılarının çok uğraşması gerekiyor bazılarınınsa uğraşmak gibi bir çabası yok.

Herkesin inanmak istediği bir karakteri var.
Sağlam kurup, emin adımlarla ilerlemek istediği bir tarzı.
Bazıları onunla övünür durur, bazıları onu korumaktan kendisini unutur, bazılarıysa ona sahip bile olamaz.

Herkesin sahip olmak istediği hedefi var.
Bazen kendimizden bile ödün verdiğimiz hedefler.
Bazen hiçbir zaman yapmam dediğimiz şeyler.
Bunun sonu yoktur. Çünkü hedefler hiçbir zaman bitmez ve bir önceki hedef bir sonrakinin habercisidir.

Herkes hayal kurar.
Hayallerinin gerçekleşmesi için kendisini kandırır.
Bazen o kadar çok hayal kurarız ki gerçek hayatla yüz yüze geldiğimizde her şey bize ağır gelir.
Çünkü hiçbir zaman gerçeklik hayaller kadar sevindirici ve hafif olamaz.

25 Ağustos 2011 Perşembe

Aşk denen şeyi insanlara yakıştırıyorlar.

Gördüklerimin arasında en güzel olanıydı.
Daha önce kimse onun gibisini görmemiştir. Eminim.
YANİ böyle bağlandıkça bağlanıyordun.
Kopmak istesen de 'bir daha' diyordun.
Garip işte. İnsanın kendisine hakim olamaması gibi bir şeydi.
Benim için en güzel ilkti.
Çok sevdim ben ya.
Yeniliklere nasıl açık olmaz insan' diye düşündürmüştü bana.
Sonrasındaysa..
naptım ben yaaa' tepkisini verdirmişti.
Olsun.
Bir daha olsun.
Bir daha yerim.

Çok soyut



Merhaba kendisini nedensiz yere neden arayışına vermiş insanlar. Neden arıyoruz ama neden ? Bazen düşünecek bir şey bulamadığımızdan bazen çok fazla şey düşündüğümüzden.
Mesela kimi zaman kendimi hiç merak edilmeyen bir hediye paketiymiş gibi hissederim. Size de öyle olur mu? Her şey, her yer, herkes olması gerektiği gibidir. Mutlu yüzler, umut dolu bakışlar, heyecanlı bekleyişler...Hepsi sizden bağımsız, hepsi bir arada. Hepsi birbiriyle uyum içinde. Paket ise öylece bekleyişte. Bir süre sonra önemli olacak ama o süreyi beklemesi gerekecek. Bunun bilincinde..
Kimi zamansa henüz son cümlesi gelmemiş yazı gibi hissederim kendimi. O kadar 'tam noktasında' salınırım ki bütün hayatımı mantıkla ilerletmeye yemin etmiş gibi... Sanki bekleyince her şey doğru olacakmış gibi...
Evet ne beklemenin ne de beklememenin bir ortası yok..
Keşke olsaydı.

23 Ağustos 2011 Salı

Bak gördünüz mü 18 oldum.


Bugün benim doğum günüm. Kara, kıllı, bıcır bir şeydim işte tam 18 sene önce bugün. Nasıldı sesim bilmiyorum ama tahmin edebiliyorum nasıl ağladığımı. Tam 18 yıl önce bugün çok zor bir doğum olmuş ve evet ben gelmişim. Ceee-ee . Bana İrem'i yakıştıran bir tanecik abimmiş. Belki de en çok kıskandığım, sevdiğim, karşısındayken bir söylediğini iki yapmadığım erkek. He korkudan falan da değil. Bu galiba biraz abican aşkından geliyor olsa gerek. Ablamlarsa ben doğduğumda Ahmet amcanın 'papucunuz dama atıldı' demesi üzerine beni unutup ciddi bir şekilde damda papuç aramışlar 18 yıl önce bugün. Annem kıskanmış vermemiş beni kimsenin kucağına. Eh tekne kazıntısıyım ne de olsa. Biraz da şımartmışlar beni.
Bu sefer doğum günüme kırmızı, Lady GaGa ve karaokeyle girdim. Onun heyecanı var üzerimde.
Şimdi insanlar arıyor, mesajlar atıyor, feyste yazıyorlar falan. Bazılarını deli gibi seviyorum bazılarınıysa senede bir kez görüyorum. Hem yakın. Hem uzak. Her biri canım,tatlım,hayatım diyor. Bazıları samimi bazılarıysa tam anlamıyla yav-şak. Olsun ama seviyorum hepsini. Canlarom benim.


Diyorlar ki; 18 yaşının getirdiği özgürlükler kadar da sorumlulukları varmış. Biz de ne yaparız. Yerine getiririz yani; sorumlulukları. Tabi ki özgürlüklerini de yaşarız; yakışır bir şekilde. Valla ne yalan söyleyeyim ben çok sevdim bu yaşı. Bu yaşın getirdiği deliliği ve olgunluğu. Bir de arkadaşlarımı çok seviyorum. Onun sesini de çok seviyorum.



19 Ağustos 2011 Cuma

Kelime Tekrarlamaca hayatlanınca

Gereksiz insanlar gerekli olmadıklarında ortaya gereksiz nedenlerden dolayı çıktıkları için gereksiz olayları gündeme getirir gereksiz bir şekilde ortamı gerer sonra da çokta gerekliymiş gibi bunun üzerine bir de gülerler.
*****
Gelmemesi beklenen insanlar gelen herkesi şaşırtarak gelirler gelmeleri beklenmeyen ortamlara. Hiçte rahatsız olmazlar gelmemeleri gerektiğinde gelip , gelenleri şaşırtmış olmaktan. Geldiğinde ise geldiklerini belli etmek için ' ben geldim' dercesine hareket edip, gelmenin diplerini yaşarlar. Ah o gelmemesi gerekip gelenler.
*****
Mesaj atmamış olman gerekirken mesaj atarsın mesaj atmaman gereken insana. Sen beklesen de mesaja geri dönmez, bir mesajı sana çok gören hayvan. Düşünürsün, arkadaşlarına mesaj atarsın, acaba başkalarıyla mı mesajlaşıyor diye düşünürsün mesajına geri dönülmesini beklerken. Mesaj atmanın hata olduğunu sana gelen bir mesaj da anlarsın soğuk olan o mesajı gördüğünde : KİMSİN der mesajda mesaj atmaman gereken ama bir defa da olsa mesaj atmış bulunduğun kişi.
*****
Gülmelerine takmış olan gülmeyen hatta gülmek bile yakışmayan gülümsemekten haberdar olmayan insanlar genelde takılırlar senin güldüklerine, gülümseme şekline. Sen ne yaparsın. Tekrar gülersin, gülmenin altında neden arayıp gülmeyi beceremeyen insanlara. Gülmekte neden amaç ararlar diye düşünürken anlarsın ki gülünce sen kendin olursun gülmekten de öteye geçip ruhunu gülerken yakalayan insanlara göre.
*****
Baksan da göremezsin bazen göstermek istemedikten sonra o. Bakabildiğini hatta bazen bakabileceğini düşünürsün ama sadece düşünmekle kalırsın. Hatta bazen düşüncelerinin içinden geçen düşlerini hiçe sayarsın düşündüğün insan senin yanında değilken. Öyle işte bazen ne kadar düşünürsen düşündüğünle kalırsın düştüğünde. Düşüp bakabildiğinde.




18 Ağustos 2011 Perşembe

Esintiyle

Herkesin hayatında bir kez de olsa tanıması gereken insan olur ya?
- Artık onu tanıdığımı biliyorum.
Herkesin hayatında bir kez de olsa yaşaması gereken bir duygu var ya?
- Artık onu yaşadığımı biliyorum.
Sadece bunlar değil tabi. Kimseninki gibi de olmadı benim fiilerim. Sessiz sedasız oldu. Bir anda oldu. Öyle yıllar da sürmedi. Sadece birkaç gün içinde oldu bunlar.
Artık ne mi olacak?
Ne olması gerekiyor? Yine siz söyleyin bana. Ya da bir dakika. Söylemeye ne hacet. Siz yapın yapacağınızı. Nasıl olsa öyle olması daha normal değil mi? Nasıl olsa siz hep kolayları seçerdiniz? Evet öyle yapardınız değil mi? Sonra arkasına bakmaz, giderdiniz.
Gidiniz.
Hiç olmadığı kadar gidin benden.
İnsanın her gün büyümesi böyle oluyor demek ki. Her gün yeni bir insan tanıyıp, her gün onu yaşayıp, farklı yönlerden büyüyorsunuz. Onlardaki açıklıktan siz kendi eksiğinizi kapatıyorsunuz. Sizin düşünceleriniz nasıl hiçe sayılmışsa siz de bunu yapmanın hata olduğunu görüyorsunuz.
Daha ne kadar büyümek gerekir üzülmemek için. Emin adımlara sahip olmak için. Her akışına bırakalım dediğimizde illa bir rüzgar çıkar ilişkilerimizde.
Derin, yıkıcı bir rüzgar. Götüren; geri getirmeyen.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Son zaaftı

Düşününce..
O gözümüzde büyüttüğümüz insanların bile zaafı var. Acısı var. Yarası var.
Biz onlara imrenirken kim bilir onlar da bir başkasına farklı nedenlerden dolayı aynı şeyleri hissediyorlardır.
Mesela ben en çok soğukkanlı insanlara imrenirim. 
Hiç öyle olmadım ; çabuk parlayıp birden söndüm.
Bu yüzden, dayanamayıp yumuşadığımı bildikleri için çok kırıldım. 
Bir insana tek şans ver, o şansını iyi kullansın' derler ya. 
Düşününce...
Umarım bende öyle olurum bu günden sonra..
Son zaafımdan sonra..



İNDİRİMLR

Eğer moraliniz bozuksa,kilo verdiyseniz ya da tam tersi kilo aldıysanız, sevgilinizden ayrılıp ailenizle tartıştığınızda...Ve bunlar gibi bir sürü nedenlerden dolayı kendimizde değişiklikler aradığımızda bir şeyler yaparız..Evet alışveriş yaparız.. Böylece hem ruhumuzu hemde bedenimizi tatmin etmiş oluruz. Size tanıtabileceğim bir site var ve oldukça da dikkat çekici
 indirimleri size gösterip, imkan sunuyor. 


Fırsat takip sitesi indirimlr.com'u tanımayanlar buraya! Grup Satın Alma Sitelerinin ve Özel Alışveriş Kulüplerinin GünlükKampanyaları tek bir noktada.


Şehrinizdeki çılgın indirmleri ve hayatı kaçırmayın. Şehrinizdeki tüm sosyal aktivitelerden en az %50 indirimlerle yararlanın. Artık parayı düşünmeyin, sadece hayatın tadını çıkarın!

Özel Alışveriş Sitelerinin ve Fırsat Sitelerinin tüm kampanyalarını tek bir yerden takip edin.
Artık tek tek bütün alışveriş ve fırsat sitelerini dolaşmanıza gerek yok, en iyi fırsatlar ve kampanyalar hepsi bir yerde:  www.indirimlr.com


Tatil fırsatları, restaurant, eğlence, aktivite, eğitim fırsatları, sağlık ve güzellik fırsatları, sevdiğiniz markaların mesela Bershka, Koton, Mavi Jeans veya Reebok gibi indirimli ürün satışları ve daha neler neler...hepsinden %90'a varan indirmlerle faydalanın. Sizde en yeni trendleri kaçırmayın...




14 Ağustos 2011 Pazar

Grini de aldın gittin.

Her şey hazırdı. Bütün renklerimizi almıştım elimin altına.
Sarı, pembe, kırmızı, mavi, gri...En güzel yeşil bizimdi. En güzel morlarımızı kuşatmıştım etrafımıza.
Hava ne sıcak ne de yağmurluydu. Çünkü böylesi daha iyi olurdu bizim için.
Bir tek sen eksiktin.
Bir gelip, bir gidiyordun...
Sonra tamamen gittin. Griyi de aldın götürdün.
Bense kırmızılarımla kalmıştım; utandıklarımla. Belki biraz beyaz bıraksaydın arkandan, bir umut. Belki bir sarı ışık yaksaydın giderken ben hazırda beklerdim dönmeni.
Her siyahla mavinin buluştuğu o sabahın ilk saatlerine kadar o telefon sesini beklemezdim.

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Umutsuzsan

Umutsuzsan...
Her şeyi yapabilirsin. Yeni bir sayfa açabilir, silebilir ya da unutabilirsin. Kendi teselli etmeye çalışırsın ve yanında seni teselli edecek birçok arkadaş, dost bulabilirsin. Yeniden sevmeyi düşünebilir sonra da her gidenin sende bıraktığı açıklarda kaybolup vazgeçebilirsin. Birçok seçeneğin olur.
Kendini seni en çok mutlu eden...... ya da seni oradan en çok uzaklaştırabilen şeye odaklanabilirsin. Benim gibi yazabilirsin. Kendini herkese, kalbini ona dahil herkese kapatıp sadece dinler ve yazarsın.
Umutsuzsan...
Bir zamanlar umutlu olup denemeyi bıraktığın şeyden sana kalan son kırıntıları toplayıp çöpe atmak istemeyebilirsin. Belki bir mesaj, belki de en son konuşmanın süresini gösteren bir işlem kaydı kadar. Evet bu kadar saçmalayabilirsin.
Umutsuzsan...
Zamana bırakırsın kendini.
Umutsuzsan...
Büyüdüğünün farkında olursun.
Bilirsin ki...Artık seni bu konuda üzebilecek bir şey kalmamıştır artık..
Bu...
Umudunu kazanmaya başlıyorsun anlamına gelir.

11 Ağustos 2011 Perşembe

Ki insan


İlk defa sevmez insan. İnsan hep sever ki ; ona yakın davrananı , tadı hoşuna giden yemeği, burnuna gelen güzel kokuyu. İlk defa güvenmek ister insan. Belki en yakınına, belki ailesine belki de hiç tanımadığı bir insana.


Boşa hayal kurmaz insan. Hep olmasını istediklerini ya da olabilecek şeyleri düşünür. Sonra da birileri karşısına geçer ve bunların hepsinin hayal olduğunu söyler ona. Birilerini ayakta tutan en önemli şeyin hayal olduğunu görmezden gelerek.


Bilerek aşık olmaz ki insan. Eğer isteyerek yapıyor olsaydık bunu, yani bir ayarı ölçüsü olsaydı belki de kimilerimiz bu kadar üzülmez, umutsuz olmazdı yeni bir insana karşı. 


Boşuna korkmaz ki insan. Hep kötü bir deneyimi olmuştur. Belki de hep kötü deneyimi olanlar onun hayatında olmuştur. Eh insanız. Ön yargılarımız olmuştur. Belki bizi hiç sevmeyecek birinden etkilenmişizdir belki derinliğini bilmeden attığımız o küçük adımda boğulmuş hatta belki de göremeyecek kadar kör olmuşuzdur gerçekleri.


Nedensiz kandırmaz ki insan kendisini. Bilseydi her şeyden önce inandırması gerekenin kendisi olduğunu yapar mıydı bu kandırma işini, bulaşır mıydı ona. Neden kandırır insan kendisini. O kadar mı umutsuzdur. O kadar mı yalnız, yıpranmış hisseder kendisini.







10 Ağustos 2011 Çarşamba

Sorular yine cevapsız sorular

Aslında ben biliyorum. Anlıyorum.. Hatta anlamam için belli de ediyor kendisini insanlar.
Ben buyum diyorlar. Diyorlar demesine de ben yine de hayatımın güzel yerlerine koyuyorum onları.
Nedir bunun adı. İyimserlik mi. Aptallık mı.
Kaç kere görmeli insan kendi değerini ? Kaç kere değer verilmediğini görmeli ? Kaç defa olursa anlar insan ?!



9 Ağustos 2011 Salı

Aslında pek bir şey değilim

Ben siyasetten anlamam
Bir tane köşe yazarı okurum
AŞK ve onun yaptırabileceklerinden korkarım
Duygusal filmleri sevmem
Geğiririm.
Kışı elimde selpaklarla yaşar, kapatırım.
Renkli gözlerim yok.
Boyumun çok uzun olduğu söylenemez.
Et sevmem.
Süt içerim.
Alkole aşık bir insan da değilim.
Çok kolay etkilenirim.
Bazen hiçbir şeyi anlamam.
Kulaklarım çok iyi duymaz.
Gülmeyi severim.
Bazen de ağlarım.
İstanbul'a aşık değilim
Kaşlarımı daha geçen sene aldırmaya başladım.
Sinirliysem çekilmez olurum.
Duşa girdim mi çıkmak bilmem.
3ayın neredeyse yarısını asosyal bir şekilde geçiririm.
Sevmediğim insanlara bile katlandığım olmuştur.
Türkçe şarkı çok az dinlerim.
Sesim kötü ama şarkı söylemeyi severim.
Tatlıdan uzak duramam.
Aşık olursam çok kıskanırım.
Yılışık erkeklerden soğurum.
Annemi babamdan daha çok severim.
Belki de hala giymediğim elbiselerim vardır.
Bazen korkarım.
Benden daha akıllı insanlarla takılmayı severim.
Boş konuşanlara tahammülüm yoktur.
Yalanın beyazı yoktur.
Enginarı yemeden sevmeyenlere kıl olurum.
Dans etmeyi bilmem.
Ama dans etmeyi çok severim.
Her sene kilo alırım.
Sonra veririm.
Beni tanımayan insanların aslında beni daha iyi anladıklarını savunurum.
Kendimi ifade edebilirim.
Kendimi savunmaya gerek duymam, bu kaçmak olmaz, sevmiyorum öyle muhabbetlere girmeyi.
Yürümeyi severim.
Çok su içerim.
Kahvaltıdan önce VE sonra dişlerimi fırçalarım.
Yine de sarılar.
Kendimi severim ama dile getirmem.
Kin tutamam. Bir kişi dışında.
Düz yürüyemem.
Dinlemekten sıkılmam. Karşımdaki boş olmadıktan sonra.
Kırmızı severim.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Aynılıklar içinden bir gün daha

Aslına bakılırsa günler hep aynı geçiyor. 
Aynı şeyleri düşünüyoruz, arabalar hep aynı yöne doğru gidiyor, karıncalar hep sabit hizada yürüyor, her gün bir köşe yazısı çıkıyor, radyolarda her gün aynı kanalda aynı saatte bir kadın aynı ses tonuyla 'Günaydın' diyor.
Rutin işlerin arasında hep farklı duygular yaşıyoruz.
Aynı düşüncelere her gün farklı yaklaşıyoruz, bazen umutlu bazen karamsar. Aynı yöne doğru giden arabaların içindekiler hep farklı. Her biri farklı yere gidiyor. Belki yanlarından ezeli düşmanları belki eski aşkları geçiyor ama kimse bunu bilmiyor. Bazen siz onu düşünürken o da sizi düşünüyordur. Belki siz ona karşı iyi şeyler düşünürken o sizin ona yaptığınız hatayı hatırlayıp sizden bir adım daha geri gidiyordur.
Çok düşünüyor, az faaliyete geçiyoruz. Neden böyle yapıyoruz ?
Her gün aynı şeylere farklı şekilde yaklaşmak yerine ; farklı şeylere tek benliğimiz üzerinden neden yaklaşamıyoruz ?

Etkiler gösterir kendisini.

Onlar çok geride kaldı derken biz mi değişiyoruz yoksa koşullar mı ?
Kaç kere kullandım bu sözü bilmiyorum. Bazen gerçekten de arkamda bıraktım bazense bırakamadım. Hatta bazen o beni bırakmadı. Bilmiyorum belki de bırakamadı.

Bunu zamana bırakalım derken ne düşünüyorduk halledilebileceğini mi ?
Çoğu kez zamana bırakmayı denedim. Bazen evet oldu. Ama geçici bir şekilde. Genelde ben zamana bırakmayı tercih ederdim. Herkes zamanımda bırakılması gereken, üstü kapanması gereken'lerdeki yerini alır, tozlu raflara kaldırılırdı. Ama kimse bana zamana bırakmamı söylemezdi. İzin vermezdim. Oysa şimdi bana 'zamana bırak , olur' denmesini kendim istedim. Belki de zorla dedirttim. Sıktım.

Bu kez son denildiğinde kaç defa son oldu ?
Hatırlayamadığım kadar sondu. Son olacaktı. Kaptırmayacaktım kendimi hiçbir şeye, hiç kimseye.
İnan deniyorum. İhtimalleri düşünüyorum. Şuan üç günlüklerinden biriyle konuştuğunu düşünüyorum.
Oluyor mu. Geçiyor mu.
Onu da bilmiyorum.

7 Ağustos 2011 Pazar

Neşeli post

Cause is me, you, you, me, me, you all niiiiiiiiiight derken yakalandım anneme. Klasiktir. Yani bu değildir. Yani klasik olan benim deli gibi şarkı söylüyor olmamdır.
Bastırılmış duyguları olan yok mu yani. Öyle mi diyorsunuz siz. Ya da bir saniye... galiba umuyorsunuz.
What's your nameee what's your number i'm glad i came . Can you take my order* diye devam ederken yine geldi annem. Kirli çamaşırları topluyormuş. Baktım. Güldü. Aldı. Gitti.
Hava bozacak gibi sevmediğim kara bulutlar yaklaşıyor. Gerçi , gidiyor da olabilirler. Bana artık hep güneşli hava. Bir sonuca ulaşamadım ama söyledim rahatladım. 
Masum olduğumuzu düşünüyoruz kendi gözlüklerimizden bakınca . Peki ya öyle miyiz. Öyle misin ?


Hey don't you cut me out ! diye bağırdım. Güldüm. 
Bu aralar daha fazla macera filmleri izliyorum. Hayatımın maceralarla olmamasına duyduğum üzüntü yüzünden olabilir. Bir nevi eksiliği de kapatıyor olabilirim. Bir şeyler yapmalı. Bir şeylere ortak olmalı. Bazı şeyler paylaşınca güzel. Paylaşamayınca anlamsız. 


'dinlerken yazalım yazarken yaşayalım'

A N C A

Birileri bir şey desin. Yüksek sesle söylesin.
K O R K U Y O R U M desin.
Anca o zaman aşarız onları, engelleri. Engellendiklerimizi.
Birileri gülmeyi denesin.
Tıpkı benim gibi, H A H A H A ! Anca o zaman gerçekçi olmayı öğreniriz.
Birileri bana bir açıklama yapsın.
Bunlar B Ö Y L E B Ö Y L E desin. Anca o zaman vazgeçerim düşünmekten. Beni durdurmalı.
Birileri yüksek sesle şarkı söylemeyi öğrensin.
L A L A L A L A ! Anca o zaman etrafımızdakilerin farkına varırız.
Birileri artık online olsun.
A Ç K A P A AÇ. Anca o zaman listeye 5dakikada bir bakmayı bırakırım.
Birileri benim için değişsin.
Ancası yok.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Kendini kandırışların bir yere kadar.. Bir şeye kadar..

Rüzgar kimler için esiyor bu şehirde ..
Umutları olanlar için mi ? Hiç sanmıyorum. Eğer öyle olsaydı...bugün havada güzel bir rüzgar var insanın içini ferahlatan. Fakat benim umutlarım tek bir şeye baksa bile sönüyor.
Güneş bugün neden bu kadar huzur veriyor..
Rüzgarın alıp götürdüğü umutlarımızı dindirmek için mi ? Kesinlikle. Öyle umuyorum. Umutsuzken bile..

İhtimalsizleştirebildiklerimizden olmasaydın keşke.

Ne isteriz biz. Ya da neler isteriz deseydim belkide daha iyi olurdu .
Çoğu zaman bize en zor geleni. Bazen de olma ihtimalinin sıfır olduğu şeyleri. Bize o kadar çekici gelir ki. Kendimizi tamamen onun etkisine bırakırız. Her yerde onu görürüz. Her şeyi ona bağlarız. Kendimizi ona göre ayarlarız. Hatta o yokken mutsuz olacağımıza kendimizi inandırırız.
Aslında biliriz ki hiçbir şey vazgeçilmez değildir. hiç kimse. Bunu arkamızda bıraktıklarımızla görürüz zaten. Ama yine de insan kendisine sebepler arar. Zor olanı. Amaç nedir bilmiyorum. Belki kendimizi yokluğa alıştırmak belki de boşlukta olmak.
eğer doğru bu olsaydı gerçekleşme ihtimali sıfır olmazdı diye düşünmem gerekiyor.
Düşünüyorum bende. 

5 Ağustos 2011 Cuma

Genelde bunları severim, yaparım, isterim.

Tatlı yemek, şerbetle doldurulmuş bir havuzun içinde yaşamak
Missy Higgins dinlemek, dinletmek
Yazmak.
Yazılmak da isterdim aslında. Ama kimse beni yazmak istemedi.
İlgilendiğim insanın benimle ilgilenmesi. Ama sadece benimle.
Deli gibi dans etmek, dans ederken yere düşmek.
İngilizce karaoke yapmak.
Telefonumu 'aman yeaaağ diyerekten köşelere fırlatmak.
Oje sürmek. Ama her gün farklı.
Biri resmimi çekse hiç fena olmaz
Takip etmek.
Vur kaç yapmak
Birinin bir gün geleceğine inanmak
Kitap okumak.
Film izlemek. Ama aşk olmasın. Macera olsun. Dövüşler de iyidir.
Saatlerce insanları izlememek. Açıkçası sıkılırım. önceden bunu severdim ama şimdi vakit kaybı gibi geliyor.
Duvarımdaki yazıları okuyarak hayallere dalmak.
Ed Westwick hayranı olmak ayrıcalıktır diye düşünüyorum. katılıyorum. inanıyorum.
İnsanların hala kötülük peşinde olmasının gösterdiği ucuzluğa şahit olmak. Görmek. Belki de bildiğimi yüzlerine vurmak.
Feysbık demek. Hoşuma gidiyor.
New York
apple
Gökkuşağındaki bütün renkler.
senbeno'daki ayrımı yapmak.

    4 Ağustos 2011 Perşembe

    Kimler başarmış






    Kimin ne yaptığı önemli değil ki bu aralar.
    Sanki elimde olmadan kendimi bir şeylere kaptırıyorum.
    Sonra deniyorum, kurtarmak için.
    Belki de kurtarılmak için.

    1 Ağustos 2011 Pazartesi

    Gelip gidenler var

    Bir esinti gelirmiş uzaklardan insanın inadına. Bazen her şeyi silip atar bazense hafızalara kazırmış. Bazıları onu çok severmiş bazılarıysa ondan hızla kaçarmış. Bana hiç gelmiyor esinti bu ara. Neyin içindeyim? Geliyor da göremeyip hissedemiyor muyum .
    Bir ses gelirmiş uzaklardan insanın anısına. İlk önce insana tanıdık gelir sonra yabancılaşırmış. Kimileri onu sevse de genelde pek sevilmezmiş. Çünkü korkunçmuş. Çünkü insanlar birbirine iyi şeyler söylemek yerine kötü şeyleri söylemeyi tercih eder olmuş.
    Bir dost gelirmiş uzaklardan insanın acısına. Kim olduğunu göremesen de hissedermişsin onun yanında olduğunu. Bazen aranız soğuk olsa da bilirmişsin o aslında hep senin iyiliğini düşünürmüş.
    aslında farkında değiliz ama biz insanlara o kadar şey oluyor ki bazen anılarımızı bile unutmak istiyor. Onu ya da o şeyi bize hatırlatan her şeyi hafızamızdan silip en yakınımızdakini yargılayabiliyoruz. Hemde nedenini bilmediğimiz şeylerden dolayı. Bazen çok düşünürsek hata yaparız. Önemli olan istediğimiz şeyi aklımıza geldiğinde uygulamaktır , sonucunu düşünmeden. Çünkü düşünürsek eminim ki kendi yorumlarımızı katarak seçenekler oluşturuyoruz kendimize ve bu hesapta olmayan birçok şeyi karşımıza çıkarıyor.