31 Mart 2011 Perşembe

O bir ütopya.


Farklı insanlar, farklı dinler dolayısıyla da farklı kültürler. Hepsi bir arada yaşıyor, seviyor, ağlıyor bazense birbirlerinden düşünce olarak tamamen ayrılıyorlar. Bir yapbozun küçücük parçaları onlar.. En ufak ayrıntısıyla beraber bir bütüne ait ama birbirlerinden tamamen farklı. 
Çok çile çektirdiği de olur. Onun getirdiği sorunlara göğüs geremeyen de. Ama onu keşfeden insan....Tamamen onu yaşar, hisseder. Her ayrıntısından zevk alır, keyifle yaşar. Farklılıklarından yararlanır. Mesela; farklı dinden biriyle konuşarak onun buradaki anısını dinler. Anlatılana göre ders çıkarır. Ya da kişiliğiyle tamamen farklı olan insandan cesaret alır. 'Bak neleri yapabiliyor!' dercesine.
Orası İstanbul.
 Her şeyiyle yaşanmaya değer, benim gibi birçok öğrencinin hayalini kurduğu şehir, ülke. 
Hatta ütopya. 
Kurduğumuz bütün hayaller, içinde olmasını istediğimiz insanlarla beraber oraya taşınıyor; yaşıyor, okuyor, çalışıyor, evleniyor. . .
Hayata atılıyor yani.

29 Mart 2011 Salı

İnat etmektir mutluluk

foto : uğur araz

Mutluluk
Yine de gülebilmektir ; zorluklara inat.
Sevebilmektir ; sevilemeyeceklerin çokluğuna inat.
Ağlayabilmektir ; güçlü olabilmeye inat.
Sorgulayabilmektir ; öz eleştiri yapamayanlara inat.
Bazense denemektir ; kaybetmeye inat.
Kazanmaktır ; diğerlerine inat.
Çalışabilmektir ; varlığının kıymetini bilmeyenlere inat
Aşık olmaktır ; seni hak etmeyenlere inat.
Varlığını koruyabilmektir , kıskananlara inat
Ve sebepsiz yere düşünmemektir , sorunlara inat.
Her şeye rağmen , kalabilmektir ; gitseler de
Hoşgörülü olmaktır , sebepsiz yere kırsalar
Hatta bazen ağlatsalar da.
Yine de her şeyin en iyisi olabilmektir , diplerdekilere inat.

Çöp Kız.

Aslında ne kadar çok 'maneviyat' önemlidir desek de bir insanın dış görünümü kadar hiçbir şey önemli değildir. Çünkü ilk bakışta insan kendisini az da olsa belli eder. Evet tanıdıkça yorumlarımızın değiştiği olabilir olmaz demiyorum. Dışarıdan çok havalı gözüken bir kız tanıdıkça bize çok samimi gelebilir. Benim demek istediğim şey bu değil. 
Demek istediğim ; bir kız pisse bunu sözleriyle belli etmez. Bir kızın ulu orta yerde gaz çıkarmaktan bahsetmesi bana göre onun pisliğini gösteremez. Ya da tükürmek çok doğal bir şeydir ( .p ) Ne yani geldiyse çıkarması gerekiyor insanın onu değil mi :) 
Asıl pislik bir kızın tırnaklarının etlerini yemesidir, tırnaklarını köküne kadar yemesidir. Sonra odasının işgal altında olmasıdır. Üstünde giyindiği kıyafetin kırışıklığında ya da temizliğindedir. İğrenç bir şekilde ter kokmasındadır. Tamam insanlık hali ama parfüm denen bir icat var yani. Ayrıca dünlerden kalma makyaj da bir o kadar itici. Havalı gözükmüyorsunuz !
Yani ben böyle düşünüyorum.
Gerçekten.
He bir de söylemek istiyorum haftada 2 kez değil ; 2günde bir duş almalısınız sözde temizlik hastaları.

21 Mart 2011 Pazartesi

Ben yalnız değilim, yalnızlık benimle beraber

Kimine göre yalnızlık en kötüsüdür. Bana göre yalnızlık dedikleri şey en güçlü kelimedir. Kimse isteyerek yaklaşamaz ona, korkar düşüncelerini paylaşacak birini bulamamaktan. Bense yalnızken dimdik olabiliyorum, kimseye ihtiyaç duymadan yaşayabiliyorum. Huzur buluyorum ve en güzeli de güçlü oluyorum. Her şeye tek başıma karşı çıkıyorum, hatalarımın bedelini kendim ödüyorum. Her hatada bir adım daha yaklaşıyorum olgunluğa. Her yanlış insanda, doğru insana daha çok yaklaşıyorum.

20 Mart 2011 Pazar

Biz kızlar merkezdeyiz. Olaylar bizim etrafımızda gelişir.



Biz kızlar aslında güzel olduğumuzu biliriz. Bazen konuşma arasında geçince 'yo ben o kadar güzel değilim ki' derken bile güzel ve mütevazi olduğumu biliyorum, deriz. Bazen bizi en çok üzene takılıp gideriz bazen de yeni bir gün de , yeni kararlar alıp kimsenin kendimizden önemli olmadığını düşünürüz ve bir adım atarız. Mutluluğa dair bir adım bu. Bizi kıran insana ne kadar yakın olmaya çalıştıysak bir o kadar uzak kalırız. Onun için ölüp bittiğimiz huylarına, saçlarına, tarzına bir anda yabancılaşırız. Bu muydu ? ölüp bittiğim adam deyip dururuz kendi kendimize.
Sonra biri çıkar, tamamen her şey değişir. Yanında kendinizi kasmadan hareket edip , konuşursunuz. Öyle ya yemek yerken falan dişinizin arasında marul kalsa, o size gösterse utanmazsınız , o derece . Size aşıktır, sizin için her şeyi yapmaya göze alır. Yani bir kızın isteyebileceği her şeyi yapar, hemde karşılıksız. 
Bu sefer biz şımarırız, dünya sanki bizim etrafımızda dönüyormuş gibi hissederiz. Gözünde en çok değerli olduğumuz çocuk artık bize sıkıcı gelmeye başlar. Her dediğimizi yaptığı, her istediğimizi yerine getirdiği için.. Değer bilmez oluruz. Sanki o bilindik her gün yürüdüğümüz yol bizim için podyum olur, yoldan geçen herkes bize bakıyor gibi hissederiz. Herkesin, her şeyin merkezinde olduğumuzu düşünürüz ya. İşte o yüzden.
Tam da o sırada, bırakırız işte o değerini bilmediğimiz insanı. Öyle ortada hiçbir şey yokken. Aslında sıkılmışızdır o büyük ilgiden, her gün aynı sözleri duymaktan, söylemekten. Kısıtlanmaktan, kısıtlamaktan..Bunlar ilişkinin gereğidir, ilk cicim aylarında tabi ki kimsenin bize karışmasına izin vermeyiz ama bir süre sonra sanki o bizim biz de onların malıymış gibi sahiplenir, yasaklar koyarız. Eh durum böyle olunca da  her şey kolay ve sıkıcı olmaya başlar. Ve beklenilen an: ayrılık.
Ayrılık bizim için kolay olmuştur çünkü istediğimizi başarıp hayatımızı yine kendi hür irademizin yönetimine bırakmışızdır. Şimdi istediğimiz kişiyle istediğimizi yapıp, özgürlüğümüzü yaşayabiliriz. O ne haldedir diye bazen düşünsekte 'erkektir unutur' deyip geçeriz.
Belki izin versek unutabilirler ama buna da engel oluruz. Bazen hiç olmadık zamanda mesaj atarız: 'Naber?' Bir gülücük bile koymayız. Sanki gülersek her şey bitti ben geldim demek olacakmış gibi. O da bir umutla cevap verir. Cevap klasiktir ve iki şekildedir. Ya 'arkadaşlarlayım çok iyiyim' dir ya da 'bıraktığın gibi , nasıl olacakmışım ki' gibidir. Eğer beklediğimiz cevap ikinci şekildeki gibiyse yine sıkılırız. Keşke mesaj atmasaydım deriz. Ama eğer birinci de ki gibiyse, kıskançlıktan patlarız. Sanki biz değilde o bizi bırakmış gibi melankoliğe bağlar mesaj atmayız. 
O anda başlar sinir krizleri. Özgürlükte sıkmıştır insanı. O yüzüne gülen insanlar bir yere kadar devam etmişlerdir seninle eğlenmeye. Sonra esas kızımız bu bende olabilirim ama bütün kızlar sürekli onu düşünmeye başlar. Feysinin şifresini değiştirdiği halde o değiştirmiş midir diye bakar. Orada çocuk eğer biriyle konuşuyorsa , deliririz. O benim malım o pislik kıza da ne oluyor! Şuna bak şuna nasıl da zor kızı oynuyor. Yok lan ne zoru kıza bak resmen yavşıyor. Haydaaa bizim çocukta resmen beni silmiş. Hani ne oldu, hani kimse kimsenin malı değildi. Bunlar saçmalıktı ne oldu güzelim.
Şimdi değere binmiştir.
Neyse evet bende o kızlardan biriyim.. Ve şimdi her şey yine istediğim gibi.. Yine her şeyin merkezinde ben varım. Tek fark yalnız değilim, içinde bulunduğum merkeze onu da aldım. 
Belki kıskançlıktı belki de yine egom zedelendiği için geri döndüm. Bunu şimdi bilemem. Kimse bilemez. Tek bildiğim şuan için mutluyum. Hiçbir şey bir önceki gibi olmasın diye ne kendimi sıktırıyorum ne de onu sıkmaya çalışıyorum. Belki bizim için bir umut vardır.
Belki benim için bir umut vardır.

17 Mart 2011 Perşembe

Suskunum bi o kadar da durgun..


Bu aralar her şeyi bir boşverme isteği var içimde öyle ki ruh gibi geziyorum. Birine trip atacak gibi oluyorum sonra 'peh boşver' deyip kendime, susuyorum. Sonra durgunlaştın diyorlar ama nedenini bilmiyorum. Belki sınav stresi belki umut belki de kendimin bile bilmediği nedenler. 
Halbuki ilk güneşi gördüğümde ne kadar da mutlu olmuştum. Her şey daha iyi olacak gibi hissetmiştim. Ya tabii ki kötü giden bir şey yok ama yinede belirsizlik var içimde. Ne olduğunu ya da ne olmadığını bile bilmediğim bir belirsizlik.
Hiçlik.
Nasılsın dediklerinde bile iyiyim demek yerine sadece gülümseyip eh işte demekle yetiniyorum. Onlar da alışkın değil sürekli gülümseyen İrem yerine böyle garip, durgun İrem'i görmeye. 
Mesela şuan canım çok feci bir şekilde greyfurt suyu istiyor ama kalkıp mutfağa gitmek onu sıkmak falan.... Onu bırak annemden istemek için bile üşeniyorum.
Durum: vahim.
KEŞKE ANNEM BLOGUMU OKUSAYDI DEDİĞİM AN BU ANDIR.

15 Mart 2011 Salı

İşte öyle bir'şey



Mesela bu aralar devrik cümleler moda oldu. Sanki konuşma değişince , kişiliğinde değişiyor da havalı olduğunu sanıyorsun. Yazık cidden acınacak durumda olan ne çok insan var. He birde klişe laflar..
ADAM HAKLI BEYLER DAĞILIN.
Bir şeyi abartmadan yaşayamıyoruz. İllaki cıvığını çıkaracağız. Abartacağız.

Teknesi gitmiş kazıntısı kalmış.

Evin en küçüğü olmak evet güzeldir. Her şeyin neredeyse en iyisi ona yapılmıştır, bir dediği iki edilmemiştir.. İstediği her şey anında maksimum bir gün sonra yerine getirilmiştir. Yapılan hatalar görmezden gelinmişti. Evet bu açılardan şanslıyız. Ama hiç düşünülmüyor ki evdeki her türlü problemi de en küçükler yaşayıp, görüyor... Zaman geçtikçe ufaklarda, tekne kazıntıları da büyüyor ve bunun farkında değil kimse. Sanki kendi derdimiz yokmuş gibi bir de çok gereksiz bir şey yüzünden çıkan tartışmaları da biz çekiyoruz. Ve en çok koyan da tartışmadan yarım saat sonra ittifak yapan grup gayet şen şakrak olurken, izleyici olan grup-teknekazıntısı- duyduklarıyla, gördükleriyle kalıyor.

14 Mart 2011 Pazartesi

Sadece izleyiniz. Uygulamayınız.

İzlediğim her aşk filmini kendime göre yorumluyorum. Neden bende böyle olmuyor ne büyük aşklar hiçbir şeye yenilmiyorlar deyip kendi hayatımı değiştirmeye çalışıyorum. Orada olanlara o kadar hayranlıkla bakıyorum ki hep kendi kendime çelişiyorum. İzlerken hep unutuyorum ve yaptığım hatalardan sonra farkına varıyorum ki o izlediklerim sadece izlemekten ibaret; demek istediğim onlar sadece filmlerde olur.

İşte bunu seviyorum !


Hani bir aralar yazmıştım ya  güneşin gözümün içine girerek beni uyandırmasını özledim diye, işte öyle bir gün bugün.. Hala etraf karla dolu ama yinede güneş her yeri ısıtmaya yetiyor.. Resmen gülerek uyandım, düşünün neyle mutlu olduğumu.. Umarım bugün yine o sahteliklerle dolu ortama girdiğimde; tekrar hevesim kırılmaz, sinirlerim bozulmaz. 
YA SINAVA ŞURADA 2HAFTA KALDI , BENİM DERT ETTİĞİM KONULARA BAKIN.
HEY ALLAHIM YA.

13 Mart 2011 Pazar

Sebep istiyorum


Her mutlu olduğumda, kendime güvendiğimde bana dönüp ' fazla güven iyi değildir ' denmesi çok sinir bozucu. Çünkü bu devirde insanın ilk önce kendisine güvenmesi gerekiyor. Sonra gerisi zaten çorap söküğü gibi gelir. Hani ben gaza gelmişsem, bu gazla yapamayacağım her şeyi yapmaya hazırlanmışken neden hevesimi kırar ki.
Cidden ben buna bir sebep bulamıyorum.
Bana sebep gösterir misiniz.

Bir tek ben kızabilirim kendime.


Bazen kendime çok kızıyorum. Çünkü hayatımda güzel giden bir şey varsa, tamamen gereksiz bir insanın en ufak lafıyla kendi kendime çelişip sonra da o güzel giden her şeyi berbat bir hale dönüştürebiliyorum. Evet böyle bir gücüm var. Ne güç ama... Sonrada bakıyorum ki beni etkileyen insanlar, o yüzüme gülüp hep yanımda olacaklarını hissettiren insanlar onlara arkamı döndüğüm an en hassas noktamdan vuruyorlar.. Beni en çok üzecek şeyi yapıp sonra da ben bir şey yapmıyorum ki sen büyütüyosun diyorlar işte bunun adı yüzsüzlük değilde ne , soruyorum yani. Bütün suç onlarda da değil tabi.. Bende de var.. Bir türlü kendi düşüncelerimi diğer insanlardan daha çok önemsemeyi öğrenemiyorum. Hayır yani bin kere yaşadım bunu, kimsenin karşısındakinin düşüncelerini umursamadığı bir dönemde yaşıyoruz. merak ediyorum hala benim gibi, başkaları mutlu olsun diye hayatının akışını değiştiren var mıdır ?
Ve bu beni daha da değerli yapıyor mudur?
TABİİKİ HAYIR.

12 Mart 2011 Cumartesi

Allah razı olsun senden yaaaaaaaaaaaaa

Valla kaç gündür uğraşıp bir türlü beceremediğim, canımı
sıkan şu ikili başlıktan ve kayıt listesinden beni kurtaran
Meeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeert blogdaşıma
sevgilerimi gönderiyorum. Çok tenks.

Azıcık yardım istiyorum arkadaşlar

Sevgili blogdaşlar gün geçmesin ki blogger bana bir tane daha sorun yaşatmasın !
Şimdi benim anasayfamda neden 2tane başlık ve 2tane kayıtlar bölümü var !
Ve onları nasıl kaldıracağımı neden bilmiyorum.
lütfen yardım , LÜTFEN

Kıssadan hisse


Mutluluğun formülü çok açık;
- şüpheden uzak dur
- bol bol su iç
- 3kısa 1uzun nefes al( arada bir )
- istediğin zaman istediğin şeyi istediğin şekilde yap
- daha çok ailenle vakit geçir
- yeniliklere açık ol
-
- herkese fazla güvenme
- bol bol gülümse ( erkenden kırışıklıklara sahip olacağını bilsen de ) 

11 Mart 2011 Cuma

A Man

Bugün biriyle tanıştım. Çok iyi geldi bana. Sanki karşımda benim gibi biri vardı. Beni anlayan, beni yaşamış, yaşattıklarımı yaşamış gibiydi. Kötü olan şey, muhabbeti o kadar güzeldi ki kendimi ilk defa ifade edemedim birine karşı. Tuhaf olan da buydu zaten. Ben hiçbir şey anlatamasam da o her şeyi anlıyordu , soru sormak yerine kendinden bahsediyordu. Merak ediyorum o da diğer hayran kaldıklarım gibi o da kaybolacak mı.
Gerçi bugün yüz ifadesi bana 'ben kaybolmam huzurlu olabilirsin' der gibiydi. 
Göriciğiz.
UZUN ZAMANDIR BÖYLE arkadaşım OLMAMIŞTI.

10 Mart 2011 Perşembe

Deneme 1....2


Hayatımızda büyük bir değişiklik olduğunda üzerimize sıcak süt dökülmüş gibi sıçrarız. Ya üstlere ya aşağılara. Ya zirvedir bulunduğumuz yer ya da en dipte. Bulunduğumuz yerden olacak ; sözlerimiz ya melankoliktir ya da tam tersi. Bazen bakışlardan bile anlaşılır kimin nerede ne durumda olduğu. Mesela oradan bakınca anlaşılıyor mu bilmiyorum ama ben şuan Fatmagül'ün Suçu Ne'yi izliyorum ve çok sıkıldım. Melankolik değilim ama çokta iyi sayılmam. He bu arada kar durdu.
yubbi.

Buraam buraam kalem kokan bir gün

Biliyorum bugün güzel bir gün olacak çünkü daha sabahın ilk saatlerinde uyanıp romanıma birkaç sayfa daha ekledim. Birazdan mis gibi bir kahvaltıyla devam edip derse oturacağım. İşte vicdanen rahatlık bu olsa gerek. He bu arada kar hala yağmaya devam ediyor ve bu kasvetli, soğuk, dillerden düşmeyen hava çok iğrenç bir şey.

9 Mart 2011 Çarşamba

Çok pis agreaaaasifim.

Şimdi çok açık ve net yazıyorum buraya. Evet eskiden.. Çok eskiden güzel günler yaşamıştım. Bazen özlüyordum ama şimdiki öküzü değil çocukluğumdaki öküzü özlüyordum. Artık hiç kimse benimle o mal insanı aynı cümlede kullanmamalı. Çünkü bu hem beni hem de değer verdiğim insanı üzüyor, kırıyor.. Sorunlar yaşatıyor. Demek istediğim millet kafasında senaryolar kurup üstüme yapıştırmasın. Ergenuslar haddini bilsin.
SEVGİLER.

Feysbık. ık.


Her yer beyaz, ah çok güzeel.
Karlaaaaaar düşer; düşer düşer ağlaaarım
<3 <3 KAR
dışarısı müthiş bir şekilde beyaaaaz
tam sevgilimle yürümek için ideaaal bir hava
seni de seviyorum bu beyaz havayı da

FALAN DA FİLAN ÇOK SIKILDIM BEN BU FEYSBIK ' A ATILAN İLETİLERDEN.
VALLA ÖĞK GELDİ. 
KUSACAĞIM.
KUSUYORUM.
KUSTUM.

8 Mart 2011 Salı

Sorun sende değil bende ' mi

Bir de şu muhabbet vardır. 'sorun sende değil bende'
bkz. klişe
artık vazgeçmeli insanlar bunu bahane olarak kullanmaktan. Diziler, filmler de bu cümleyi kullanmamalı. Hayır yani çok komik oluyor. Neden sorun ondaysa; kırılmasın diye sorun bende diyeyim ki ' neden bir daha umrumda olmayacak bir insanın kalbi kırılmasın diye uğraşıp durayım. Ho ho çok saçma.
Çok ayıp, çok. Bir de bunu reklamlara konu ediniyorlar ya. 

Vay bizim halimize.
EĞER BÖYLE SÖYLENECEKSE BEN VARIM : SORUN BENDE DEĞİL , SENDE ! (:

Sahi hava da yine kar var


bizim onunla aramızdaki ilişki kar tanesi gibiydi. 
gökyüzünden karın indiği gibi hızla başladı arkadaşlığımız ;
paylaştıkça yorulduk
SUYA DEĞDİĞİ AN YOK OLUP GİTTİ
paylaştıklarımız donmuş buz gibi
birbirimizi kesti
ve yine gitti...

7 Mart 2011 Pazartesi

yalanlar yalanlar yalanlar bulutların ardındaki güneş gibi gerçeeek

Eğer söz verdikleriyle yaptıkları uymuyorsa belki de o atan şeyi bir tarafa bırakıp mantığını devreye sokmalısın. Sonuçta bir insan bir hatayı birkaç kez yapıyorsa belki de ona göre hata değildir ve bu hatayı sürekli yapacak demektir. Gördüklerim ve yaşatılanlar kadarıyla bildiğim bir şey var ki o da ; insanların o saman altından yürüttükleri su yüzeye çıkınca gerçekten çok can yakıyor. Evet bir şeylerle meşgul olduğunda unutuyor ve aklına getirmiyor insan ama...boş kaldığında...Tamamen sessizlik bastığında düşünüyorum , düşündükçe de içinden çıkamaz hal alıyorum. Belki yazdıklarımda çok karışık oldu ama şuan yapabileceğim bir şey yok. Çünkü aklım karışık.İNSANLAR VE OLAYLAR KARMAKARIŞIK. Çünkü düşünüyorum.. Çünkü yoruldum.. ÇÜNKÜ BURASI ÇOK SESSİZ...
Belki de zaman dedikleri şey ilerledikçe kırıyor, yoruyor. Belki de zaman o kadar güzel değildir. 
aslında havalar güzel olsa bu kadar da karamsar olmazdım; blogış.

6 Mart 2011 Pazar

Buraaada 'Amin' denecek!

      Allah'ım sen bizi :
  • Sağ gösterip sol vuranlardan
  • Ders çalışmayasın diye kollayan arkadaşlardan
  • Yalan söyleyenlerden
  • Akyazı ve Düzcelilerden
  • Kocherlardan
  • Soğuk havalardan
  • Sürekli kırılan uçlardan
  • Fazla kalorilerden
  • Bol irinli sivilcelerden
  • Hatta bütün sivilcelerden
  • Blogger'ın mantıksız sansürlerinden
  • Facebook takıntısından
  • Saman altından su yürütmeye çalışırken yakalanan sinsiiiiiiiilerden
  • Sınavda yapılan heyecandan
  • Sürekli gelen, durmak bilmeyen lövöba ihtiyacından
  • Akan sümükten, tahriş olan burundan
  • Sürekli biten şarjdan
  • Bunu kesinlikle söylemeliyiiiim ' kolpa kolpa yürüyen apachi sürüsünden ve o dandik şarkılarından
koruuuuuuuuuuuu yeaaaaaaaaaarrabbim.

Ertele-n-me!


Bastonunu almış sağ sol yapa yapa yürüyordu. Kimse umrunda değildi. Yanlışlıkla yanından geçen bir teyzeye çarpmıştı ama umrunda bile değildi. Kibirinden mi bilmiyorum ama dönüp bakmadı bile teyzeye bir şey olmuş mudur diye. Sonra bi tane kuyrukta beklerken hıçkıra hıçkıra ağladığını gördüm. 
Vardı bir derdi belliydi. Bütün dertleri olanlar da bana denk gelirdi zaten.
Bir yandan etrafına bakıyor bir yandan da hıçkırıklarını tutmaya çalışıyordu. Hani imkanı olsa hıçkırıklarını bastırıp gözyaşlarını içine akıtacaktı.
Ne kuyruğu diye merak ettim hemen kafamı ondan kuyruğun başına çektim. Kuyruk yanlış görmediysem bir düşünce yazarının imza günü olduğunu gösteriyordu. Kitabın adı 'Doldurdular Beni'ydi. Merak etmeden duramadım. Bir insan başka bir insanın kötü anılarını neden okumak ister diye düşünmeden edemedim. Hemen oradan ayrılıp kitapçıya gittim ve o dolduruşları okumak için aldım.. Bir iki sayfasını şöyle bir göz ucuyla gezdirdikten sonra başlık dikkatimi çekti.
'Onu seviyordum.Ama olmadı.Olamazdı çünkü herkes öyle söylüyordu'
Ön yargımın çok kötü bir şey olduğunu anladım çünkü o adamda beni çeken bir şeyler olduğu gibi bu yazı da dikkatimi çekmişti. Okudukça okuyordum.
Neyse en sonuna geldiğimde mutlu olduğundan bahsediyordu ama o mutlu olana kadar o kadar çok paranoyalardan geçmiş ki artık deli gözüyle bakıyormuş birçok kişi ona.
Ben böyle olmak istemiyorum.
Pişman olmak istemiyorum.
Kandırılmak da istemiyorum ertelenmekte.
Düşüncelerimin de önemli olmasını istiyorum..
bunların hepsi çok şey mi?
(çok zor şey mi)

Lie


Okulumu ortamımı değiştirdiğim de her şey değişir sanmıştım ama olmadı. Sağ olsun arkadaşlarımdan hiçbir sıkıntım yok ve hala o yobaz düzceliler ve akyazılılar arasında olmadığım için çok mutluyum ama hala kafam karışık.. 
En büyük sorunum insanların etkisi altında kalmak biliyorum ama yine de kötü oluyorum. Düşünmek istemiyorum. Bana kimsenin yalan söylemesini de istemiyorum. Çok şey değil. Yalansız bir dünya bu kadar çok zor olamaz. 
Olmamalı.

5 Mart 2011 Cumartesi

1 Mart 2011 Salı

Bahtı kara Şukufe'm


Evet evet o korkunç şey bana aitti. Siz ! Hepiniz bana baktınız. Çok mu mutlu oldunuz , çok mu komik. Sizin olduğu kadar benim de dikkatim dağıldı yani napim! Hem isteyerekte olmuyor ki. Öyle bir şeyler yapınca geçmiyor. O bana ait bir özellik. Ne yani ne ! Evet o karın gurultusu bana ait. Ve bundan utanmıyorum ! Onun adı var bi kere 'Şukufe' adı olduğu kadar gururu da var. Siz ona öyle bakarsanız o daha da coşar. 
Uyuzlar.