26 Şubat 2011 Cumartesi

Kırmızımsı


Bir kız gördüm. Efkarlı yürüyordu. Kırmızı apartman topuk ayakkabısı vardı. Yürürken , bir yandan da sendeliyordu. Galiba alışkın değildi topuklara, hayatın onu bu kadar sendeletmesine. Kırmızı ojeleri vardı, yarısı yenmişti. Belli. Kim bilir aklından neler geçiriyordu onları soyarken, soyulurken. Mat, kadifemsi bordo ruju vardı. Üst dudağındaki ruju hafif kaymıştı, burnunun hizasına doğru sanki silinmişti. Yürürken düşünüyor, düşünürken de dudaklarını ısırıyordu. Fark ettim. Konuşuyordu içinden. Göz kapaklarını gülümseyerek kapatıp açtı. Masmavi farını gördüm. Kırışıktı göz kapakları. Derin çizgiler vardı. Kendisini gizleyemeyen, gizleyipte açığa vuran kırışıklar. Gülümsemesinin arkasından göz yaşı akıttı. Çok parlak bir yaştı. Yüzünün bir kısmındaki allığı alıp götürdü. Kendisini tutamamaya başladı. Üzeriyle uyumlu bir duvara yaslandı. Elleri titriyordu. O pullu simsiyah çantasından sigarasını çıkarttı. İstediği bu değildi; sigarasını almak değildi. Telefonuna gitmek istiyordu eli. Ama gitse de ona telefonundan kalan sadece kısa , eski mesajlardı. Şimdi özlüyordu ailesini. Boş işler için uğruna kaybettiği ailesinin güvenini.
Önünden simsiyah bir RangeRover geçti. Kızı gördü, az ilerde durdu. Kız arabayı gördü, sendeledi. Sendeledi ve arabaya doğru yöneldi. İçini çekerek bindi o arabaya. Gitti. Az ileride arabanın camı açıldı, sigara atıldı. Hızlandı. 
Ve gözden kayboldu.

5 yorum: