25 Aralık 2010 Cumartesi

Nerede






Küçük bir ışık var mesela. Her yere oradan bakabilceğim. Çok masum duyguların olduğu, hayalkırıklıklarının olmadığı. Gülen insanlarla dolu , fesat insanlardan arındırılmış. Görebildiklerimizin ötesini aramaya gerek olmayan, insanların ne düşüklerini saklayamadıkları küçük, eğlenceli bir ışık. He evet, merhaba.  

20 Aralık 2010 Pazartesi

Zamanla kaydebederiz bir de..




Ne kadar da önemliymiş insanın kendisini iyi, huzurlu, güvende, sağlam, yıkılmaz hissetmesi. Bu sıfatları şimdilerde çok özlüyorum. Sabah olduğunda kendimi iyi hissetmeyi; aklımda soru işareti olmadan huzurlu olmayı; kimseden zarar gelebileceğini düşünmeden güvende yaşamayı ve tabi her ne olursa olsun yıkılmadan sapasağlam ayakta durmayı...
Eskiden zamanın benim için hiç bir önemi yoktu. Geçse de olurdu geçmese de. Şimdi hızlanmasını istiyorum ya o yüzden ondaki bu yavaşlama. Kimseye inancım kalmadı. Kendime bile. Üstelik bir çoğunun inancımı sarsmamasına rağmen. Yani tamamen kendi içimde olan şeyler sayesinde gidiyor inancım..
Zamanla her şeyi kaybediyorum. Elimdekileri, aklımdakileri, hissettiklerimi.. Küçük şeylerle mutlu olabilmeyi de özledim mesela. Önceden bi çikolata bile mutlu ederdi beni. Şimdi o da yetmiyor, kalori hesabı falan derken o da sorun oluyor :) Arkadaşlarımla yazılı öncesi ufak dedikodularda mutlu ederdi; kaybedene kadar.. Şimdi kaybedebilceğim pekte arkadaşım kalmadı aslında. 
O'ndan başka.. Şimdi ona öyle şeyler hissediyorum ki; ne başkasını görebilirim ne de terk edebilirim. Kör kütük bağlanmışım aslında..En güzel günlerimin , en güzel hatıralarımın acı tatlı ortağı; içimdeki korkuların ve sohbetlerimin konusu o şimdi.. Şimdi her şey bu kadar güzelken sorarsınız belki , e sorun ne ? 
Gün gelip içten içe bir şeylerin kanamasından korkuyorum. İlişkimizi şurasından burasından eleştirmeye ; ' öyle demese, değişse , eskisi gibi konuşsa , onu artık yapmasa... ' Bunlar yetmiyormuş gibi örnek göstermek var bir de tabii.. " onların ilişkisi gibi neden olamıyoruz ? o, şuna daha çok değer veriyor " gibi.. Hem birlikte yaşayıp, hemde özgür kalmak ya bana çekici gelirse....Yani ne onunla ne de onsuz..
Bu sorular daha da uzayabilir.. Yapabilceğim bir şey yok.. Seviyorum.. Hepsi bu.. O olmadan yaşamayı denedim; her şeyi yüzüme gözüme bulaştırdım. Belki de yıllar sonra kaşıma çıkacak ağır laflar ettim. Önemli olan "artık beraberiz" demek olsa da eskiler; yaşadıklarımız, konuştuklarımız, hatalarımız; birer birer çıkacak ortaya mesafe girince biliyorum. 
Tek bildiğim bu değil aslında. Her ne olursa olsun bunları aşacağımı da biliyorum.. Tabi onunla beraber...

19 Aralık 2010 Pazar

O bilir kendisini ya.








Yeniden mutlu olmak için çabalarken nerden çıktı bu ayrılık. En sevdiğim, en kırılgan noktam, herşeyim; neden bırakıp gitti beni. Hemde benim şehrime. Gitmek için uğraştığım yere. Şimdi orası da bana mutsuzluk gibi geliyor.  Bütün görüşüm siyah. Her yer, her şey boş.

30 Kasım 2010 Salı

Gone


her şeyi olduğu gibi yaşıyorum . ne daha fazlasını istiyorum ne de bir eksiğini. yanımda olması gerekenlerin hepsi yanımda . yanımda olmaması gerekenler varsa da şuan bunu göremiyorum galiba. bazı şeylerin benden saklandığının farkındayım; duygular, konuşmalar , hisler... tek bildiğim şey onların da kendi istekleriyle hayatımdan çok kolay çıkabilecekleri . yorulmak bu olsa gerek . kaybetme düşüncesiyle yaşamak yorgunluğun ta kendisi aslında . elindekilerin yavaş yavaş, sana acısını hissettirerek, senin elinden bir şey gelmeden kayıp gitmesi. belkide yok olması. çok yaşadım bunu ve artık bendeki bu sakinliğini buna borçluyum. sessizce izliyorum. biliyorum yine böyle olmayacak. yine eksileceğim bir taraftan. fakat başka bir yönden yine dolacak yerleri. anlatmaya çalıştığım şahsiyetin bir de ne yapmaya çalıştığını bilsem ya. o zaman ona ben yardımcı olacağım aslında. bu kadar uğraşmasına gerek olmadığını, yüzüme bakmamasının çok kolay olduğunu söyleyeceğim. sadece rengini belli etmesi gerekiyor. belki tek bir kelime bile yeterli olabilir onu kendimden uzaklaştırmak için. belki tek bir hareket. 
kayıplarım her zaman fazla oldu. her zaman fazlasıyla üzmüştü beni. düşünüyorum da galiba, yanımdan kendi isteğiyle gidecek olan artık beni fazla kıramaz. . Yalnızlığın sıkıcı olmasından çok, rahatlık olduğunu keşfettim :) 

5 Kasım 2010 Cuma

Severim sevmem :)

Sevmiyoruum sonbaharı, düşen yaprakları, hüzünlü şarkıları, kasvetli havaları. Keşke benim penceremdeki gibi her yer renk renk olsa. Renk uyumu denen şey olmasa etrafta. Mesela güneş bir değişiklik yapsa sarı turuncu kırmızı olmasa. Mor olsa ya. Ya da siyah. Gündüzler hiç olmasa. Yok yok o kadar da değil :) Gündüzler olsun ama mavi olmasın gökyüzü, bulutlar da beyaz olmasın. Uyandığımızda gökyüzü süpernova gibi olsun.

Ağlayan tek bir insan bile görmeyelim. Ya da üzgün olan insanlar da hiç olmasın. Herkes mutlu olsun. en sevmediklerim bile. Amaa sinirli olsunlar. Sinirlendiklerinde renk değiştirsinler. Kırmızı olsun ama sadece yanakları değil. Her yeri kırmızı, renk değiştirmiş olsun. 
Kışı da sevmiyorum her yer beyaz. Yine istediğim şey yok ortalıkta. Yine renk uyumu var. H e r y e r b e e e y a a a a z. . . Yerler, arabaların üstü, evlerin çatıları, köpeklerin burnu, yolda yürüyenlerin berelerinin üstü. Hatta o beyazlığın içinde beyaz mont giyinen kızın omuzlarında bile beyaz karlar.. Sarı olsa mesela gökyüzünden aşağı büyük bir hızla inen karlar. Sanki ne aceleleri varsa birbirlerine yetişmeye çalışır gibi :) Hemde hiç bir zaman temasa geçemeyeceklerini bildikleri halde .
Ben ilkbaharı da sevmem mesela. Çok grip olurum. Kıştan kendimi nasıl attıysam o bilindik sarıkırmızıturuncumsu  güneşin sıcağına. Aldanırım işte o havaya. Ve her seferinde de bile bile aldanırım ya o biraz sıkar canımı. Sevgililer sürekli el ele olur bu mevsim de , tıpkı sonbaharın kasvetli havalarında da olduğu gibi. Ben romantizmi de sevmem ki . Ne öyle mıç mıç sevgi böcekleri. Bana kırmızı kalpleri hatırlar sadece. Küçükken çizdiğim cin alileri. Oklu kalpleri falan.. 
Ve evet yazı severim ben. Simsiyah giyinen metalcilerin yanından geçen kırmızı topuklu ayakkabı giyinen kızları. Çok yakıştırırım onları biribirine. Hayalde. Yan yana görürüm onları. Fırsatım olsa gider metalci kardeşe kırmızı topukluyu överim. Öyle bir överim ki karşısındaki bir anda siyah botlu kız oluverir :) 

2 Kasım 2010 Salı

Anlık..falan..


Hafta sonu hep aynı yüz. Bağlı olduğum. Hiç bir zaman üzmemem gereken ve hatta benim hak etmediğim yüz. 
Hafta içi  hep aynı yüz. Hiç kopamadığım ( her ne kadar koptuğumu düşünsem-düşünse-de) Her zaman biribirimize yakıştığımızı düşündüğüm ne engeller aşarak mutlu olmayı başardığımız..
En dayanılmaz en berbat huyum.. Elimdekileri hep tam olarak kaybettiğimde özlüyorum..Artık başkalarını düşündüklerinde benim için değerli oluyorlar. . . belki biraz zaman gerekiyor bu huyumun da geçmesi için. Belki de ben buyum. Belki içinde bulunduğum ortam böyle olmamı gerektiriyor. 
Merak ediyorum çok değil bir sene sonra yanımdaki mi yoksa aklımdaki mi benimle aynı yolda olacak olan ? Bu aralar her şeyin bir olabiliritesi var bence. Her şey olabilir. Ama evet tek bir şey dışında. O da aklımdakinin yanımda olması. O şimdi başka birinin yanında olmak için hazırlanıyor. O şimdi eskiden bana hissettiklerini bir başkasına hissetmeye başlıyor. Ben sadece yerimde sayıyorum ama o ilerliyor. Hemde arkasına bakmadan. Eskileri nefretle anıyor belki de.. En azından beni görünce ne düşünüyor diye merak etmiyor değilim. O F . Ya da neyse ya dedim ya o yeni aşklara Y E L K E N açtı şimdi. Bense yerimde sayıyorum. 2 ileri.. 5 geri.. falan :) Buna yerinde saymak denilebilirse tabi.. 
Bunların hepsi önceden de yaşanmamış mıydı zaten ? Ben eskiden de bu hataya düşmemiş miydim ? Hayatımdaki ilklerim resmen aynı hatayla sona eriyor. O L M A M A LI. Artık dur demeliyim. Kendime olan saygımı kaybediyorum artık. Aynı insanlardan sıkıldım. Aynı olaylardan sıkıldım. Aynı hatalar , yanılgılar , yalanlar... Hep ama hep aynı.. Sanırım burada devreye olgunluk giriyor. Çok fevri, ani kararlar alıp hayatımda uyguluyorum. Bu yüzden değil mi zaten iniş çıkışlarım ? Hayatımdaki dalgalanmalar.. Bazen yanımdakileri, yanındakileri de yargılamıyor değilim.. Sonra durup kendime bunun içinde kızıyorum. Onların ne suçu var ki. Ben her işime geldiğim de 18 yaşımdayım demeyi biliyorum ya...! Kendi kararlarımı kendim veremiyor muyum? Neden etkilendiğimi düşünüyorum ki ?!!
O kadar hatalarım oldu birinden bile bi ders almadım yani.
A R T I K dalgalanma yok. Benim için bu hareketli hayat sonra ermeli. Bugün belki yine bir şeylerin etkisi altında kaldım da yazdım bunları. Belki iç içe olduğum için aklıma geldi eski yaşananlar. . .Ama geldiği gibi de gitmesini bilmeli. Gelirken bıraktığı etkiyi  giderken öyle bir almalı ki ne ben mutsuz olmalıyım ne de yanımdakini mutsuz etmeliyim.

14 Ekim 2010 Perşembe

Dengeli olamayacak mıyım ki !?

Hedefi olmayan insanlar hiç bir zaman kazanamaz derler. Bilmiyorum belki de doğru derler.. Bilmem için bir hedefim olması lazım galiba. Oysa bende ne bir hedef var ne de amaç. Belki de bu yüzdendir afallamalarım. Belki de şuan sadece kusurlarımı kapatmak için yaptığım bir açıklamadır kendime, bilmiyorum :) 
Güne başlarken başka bir iremken.. Günün sonunda farklı düşüncelerle iremim.. Hatta bazen düşüncelerimin değişmesi saatlerle değil dakikalarla ifade ediliyor bile diyebilirim.. Ne istediğimi bilmek zorundayım.. 
-Herşeyden çok beynimi, bedenimi yoran şu 'belirsizlikler' -.. Daha ne kadar kafamın içinde gezeceksiniz çok merak ediyorum doğrusu !
Sanırım yine dengesizim... Hemen hemen bir buçuk sene öncesi kadar.. Belki de üç ay.. Belki dünkü, belki de yarım saat öncesinden daha da fazla dengesizim bu aralar..

16 Eylül 2010 Perşembe

Hadi bir oyun daha :)

Üzüleceğimizi bile bile başlarız zaten bu oyunlara. Evet oyun olduğunu biliriz. Her şey nasıl olsa son bulmuyor mu şu dünyada..Bazen düşünüyorum da "kendimi" anlamaya çalıştığımda başım ağrıyor :) Bile bile hatalar yaptığım bile oluyor. Sonunu bildiğim halde kendimi bir maceradan başka bir maceraya atıyorum. Hatta bazen o kadar çok kaptırıyorum ki, durdurulamaz bir hal alıyorum. O zaman galiba düşünme yeteneğimi kaybediyorum. Tamamen aklıma koyduğum şeye odaklanıyorum. Bile bile ateşe atlaamak böyle bir şey olsa gerek.. İnsanız ya doğamızda var galiba :) Tehlike ' ben geliyorum koruuuuuuuuuuu kendini diyor. Bense gülümseyerek karşılıyorum onu. Oyun olduğunu biliyorum ya, kuralları da kendim koyarım zannediyorum.. Evet sadece zannetmekle kalıyorum. Hepsi bu.
Şimdi kendimi biliyorum. Yine bir tehlikeye atıyorum kendimi. Tehlike demişsem, kimseye zararı yok. Tabi benden başka :) Olsun diyorum, olsun... Belki bu sefer kural yoktur. Belki bu sefer kural koymak zorunda kalmycağımdr.. Dedim ya..Bile bile..:)

Fazlasıyla Habersizzler Kendilerinden !

Bazen yolda yürürken belli tipler görürüz. Onlardan kaçtığımız ya da korktuğumuz olur. Hatta bazen ileriye gidip onların ne yaşayıpta o hale geldiğini düşünmeden onlarla ilgili yorumlar yaparız, aşağılayıcı gözlerlee şöyyleeeeece bir süzeriz de tabii. Kimlerden bahsettiğim çok açık ortada; bazı şizofrenler bazı  zihin engelliler halk diliyle 'Deliler.. Yorum yapmasamda benimde onlardan korktuğum olmuyor değildi hani. Bazen çok ürkütücü oluyor ama bugün anladım ki doktordan tastikli olmayan hatta kendilerinin bile haberi olmayan bir sürü deli var hayatımda.. Ve çoğu da kontrol dışı.!

12 Eylül 2010 Pazar

E hadi artık.


Beklemek ne zor şeymiş. Sanırım sabırlı olmak gerekiyor genellikle. Küçük umutlar için, az bekleyiş; az sabır. Büyük umular içinse, çok bekleyiş ve ne yazık ki çok sabır..

" beklemek " başlıca bir kavram aslında. İnsanın neyi, kimi; nasıl ve nerede beklediği çok farklı ve bir o kadar da çok değişik şeyler'miş.

11 Eylül 2010 Cumartesi

Turst me,him, her :):):)

Güven konusu çok önemli bir kavramdır. Bir insanın kendisinden başkasına hiç kuşku duymadan, tereddütsüz birşeylerini anlatması, onunla birşeyler paylaşması.. Ya da en önemlisi insanın kendisine güvenmesi değil midir önemli olan ? Zaten herşey bu noktada başlamaz mı ?
Yolda yürürken, tanımadığımız insanlarla konuşurken, hiç bilmediğimiz bir şehire daha ilk defa ayağımızı bastığımızda korkarız. Çünkü biliyoruz ki bazı şeyler hayatımızın başlangıcıdır. Çünkü biliyoruz ki o başlangıçlar nasıl başlarsa öyle gidecek ve bizim için bir dönüm noktası olacaktır.
Bana göre kendimize güvenimiz, çocukluğumuzdan başlar. Çocukluğumuzda yaptığımız şeylere karşı insanların bize olan tepkilerinde başlar. Eğer iyi birşey yapmışsak ve bu iyi şekilde tepki aldıysa tamamen egomuz tatmin olur :) Daha fazla isteriz. Daha fazla aktif oluruz. Fakat iyi birşey yaptığımız halde kötü tepkiler almışssak artık sönük hayat bizi bekliyor demektir ve bunun üstesinden gelmemiz için çoktaaaan fazlaaaaaaaaa çok cesaretli olmamız gerekir.
Bazende az önce dediğim gibi diğer insanlara güvenebilmektir önemli olan. Düşünüyorum da gözüm kapalı kime güvenebilirim ki hayatımdakilerin ? Saymaya çalışsam sanırım az sayıyla karşılaşınca depresyona girebilirim :)  O yüzden tahmin ediyorum bir elin parmaklarını geçmez bile..
Her zaman insanlara fazla güvenmeyin der büyüklerimiz ama bu gerçekten de çok üzücü birşeydir. Daha doğrusu sonuçları çok üzücüdür. Çok fazla şey görmedim bu yaşıma kadar ama gördüğüm kaadarıyla her insan farklıdır. Ve her insan her sırrı saklayamaz. Çok hata yaptım. Çok arkadaş geldi geçti hayatımdan. Ve hepsine de kendimden daha çok güvendim. Hepsine derdimi açtım. Sonuçta da hazin son :) Hepsi hayatımdan kısa sürede çıktı ve benim dertlerim, sırlarım tek tek insanların ağzında laf oldu. O yüzden yaşadıklarımdan ders çıkarmalıyım diyorum ama kendimi çok iyi tanıyorum yine bana iki güzel söz söylensin  saf gibi karşımdakini kendime yakın hissederim...
Aynıı şeyler......

9 Eylül 2010 Perşembe

Şekeer gibii bir bayraam bu ! :)



Hoo Hoooo oHooooşgeldiiin bayraaaaaam (:

Şekerlerrrrrrr, çikolatalarrr diyorum...Ne yazık ki harçlık falan fasa fiso diyemiyorum.. Sanırım o günler Çok geride kaldı ki kimse bana artık harçlık vermiyor bayramlarrdaa ! Bunu çok ama çok kınasaaam da üstüne basarak şikayetçi olduğum tek konu bu değil.

Bize faydası olmayan-para vermeyen-elleri neden öpüyoruz ki!? En nefret ettiğim fakat yapılması en çok beklenen olay! ^^El Öpmek^^ . Saygıdan diyorlar ama ben o elini öptüğüm insanın, benden 5 dk önce elini hangi amaçla kullandığını nasıl bilebilirim ki. Öğk. Sanırım düşündükçe midem bulanıyor.. Anlaması çok güç. Ellerini öpmelerini geçtim her seferinde anneme ' Ay bu senin ufaklık mı ? Ne kadar da büyümüş böyle :) ' demeleri yok mu ! Yok yani garip olan şey, bunu her sene söylüyorlar ve ben marslı ya da farklı bir yaratık değilim ki sene de 10 yaş yaşlanayım. Sadece 1 yaş büyüyorum . " Hey bende insanım ! "



 Bir de şu erken kalkma muhabbeti ! Zaten ben oruç tutmuşum koooooooooskoca bir ay boyunca. Heh tamam biliyorum belki tam bir değildir ama nerdeyse çoğunu tutmuşumdur. Sonunda yarın kahvaltı yapabilcem. Faaakat, kahvaltımı neden erken saatte yapmak zorundayım ki?! Neden erken saatte kalkmak zorundayım ?! Saçmaalıktan başka birşey değil bu! 


Veeeeeeee aslına bakarsanız harçlıklar olmasa da bayramın en tatlı en güzel yanıda şekerler, çikolatalar...Bazen ucuza kaçmış teyzeler, amcalar olsa da tatlı tatlıdır deyip midemize 'Göppppletmemiz lazım o güzel şeyleri.

Sanırım bu sonuu düşündükçe sabahın olmasınııı bir an önce istiyoruuuuuuuuum... :):):)

8 Eylül 2010 Çarşamba

" Siiiiiiiz ikiniiiiiiz "

  "" Sesiiini çok sevdiğiim iki esmerr :) Bugün; şuanki ruh halime , rüzgarın esişine , midemden gelen gurultulara , dışarda bisiklet süren çocuklardan gelen anormal seslere , kapımın bir açılıp bir kapanışına ve telefonumun sessizliğine en güzel eşlik eden; Rihanna-Will.i.am den"photographs" şarkısı. ""

"" All I've got, all I've got
   All I've got are these photographs
   All I've got, all I've got 
   All I've got is nothing without you
   You, you,
   Got nothing without you
   You, you,
   Got nothing without you ""             
*şarkıdan alıntıdır.



kızlarında GARİP' i var.

Bu kızların sonu ne olacak böyle ?

Bir facebook ya da twitter dalgasıdır gidiyor. Vakit geçirmek ya da insanlarla iletişim kurmak ya da bilmiyorum daha bir sürü şey için çok iyi geliyor. Bazen o kadar sıkılıyorum ki hemen merak ettiğim en çok kişiye tıklayıp onun hayatını deşifre bile ettiğim oluyor. Aslına bakarsanız bu sürekli oluyor :):)

Şarkılar, sözler, fotoğraflar paylaşıyoruz..O anki ruh halimizi yansıtan daha birçok şey :) Fakat artık herşey gibi bunlarında tadı kaçmaya başladı. Ya kızlarımız artık hal ve hareketlerine dikkat etmemeye başladı ya da ben çok usturupluyum. Ya da hiçbirisi. Sadece bazı kızlar yoldan şöyleeeeeeeeeecenek birazzcık çıkmaya başladılar.

Anlayamıyorum yaa . Bi kız olur da nasıl kızım dudakların cok quzel lan :D piç zaten dudaklarm yada göğüslerim için çıkıon bulusunca 1 kere yuzme bakmıon :/ :) "  böyle birşey paylaşabilir ki !

birde paylaştığı gibi ' ayneeeen aq ya' nasıl yazabilirrrrrrr......yok valla gerçekten kabullenemiyorum bu gidişatı... İlerde daha neler paylaşabilirler acaba... Bekliyorum :)

Deliliğin Baaşlangıcıı Olsa Gereeeek !

Kafamı nereye çevirsem tatlı. Nereye yönelsem tatlı. Sanırım yine tatlı krizlerime geri dönüyorum...!

Aklımdaan şuan geçen sadece boooooooooooooooool şerbetli künefe... Aslında sürekli şerbet krizleri içersindeyim. Bu bende olan belli başlı birşey . Ama belli dönemler farkediyorum ki daha bir başka oluyor içim. Böyle sanki bi bağımlının uyuşturucuya olan zaafı gibi birşey olsa gerek. 
Bunu yazmak, söylemek, ifade etmek çok saçma ama kendimi zorla yememek için tutarken titrediğimi bile hisseettiğim oluyor :):):)

Ahh.. Ah...

7 Eylül 2010 Salı

Biliyorumm :)

Sadece izliyorum.. Etrafımdakileri, etrafımda gelişen olayları.. Olayların beni içine doğru sürüklemesini..

Hoşuma gidiyorr.. Birilerinin beni kullandığını düşünmesi ama ne yazık ki benim bunun farkında olmam.. Sessizce olaylara yaklaşımlarını inceliyorum. Nasıl bir hamlede beni, nasıl yere yatırabilceklerini düşünmelerini seviyorum..
Bazen mantıklı planlar yapanlar oluyor açıkçası..Hatta ya farkına varmasaydım ' deyip korktuğum bile oluyor.. Biraz bekliyorum.. Yine o muzip gülücüklerim beliriyor yüzümde.. Çünkü biliyorum işte, hepsi bu :)

Volume Up !

Kavga etmek ? Birinin birine sesini yükseltmesi ?

Sürekli yaptığımız şeyler. Gerçi ben kolay kolay sesimi yükseltmeyi sevmiyorum. Bilmiyorum ama birinin diğer başka birisine sesini yükseltmesi acizlik gibi geliyor. Ve etrafımda milyonlarda aciz insan var.

Bağırmak , kavga etmek.. Aslında bunlar herkesin ailesinden gelen birşey. Kimse benim ailemde kavga olmaz diyemez. Baba-anneye, anne-çoçuklara, çocuklar birbirine.. Bu böyle devam eder.. Herkes kendisini illaki birilerine kanıtlamaya çalışır..
Tabiiki de sadece evde olan birşey değildir bu. Dışarı çıktığımızda bile, trafikte birbirlerine küfürler eden insanlar, hastanede sırada sabırsızlıkla 'biri bana birşey dese de patlasam!' dercesine bekleyen yüzler, okullarda birbiriyle yarış yapan çocuklar, yazılıda düşük not alan öğrenciye öğretmenlerin aşağılayıcı sözleri...Örnekleri çoğaltabiliriz..Galiba insanların kendilerini birbirinden yüksek görmeleri ya da ne bileyim birbirine kanıtlamaları küçüklükten gelen birşey olsa gerek.

Bazense küçüklükten gelmez bu bağırma alışkanlığı.. Geçmişinde insana büyük acı veren bir olay daha sonradan ince ince belirtisini gösterir.. Yavaşca... Sinsice... Ve daha sonra insan kendisini tutamaz ve büyük bir patlama yaşar. Huyları, davranışları, onu o yapan bütün özellikleri değişir o patlamadan sonra.. Üzüntüsünü o da diğerleri gibi birilerine bağırarak çıkartır. Sanki acısına neden olan diğerleriymiş gibi !

3 Eylül 2010 Cuma

Evet yeni bir gün.. Yeni sıkıcı bir gün... Bu aralar herşey monoton geçiyor.. Herşey basit ve sıradan.. Biliyorum hep böyle olmayacak, yakında, çok yakında hayatım hızlanacak ve eski olaylı günlerine devam edecek..Sadece iki hafta sonra yine aynı mutsuz yüzler beni bekliyor olacak.. Onlardan kurtulmamın çok zor bir yolu var bunu biliyorum.. ve sadece o yolla onlardan kurtulabilirim.. 
Planlarımın önüne kimsenin geçmesine izin vermemeliyim.. Şuana kadar hep güçlüydüm dışarı karşı.. Biliyorum içim ne kadar yorgun ve bıkkın olsa da hiç bir zaman pes etmicem. Yine güçlü olmaya devam edicem.. 
Bazen diyorum ki hiç mi pes etmicem.. Hiç mi yorulduğumu göstermemeliyim dışarı karşı ? 
Hayatımda sürekli olayları kontrol ederek yaşamaya alışmışım.. Bazen o kadar abartıyorum ki bunu , yarını bile planlamaya çalışıyorum. Amacım sıkıcılığı, plansızlığı, çıkabilecek tatsızlıkları, belirginsizlikleri engellemek biliyorum ama bu planlamayı yüzümü gözüme bulaştırdığım çok oluyor.. Ve yine de devam ediyorum.. Yine devam ediyorum hayatımı rutinleştirmeye..
Ne huylarımdan vazgeçtim ben.. Bundan da vazgeçerim biliyorum.. Ama hayatımı en çok etkileyen kendi kendime verdiğim bu savaş oluyor. Bu, planlama hastalığı. Sanki herşey benim kontrolum altında olmak zorundaymış gibi!
Bazen kendimden korkuyorum çünkü bunu sadece kendime değil, yakınımdakilere de yapıyorum. Çoğunda da onlara duygularımı o kadar iyi empoze ediyorum ki , yönetmekten hoşlandığımı görüyorum. Tabi herşey bu kadar güzel geçmiyor her seferinde. Çoğunda olaylar istediğim gibi giderken sonunda o kişileri kaybediyorum. 
Evet.
Çok kişi gelip geçti hayatımdan. Belki şuan sadece kendimi suçluyorum ama bu doğru. Çoğu kendi hatalarımla çıktı hayatımdan. Çok zor ve çok akıllı olmamın sonuçları hep 'bir kişi kaybetmekle sonuçlanıyor.. 
Bazense oyunlarımda farkında olmadan ben oynanılan oluyorum. Nasıl ben kullandıysam, farkında olmadan birileri de beni kullanıyor. Gerçi çoğunu sonradan farkediyorum ama onların benimle oynadıklarını bana hissettirmeden yaptıklarını düşünmelerini seviyorum. Çok acıyorum o zavallılara. Çünkü olaylar böyle ilerlerken, kazanan hep ben oluyorum. Yani beni kullandıklarını sandıklarında.. 
Hiç bir zaman kimseye tam olarak güvenmem. Çünkü herkesin içinde bir yönetme duygusu her zaman vardır. Kimse yönetilmek istemez.. Tıpkı benim gibi..
Yazık, çok yazık. .Tanıyorum sandığım insanlar bile çok yamuk..

31 Ağustos 2010 Salı

Yorgun'dum.

Cesaretimi kaybediyorum artık.. Konuşmak için ve daha bir sürü beni ben yapan özelliklerim için..En ufak birşeyde cesarete gereksinim duyuyorum.. Kendi kendimi sorguluyorum.. Neden? Nasıl oldu bunların hepsi ? diye.. Yaptığım her hata karşıma sert bir duvar gibi çıkıyor.. Ne kadar o duvarı aşmaya çalışsamda temelleri daha da sağlamlaşıyor sanki inadıma.. Sanki inadıma herşey daha da zorlaşıyor benim için.. Çözümlenemez bi hal alıyor..Tamam diyorum.. Bu kez casaretimi topladım.. İstediğim şeyi yapabilirim.. Ya tam yapacakken bi sorun çıkıyor ya da yaptıktan sonra. .
Sorunlar neden hep beni buluyor sanki ? Ya da herkesi buluyorda bir tek ben mi üstesinden artık gelemiyorum..Zayıfım..Bu günlerde hiç olmadığım kadar zayıf.. Artık farkediyorum ki herşeyin üstesinden gelebilen İrem yok artık. Belki de bu yüzden çok kırılgan oldum.. Ne bir cesaretim var ne de ayakta dimdik duracak halim.. Çok yorgunum..
Geri dönmek istiyorum, herşeyin başladığı yeree.. Bugünleri biliyorum nasılsa aynı hataları yapmam , biliyorum çünkü çok derinden yaşadım acıları. Evet biliyorum o hataları tekrar yaşayıp tekrar üzülmek istemediğimi...Ve tabii üzmek..
Ya da diyorum ki herşeyin son bulduğu yere gitsem bi an önce.. Birileri beni üzdüyse ya da ben birilerini üzdüysem hatırlamak istemediğim kadar sonuna gitsem bu hayatın.. O da olmuyor değil mi ? Farkındayım çok şey istiyorum.. Daha yolun yarısında bile değilken çok fazla şey istiyorum.. Gerçekleşemycek kadar çok !!


Hayır ! Ne öncesini ne de sonrasını istemeliyim. Şuanı yaşamalıyım.. Şuanı hakkettiğim gibi yaşamalıyım.. Ve evet hatalarıma devam etmeliyim.. Çünkü hata yapmadan ne cesaretimi toplayabilirim ne de yorgunluğumu atabilirim.


Evet ! Biliyorum artık.. Kendimi seviyorum.. Kimseyi sevmediğim kadar... Ve kendime güveniyorum ; kimseye güvenmediğim ve kimsenin kendisine güvenemeyeceği kadar !

Yinede bişeyler var..

Herşey çok hızlı ve bir o kadar da yavaş ilerliyor..Geçmişe bakıyorum..Neler yaşamışım..Neler yaşatmışlar..
Kendi öz irademle yaşadığım şeylere bakınca kendime kızıyorum..Neden ' diyorum ? Neden sonunu düşünmeden böyle aptalca hareketler yapmışım ki? Hem kim için yaptım onları !? Değdi mi ?
  Hayır değmedi. Ama ben bunu göremeyecek kadar körmüşüm o zamanlar. Yaptığım hatalardan geriye kalan sadece sonuçlar. Evet kimin için yaptığımın bir önemi yok. Sadece yaptığım şeylerin sonuçlarının önemi var. Çünkü bazen hala o hataların sonuçları karşıma çıkıyor. Beni yerden yere vuruyor. Unutmaya çalışıyorum. Olmuyor.. Düşünmemeye çalışıyorum.. Taaaaaa ki başka birşey onu bana hatırlatıncaya kadar..
  
Peki kendi yaptıklarım değilde diğerlerinin bana yaptıkları !? Onları da mı haketmiştim. Eğer gerçekten onları da hakettiysem ben gerçekten de kötü biriyim. Kin beslemiyorum.. Çünkü dedim ya belki de ben gerçekten ama gerçekten kötü biriyim..

Zamanla Herşey Değişir Sen bile..

Hayat diyorum.. Çok garip..Bir gün iyi olurken diğer gün tam tersi kötü olabiliyor..Bazen kararlar alıyorsun..Ya da hayat bu belki de sana zorla kararlar aldırıyor orası meçhul..Bu kararlarda çok kesin düşünüyorsun..Kendinden eminsin ya artık..Ve öyle bir gün geliyor ki aldığın kararı tek bir hamlede tamamen unutuyorsun..O karar için verdiğin emeklerin bir önemi yok..Artık senin için önemli olan o karardan vazgeçmene neden olan şeydir..Sonuç olarak artık sen bir hiç'sin..Kararlarında duramayan koca bir hiç. Artık kendisini kendisine kanıtlamaya çalışan değil, kendisini tamamen başkalarına adayan, kanıtlamaya çalışan bir zavaallı, aciz..
Hoşgeldiin..Yeni hayatına hoşgeldiin..